Hosgeldiniz.... AyMaRaLCaN Bilgi Paylasim Platformuna..... Cay Isterseniz ( Hayali Büfe ) Smile Sagda Büfemiz Var Buyurun Bir Bardak Alin Afiyetle Icin Seker Bitmis ise Lütfen Zile Tiklayin Servisimiz Yardimci Olacaktir..... ..Keyifli Seyirler Dilerim Smile Bye ...
Yazar ---- > Wink AyMaRaLCaN



 
AnasayfaGüncel KonularGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yap
En son konular
»  Acilinden Kaciyorum ...Görüsmek Umudu Ile <---- Bye
Cuma Ara. 14, 2012 7:05 am tarafından AyMaRaLCaN

» Bir Sarkisin Sen
Cuma Ara. 14, 2012 7:03 am tarafından AyMaRaLCaN

» MerHaba MerHaba :)
Cuma Ara. 14, 2012 6:58 am tarafından AyMaRaLCaN

» Azerbaycan Yemekleri,Azerbaycan Yemek Kültürü,Azerbaycan Mutfağı
Cuma Ara. 14, 2012 6:49 am tarafından AyMaRaLCaN

» ORHAN AFACAN SIIRLERI Tas Atan Cocuklar
Cuma Kas. 30, 2012 7:48 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Bu Mezarda Bir Garip Var
Cuma Kas. 30, 2012 3:51 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Bizden Geriler (Gam Kasavet)
Cuma Kas. 30, 2012 3:49 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Benim Hayatım
Cuma Kas. 30, 2012 3:48 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Babasını (Bir Fakirin Hatırını)
Cuma Kas. 30, 2012 3:46 am tarafından AyMaRaLCaN

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Istatistikler
Toplam 7 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: AyBüke

Kullanıcılarımız toplam 28063 mesaj attılar bunda 19753 konu
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Similar topics
Sosyal yer imi
Sosyal yer imi digg  Sosyal yer imi delicious  Sosyal yer imi reddit  Sosyal yer imi stumbleupon  Sosyal yer imi slashdot  Sosyal yer imi yahoo  Sosyal yer imi google  Sosyal yer imi blogmarks  Sosyal yer imi live      

www.ay-maral-can.forum-aktiv.com

Sosyal bookmarking sitesinde adresi saklayın ve paylaşın
En bakılan konular
Azerbaycan Bayragi
Çok Güzel Kalp Resimler,i Güller ve Kalpler,
Türkmenistan (3) - Türkmen İsimleri
Xürremiler Herekatı ve Babek
Acilinden Kaciyorum ...Görüsmek Umudu Ile <---- Bye
Bir Sarkisin Sen
MEN TELESMİREM Semed Vurgun ..1954
Radyo icin Tema Resimleri Resimler Resim
MerHaba MerHaba :)
ŞİİR DİNLETİSİ SUNU METNİ

Paylaş | 
 

  Ana Dilli Azerbaycan Yazılı Türk Edebiyatı

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
AyMaRaLCaN
Admin
avatar

Üyelik tarihi : 11/06/08

Mesaj Sayısı : 12267

Rep Gücü : 29249

Rep Puani : 235


MesajKonu: Ana Dilli Azerbaycan Yazılı Türk Edebiyatı   Salı Ara. 13, 2011 10:44 pm

Şüphesiz, her millî edebiyatın

esas göstericisi, başlıca amili, evvelce de ifade edildiği gibi, bu edebiyatın yazıldığı, yaratıldığı dildir. Bu açıdan, Azerbaycan edebiyatının ilk tarihçisi, dört ciltlik "Azerbaycan Edebiyatı" kitabını ilk defa 1925' te yayınlayan Feridunbey Köçerli (1863-1920) millî edebiyatımızın tarihini Fuzûlî'den başlatıyordu. Son incelemeler ise, Azerbaycan'da Türk dilli şiirin ilk örneklerinin XII. yüzyılda yazıldığını ortaya koymuştur.

Ancak, dikkat etmek gerekir ki, Azerbaycan Edebiyatı yalnız şimdi değil, en eski dönemlerinden itibaren Türk edebiyatlarının bir kolu, bir parçası niteliğinde idi. Bu açıdan, en eski Türk edebî abidelerinde diğer Türk boyları ile birlikte Azerbaycan Türklerinin de payı vardır. Eski Türk Edebiyatı araştırmacılarından İ. S. Braginski'nin yazdığı gibi, "V-VII. asırlarda meydana gelen Runik ve Uygur abideleri, yalnız bir halkın değil; bütün, Türk dilinde konuşan halkların umumî edebî mirası olarak alınmalıdır". Eski Türk şiiri hakkında değerli bir inceleme eserinin müellifi olan İ. V. Stebleva ise, bu umumilik ve ortaklığı, dil faktörü ile açıklayarak şöyle yazar: "Çünkü bu asırlarda Merkezî ve Orta Asya'da, Güney Sibirya'da tek ve genel Türk edebî dili hakimdir".

