Görülüyor ki ortada ilginç bir diplomatik düğüm var.
Türkiye, Ermenistan'dan Kars Anlaşması'nı tanıdığını teyid etmesini isterken, Ermenistan, anlaşmayı tanımadığına ilişkin bir beyanının ya da pozisyonunun bulunmadığını, dolayısıyla Kars Anlaşması'nı birbaşına bugüne koşul olarak taşımadaki ısrarı anlamsız bulduğunu belirtiyor.

Türkiye ile Ermenistan arasında yaşananları yakından ve ilgiyle izleyen gazetecilerdenim. Özellikle bağımsızlıktan bu yana yaşananların satıraraları dahi hâlâ belleğimde tazeliğini koruyor.

Bu düğümün çok önemli olmadığını, rahatlıkla çözülebileceğini biliyorum, çünkü zaten de az kalsın çözülmüştü.
Türkiye Ermenistan'ı bağımsızlığından sonra ilk tanıyanlardan biriydi, bu tanımayı diplomatik ilişkiye taşımak için ikili temaslar ise süratle başlatılmıştı.
Kars Anlaşması'nın teyidi o günlerde de Türkiye tarafından dile getirilen bir konuydu ama üzerinde anlaşılan bir protokolle bu konu da pekala aşılıyordu.
Ne var ki tam bu protokolün imzalanması sürecine girilmişken Ermeni güçlerinin Kelbecer'i işgal etmesi üzerine Türkiye görüşmeleri durdurdu. Bu da Karabağ savaşından dolayı Türkiye ile Ermenistan ilişkilerindeki ilk kopuş oldu. Ardından sınırlar kapatıldı ve bir daha eski günlere dönmek mümkün olmadı.

Neydi o günlerde üzerinde anlaşılan protokol?

Her iki hükümet de daha önce ortak olarak hazırlanmış ve üzerinde çekince konmamış önceki tüm anlaşmalara saygı duyduklarını belirtiyorlar ve özel olarak herhangi bir anlaşmanın adını zikretme gereği duymuyorlardı.
İşte Kars Anlaşması da bu adı zikredilmemiş olanlardan biriydi ve sorun olmaktan çıkıyordu.
Bugün ise ne yazık ki gelinen nokta bu hazırlanan ama imzalanamayan protokolden çok uzak.
Türkiye Ermenistan'da iç politika açısından hayli nazik bir durum arzeden bir konuda dayattığı taleple, çözüm yerine çözümsüzlüğü üreten taraf görünümünde.

Önce Ermenistan'daki nazik durumu açalım.

Kars Anlaşması Ermeniler açısından bir yenilgi ve toprak kaybının belgesi ve çaresizliğin teyididir.
Dolayısıyla Ermeni dünyasında bu yenilgiyi kabul etmeyenlerin bulunması ve her fırsatta milliyetçi bir siyaset üretmeleri çok doğal.
Nitekim 1993 yılında Ermenistan Parlamentosu'nda bir komisyona Taşnak bir milletvekili tarafından getirilen "Ermenistan Kars Anlaşması'nı kabul etmediğini yasa maddesi haline getirsin" önergesi bizzat o dönemin hükümetince engellenmiş ve böyle bir politikanın var olamayacağı o günden beri de Ermenistan'ın temel politikası haline dönüştürülmüştür.

Başından beri, hem Türkiye'yle yumuşak ilişkiler geliştiren Levon Ter Petrosyan döneminde hem de sert bir sürece giren Koçaryan döneminde bu nazik konuların cesaretle ele alınışına ama aynı zamanda da iç siyasette ne gibi çalkantılara yol açtığına hep birlikte tanık olduk. Levon Ter Petrosyan iktidarı Türkiye'yle yürüttüğü yumuşak ilişkileri nedeniyle kaybetti.

Koçaryan ise "Türkiye'den toprak talebimiz yok" beyanatını verdikten sonra ülke içinde ve dışında ağır eleştirilere maruz kaldı.

Hal böyleyken, Türkiye'nin Ermenistan Hükümetleri'nden özel olarak Kars Anlaşması'nı tanıdığını teyid etmesini istemesi ise çözüme niyetlenen Ermenistan Hükümetleri'ni bu milliyetçi çizgideki aslanların arasına atmakla aynı anlama geliyor.

Doğrusu Ermenistan tarafında algılanan o ki, Türkiye bunu bilerek yapıyor ve bu ısrarıyla da Ermenistan'daki milliyetçilerin ekmeğine yağ sürerek işi yokuşa sürüyor.
Görünen o ki Ermenistan kendi ikileminin farkında...
Ama Türkiye'nin bu ikilemi körüklediğinin de.
Oysa taraflar gerçekten samimiyse bu sorunu aşmak diplomasi için
hiç de zor değil.
Yeter ki istensin.