Böylece, ilk örnekleri XII. yüzyılda meydana çıkan anadilli Azerbaycan edebiyatının kökü, asırların derinliklerine gidiyor ve hiç şüphesiz Muharrem Ergin'in haklı olarak "Türk Töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesikası... Türk dilinin mübarek kaynağı... Türk yazı dilinin ilk, fakat harikulade işlek örneği..." diye adlandırdığı Bengütaş edebiyatına, Orhon-Yenisey Kitabeleri'ne dayanıyordu. Şüphesiz, bu edebiyatın tarih sahnesine gelişinde, onun millî kültür hadisesi olarak oluşmasında, Mahmut Kaşgari'nin "Divan-i Lügat it-Türk"ü, Yusuf Has Hacib Balasağunlu'nun "Kutadgu Biliğ"i, Kul Alinin "Kıssa-yi Yusuf'u, "Oğuzname"ler ve Kitab-i Dede Korkut destanı, önemli rol oynamıştı. Elbetti ki, bütün bu temel eserlerin, bu kaynakların dışında, Azerbaycan'da, Azerbaycan Türklerinin ana dillerinde bir edebiyatın oluşması imkânsız idi.

Millî edebiyatın oluşmasında millî devletin ve siyâsî hayatın da etkili olduğu kabul edilmelidir. XIII. yüzyılda Azerbaycan'da, yalnız kültür açısından değil, siyâsî açıdan da Türkçe edebiyatın doğuşu için müsait bir ortam gelişmekte idi. Bu asırda Azerbaycan bir Türk İmparatorluğu'nun -Altın Ordu'nun- içinde idi. Birbirini takip eden savaşlara rağmen, Selçuklular ve Atabeylerin hakimiyet dönemlerinde temeli atılan kültür hayatı, bütün boyutlarıyla yaşanıyor ve hatta hızlanıyordu. XIII.-XIV. yüzyılda, Azerbaycan edebiyatının ve medeniyetinin Zülfüqar Şirvani, Hümam Tebrizi, Evhedi Marağayi, Essar Tebrizi, Arif Erdebili gibi üstadlan yetişmişti. Mimarlık, hattatlık, musikî nazariyesi vb. sanat alanları, millî esas üzerinde gelişmekte idi. Şark musikî sanatının, Azerbaycan'da yetişen Seyfeddin Urmevi, Mehemmed Ebubekir oğlu Şirvani, Farabi ve İbn Sina'dan sonra musiki sahasında Üstadı-salis (Üçüncü ustad) adını almış Hoca Abdülkadir Merağalı gibi temsilcileri çağlarını aşan eserler vermişlerdi. Ressamlık sanatında "Tebriz mektebi" adını almış olan okul da, XIV. yüzyılın eseri idi. Mahmud Sarraf, Seyid Haydar, Sefer Tebrizi, Abudullah Seyreği gibi hattatların adları yalnız kendi vatanlarında değil, bütün Müslüman Şarkında tanınıyordu. 1259'da meşhur Merağa rasadhanesini kuran Hoca Nasireddin Tusi, yalnız astronomi ve astroloji sahalarında devrinin ünlü alimi değil, aynı zamanda tarih, felsefe, poetika üzerine araştırmaların ve bedii eserlerin müellifi idi.





Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ay-maral-can.forum-aktiv.com
AyMaRaLCaN
Admin
avatar

Üyelik tarihi : 11/06/08

Mesaj Sayısı : 12267

Rep Gücü : 29249

Rep Puani : 235


MesajKonu: Geri: Ana Dilli Azerbaycan Yazılı Türk Edebiyatı   Salı Ara. 13, 2011 10:45 pm

XIV-XV yy. Azerbaycanında, Mehemmed Hinduşah Nahçıvani, Abdullah Fezlullahoğlu, Hamdullah Gazvini, Sami vs. gibi tarihçiler, Abdürreşid Bakuvi gibi coğrafyacı, Mahmud Şebüsteri gibi filozof yetişmiş, Tebriz'de bir üniversite niteliğinde olan "Darüş-Şifa" medresesi faaliyete başlamıştı. Tabii ki, edebiyat da bu genel kültür canlanmasının dışında kalamazdı, Merağalı Evhedi'nin (1274-133 meşhur "Cam i-Cem" ve "Dehname" mesnevileri, Arif Erdebili'nin (XIY yy.) "Ferhadname" manzum destanı, Mahmud Şebüsteri'nin "Gülşen-i Raz" felsefî manzumesi, Essar Tebrizi'nin "Mehr ve Müşteri" destanı, Fezlullah Naimi'nin (1339-1396) "Cavidanname"si vs. bu devrin edebî mahsûlleri arasındadır. Ama hiç şüphesiz ki, kültürel gelişme açısından şahsiyet ve olay yaratacak eserlerle zengin olan bu yüzyılın en mühim edebî hadisesi, Azerbaycan Türkçesinin ilk örneklerinin ortaya konulması ile ilgili idi.

Azerbaycan edebiyatı tarihinde ana diliyle yazılmış bilinen ilk eserin müellifi Hasanoğlu'dur. "Tezkiretü'ş-şuara" müellifi Devletşah Semerkandi onun eserlerini Türkçe ve Farsça kaleme aldığını, Rum'da ve Azerbaycan'da tanındığını söylüyor. Bu şair Türkçe şiirlerinde Hasanoğlu mahlasını, Farsça şiirlerinde ise aynı mânada Pur-i Hasn mahlasını kullanmıştır.

Hasanoğlu hakkında Türk Edebiyatı tarihinde ilk defa bilgi veren Prof. Mehmet Fuat Köprülü olmuştur. Şairin biri Türkçe, öbürü Farsça yalnız iki gazeli elde olduğundan, onun edebî kişiliği hakkında geniş söz açmak tabii ki, zordur. 1968' de Alman şarkiyatçı Barbara Fleming Mısır kütüphanelerinin birindeki elyazmaları arasında Hasanoğlu'nun Türkçe bir başka gazelini daha bularak yayınlamıştır.

Hasanoğlu'nun doğum ve ölüm tarihî belli değildir. Ancak, iki Türkçe şiirinin dil açısından tahlili, diğer taraftan, XIV. yy. tezkirecisi Semerkandi'nin kendi eserinde onun hakkında bilgi vermesi, şairin en geç, XIV. yüzyılda yaşadığını düşündürmektedir.

Hasanoğlu'nun gazeli bu eserin yazıldığı döneme kadar Azerbaycan Türkçesinin belli bir gelişme dönemi yaşadığını ve şiir diline çevrildiğini gösteriyor. Gazel, geleneksel konuda-muhabbet üzerine yazılmışsa da, şekil açısından yeni ve özgündür; baştan sona kadar, sorular ve onlara verilen cevaplar üzerine kurulmuştur:

Apardı könlümü bir hoş qemer yüz, canfeza dilber,

Ne dilber? Dilberi-şahid. Ne şahid? Şahidi-server.



Men ölsem sen, büti-şengül, sürahi, eyleme qül-qül,

Ne qül-qül? Qül-qüli bade. Ne bade? Badeyi-ehmer.



Başımdan getmedi hergiz seninle içdiyim bade,

Ne bade? Badeyi-mesti. Ne mesti? Mestiyi-sağer

Hasanoğlu'nun Barbara Fleming tarafından yayınlanan ikinci gazelinin dili daha açık ve anlaşılırdır. Ayrıca, birinci gazelden farklı olarak, burada ilahî aşk değil, reel, gerçekçi aşk terennüm olunur, insanî his ve duygular ön plana getirilir.

Gerçi Hasanoğlu'nun, edebiyat tarihimize iki şiiri girmiştir. Ama muhakkak ki; bu iki şiir, millî dil ve millî edebiyatımız için, cilt cilt eserlerden daha önemlidir. Hasanoğlu'nun açtığı yolda giden Şah Kasim Envar (1356-1434), Gazi Bürhaneddin gibi (1344-139 gibi şairler Azerbaycan Türkçesi'ni bir şiir dili olarak daha da geliştirdiler, onun zengin üslûp ve ifade imkânlarını meydana çıkardılar. Aynı zamanda, bu dil vasıtası ile klasik Şark Edebiyatı'na yeni konular ve yeni edebî türler getirdiler. Mesela, Şah Kasim Envar ilk defa olarak Azerbaycan bayatılarının, geraylı ve koşmalarım havasını, dilini, ifade tarzını, şeklini klasik şiire getirmiştir. Mesela, aşağıdaki şiirinde olduğu gibi:

Sabahın olsun mübarek,

Çelebi, bizi unutma.