Görülüyor ki ortada ilginç bir diplomatik düğüm var.

Türkiye, Ermenistan'dan Kars Anlaşması'nı tanıdığını teyid etmesini isterken, Ermenistan, anlaşmayı tanımadığına ilişkin bir beyanının ya da pozisyonunun bulunmadığını, dolayısıyla Kars Anlaşması'nı birbaşına bugüne koşul olarak taşımadaki ısrarı anlamsız bulduğunu belirtiyor.

Türkiye ile Ermenistan arasında yaşananları yakından ve ilgiyle izleyen gazetecilerdenim. Özellikle bağımsızlıktan bu yana yaşananların satıraraları dahi hâlâ belleğimde tazeliğini koruyor.

Bu düğümün çok önemli olmadığını, rahatlıkla çözülebileceğini biliyorum, çünkü zaten de az kalsın çözülmüştü.
Türkiye Ermenistan'ı bağımsızlığından sonra ilk tanıyanlardan biriydi, bu tanımayı diplomatik ilişkiye taşımak için ikili temaslar ise süratle başlatılmıştı.
Kars Anlaşması'nın teyidi o günlerde de Türkiye tarafından dile getirilen bir konuydu ama üzerinde anlaşılan bir protokolle bu konu da pekala aşılıyordu.
Ne var ki tam bu protokolün imzalanması sürecine girilmişken Ermeni güçlerinin Kelbecer'i işgal etmesi üzerine Türkiye görüşmeleri durdurdu. Bu da Karabağ savaşından dolayı Türkiye ile Ermenistan ilişkilerindeki ilk kopuş oldu. Ardından sınırlar kapatıldı ve bir daha eski günlere dönmek mümkün olmadı.

Neydi o günlerde üzerinde anlaşılan protokol?

Her iki hükümet de daha önce ortak olarak hazırlanmış ve üzerinde çekince konmamış önceki tüm anlaşmalara saygı duyduklarını belirtiyorlar ve özel olarak herhangi bir anlaşmanın adını zikretme gereği duymuyorlardı.
İşte Kars Anlaşması da bu adı zikredilmemiş olanlardan biriydi ve sorun olmaktan çıkıyordu.
Bugün ise ne yazık ki gelinen nokta bu hazırlanan ama imzalanamayan protokolden çok uzak.
Türkiye Ermenistan'da iç politika açısından hayli nazik bir durum arzeden bir konuda dayattığı taleple, çözüm yerine çözümsüzlüğü üreten taraf görünümünde.

Önce Ermenistan'daki nazik durumu açalım.

Kars Anlaşması Ermeniler açısından bir yenilgi ve toprak kaybının belgesi ve çaresizliğin teyididir.
Dolayısıyla Ermeni dünyasında bu yenilgiyi kabul etmeyenlerin bulunması ve her fırsatta milliyetçi bir siyaset üretmeleri çok doğal.
Nitekim 1993 yılında Ermenistan Parlamentosu'nda bir komisyona Taşnak bir milletvekili tarafından getirilen "Ermenistan Kars Anlaşması'nı kabul etmediğini yasa maddesi haline getirsin" önergesi bizzat o dönemin hükümetince engellenmiş ve böyle bir politikanın var olamayacağı o günden beri de Ermenistan'ın temel politikası haline dönüştürülmüştür.

Başından beri, hem Türkiye'yle yumuşak ilişkiler geliştiren Levon Ter Petrosyan döneminde hem de sert bir sürece giren Koçaryan döneminde bu nazik konuların cesaretle ele alınışına ama aynı zamanda da iç siyasette ne gibi çalkantılara yol açtığına hep birlikte tanık olduk. Levon Ter Petrosyan iktidarı Türkiye'yle yürüttüğü yumuşak ilişkileri nedeniyle kaybetti.

Koçaryan ise "Türkiye'den toprak talebimiz yok" beyanatını verdikten sonra ülke içinde ve dışında ağır eleştirilere maruz kaldı.

Hal böyleyken, Türkiye'nin Ermenistan Hükümetleri'nden özel olarak Kars Anlaşması'nı tanıdığını teyid etmesini istemesi ise çözüme niyetlenen Ermenistan Hükümetleri'ni bu milliyetçi çizgideki aslanların arasına atmakla aynı anlama geliyor.

Doğrusu Ermenistan tarafında algılanan o ki, Türkiye bunu bilerek yapıyor ve bu ısrarıyla da Ermenistan'daki milliyetçilerin ekmeğine yağ sürerek işi yokuşa sürüyor.
Görünen o ki Ermenistan kendi ikileminin farkında...
Ama Türkiye'nin bu ikilemi körüklediğinin de.
Oysa taraflar gerçekten samimiyse bu sorunu aşmak diplomasi için
hiç de zor değil.
Yeter ki istensin