Salam ile can verdik,

Çelebi, bizi unutma.



Azerbaycan Türkünün yazmış olduğu bu mısralarda yalnız halk edebiyatının havası değil, Anadolu'nun bağrından kopmuş başka bir meşhur Türk şairinin,Yunus Emre'nin ve onların her ikisinin hocası sayılan Türkistanlı bilge Hoca Ahmet Yesevi'nin nefesi duyulmaktadır.

Gazi Burhaneddin ise, çağdaş edebiyata eski Türk şiirinin çok yaygın türlerinden biri olan tuyuğu getirmiş ve onun klasik örneklerini ortaya koymuştur:

Hemişe aşiq könlü büryan bolur,

Her nefes qerib gözi giryan bolur,

Sufilerin dileki mehrab, namaz,

Er kişinin arzusu meydan bolur.

Yalnız şairlikle yetinmeyen, aynı zamanda ülke önderi ve yiğit bir başbuğ olan Gazi Burhanaddin muhabbet lirizminin, dinî-ahlakî konuların ve sufi görüşlerin dışına çıkamayan Azerbaycan Türk şiirine alplik, erenlik, kahramanlık ve savaş ruhu ve konuları getirmiştir. Böylece o, bir taraftan edebiyatı kendi fikir ve amaçlarının hizmetine verirken, öbür taraftan onu fantazi semalarından yere indirmiş, gerçekliğe ve onun sorunlarına yaklaştırmıştır. Türkçenin bir şiir diline çevrilmesinde de Gazi Burhaneddin'in şahsiyeti ve edebî yaratıcılığı merhale niteliğindedir. Onun Türkçesi aradan asırlar geçmesine rağmen, tam anlaşılır, oynak ve çekicidir. Şair, halk dilinin unsurlarından büyük maharetle faydalanır, halk edebiyatı örneklerinden, özellikle de atalar sözlerinden ve mesellerden gereken şekilde yararlanır. Onun tasvirleri hayatî ve canlıdır. Gazi Burhaneddin Azerbaycan Türkçesinin bütün zenginliklerini ilk defa ortaya koyan ve bu açıdan millî edebiyatın sonraki gelişme merhalelerini, özellikle de Nesimi, Hatai, Fuzûlî, Vagif gibi ustaların yaratıcılıkların etkiyen üstad bir sanatkârdır.

Azerbaycan Edebiyatı'nda ana dilinde yazılmış mesnevinin ilk numunesi de XIII. yy. mahsulüdür. Müellifi belli olmayan bu eser, Nizami yaratıcılığındaki manzum destan geleneğinin muhtemelen aynı tarihî dönemdeki anadilli edebiyatta da sürdürüldüğünün bir işaretidir. "Destan-i Ahmed Herami" adlı mesneviyi, ilk defa 1928' de Türk alimi Telet Onay eski elyazmaları içerisinde, bularak yayınlamış ve kitaba yazdığı önsözde destanı, Türkçenin bir abidesi olarak değerlendirmiştir. Destan dil ve üslup bakımından, Türk Edebiyatının eski abidelerine, özellikle de "Kitab-i Dede Korkut"a yakındır. Nizami'nin manzum destanlarındaki konuların ve kahramanların tekrar tekrar ele alındığı bir devirde yazılmış "Destan-i Ahmed Herami", konusunun yeniliği ve halk edebiyatına bağlılığı ile dikkat çeker. Destanın, zamanımızın günlük konuşma dilini andıran dilinde, halk edebiyatı geleneklerine ve tecrübesine dayanmak temayülü kuvvetlidir. Mesela, aşağıdaki örnek, "Destan-ı Ahmed Herami" de atasözlerinden ne kadar sık, fakat yerinde istifade edildiğini belirtebilir:





Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ay-maral-can.forum-aktiv.com
AyMaRaLCaN
Admin
avatar

Üyelik tarihi : 11/06/08

Mesaj Sayısı : 12267

Rep Gücü : 29249

Rep Puani : 235


MesajKonu: Geri: Ana Dilli Azerbaycan Yazılı Türk Edebiyatı   Salı Ara. 13, 2011 10:46 pm

Meseldir, seveni sevmek gerekdir,

Eyi niyyetlere irmek gerekdir.



Gülendam dexi söylemedi tekrar,

Heqiqet dinmemeklik olur iqrar.



Meseldir, kendi düşen ağlamaz der,

Axan deryayı kimse bağlamaz der.

Kırım'da, Şiraz'da, Bağdat'ta cereyan eden olaylar, maceralar üzerine kurulmuş bu ilgi çekici destan, Oğuz Türklerinin ortak edebî abidesi olarak adlandırılmak hakkına sahiptir.

Azerbaycan Türkçesinin kısa bir zaman içerisinde Farsça ile rekabet edebilen bir şiir dili seviyesine yükselmesi, onun yaslandığı edebî geleneklerin eskiliğini ve zenginliğini gösterirken, bu edebiyatın eski örneklerinin günümüze ulaşamamış olması ihtimalini artırmaktadır. Türk şiirindeki Yunus Emre mucizesi gibi, Hasanoğlu yahut Gazi Burhaneddin de, halk edebiyatı kaynaklarından gıdalandılar; ama, onların klasik üslupta yazılmış mükemmel eserleri, başka kaynakların da varlığına işaret etmektedir.

XIV. asrın sonu, XV. asrın başlarındaki ana dilli Azerbaycan edebiyatının en büyük zirvesi şüphesiz Nesimi'dir. 1369' da, büyük bir ihtimalle Şirvan'da doğmuş, mücadele ve isyanlarla dolu hayatını 1417'de Haleb'te, idam sehpasında sona erdirmişti. Mükemmel bir eğitim alan, devrinin en kâmil insanlarından biri olarak tanınan Nesimi, üç klasik şark dilinde-Türkçe, Farsça ve Arapça- eserler yazmıştır. Şirvan'da ve Bakü'de yaşadığı dönemde, Hurufilik taliminin banisi Fezlullah Heimi ile tanışıp, dost olmuş, kısa zaman sonra da, onun sadakatli müridlerinden biri haline gelmiştir. Nesimi'nin Hürûfilerin takibi üzerine, Nesimi Azerbaycan'ı terk ederek Anadolu’ya gelmiş, burada da takip ve tehditlere uğrayarak Halep'e gitmek zorunda kalmıştır. Anadolu'da Nesimi ile görüşen XV. asır Türk şairi, "Beşaretname" eserinin müellifi Refii, Nesimi hakkında, adı geçen eserinde şöyle yazmıştır:





Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ay-maral-can.forum-aktiv.com
AyMaRaLCaN
Admin
avatar

Üyelik tarihi : 11/06/08

Mesaj Sayısı : 12267

Rep Gücü : 29249

Rep Puani : 235


MesajKonu: Geri: Ana Dilli Azerbaycan Yazılı Türk Edebiyatı   Salı Ara. 13, 2011 10:47 pm

Ol Nesimi-rehmet-i fezl-i hüda,

Ol İmaddeddin - Sirr-i Mürteza.



Ol şehid-i aşk-i fezl-i zülcelal,

Bend-ü zindanlarda yatan mah-ü sal.



Ol beladan ah-ü efğan etmeyen,

Söyleyen esrarı, pünhan etmeyen

Nesimi'nin dünya görüşü şarkın iki büyük dini-felsefi tarîkatının-sufizmin ve hürûfiliğin etkisi altında biçimlenmiş ve olgunlaşmıştı.

Şairin, bu felsefî anlayışların etkisi altında yapılmış eserlerinin temelinde Allah fikri vardır ve insanın manevî-ahlâkî olgunlaşmak yoluyla O'na kavuşması fikri ön plandadır. Nesimi için insanın en büyük mutluluğu yaradana kavuşması, O'nunla bir vahdet halinde birleşmesidir. İnsanı yardılmışların en olgunu, en kutsalı olarak gören Nesimi, onda Allah'a mahsus sıfatların tecelli etdiğini savunur; böylece, insanı Allah'laştırır, Allah'ı insanlaştırır. Nesimi'nin bu isyancı panteizmi, insanı değersiz kılan, onu her açıdan kula, köleye çeviren, zamana ve zamanın hükümdarlarına karşı bir baş kaldırış olarak düşünülebilir. Nesimi Azerbaycan Edebiyatı Tarihi'ne hem şair, hem de büyük, hümanist filozof olarak girmiştir.

Nesîmî yaratıcılığının mühim bir kısmını oluşturan, coşkun bir ilham ve alevli bir kalbin ürünü olan gazellerinde yalnız Allah sevgisini değil, aynı zamanda insan sevgisini, hayatını verdiği güzel sevgisini, yüksek şiiriyet ve ihtirasla terennüm etmiştir. Nesîmî kendinden önce gelen şairlerle kıyaslandığında, Azerbaycan Türkçesini bir edebiyat dili, şiir dili olarak daha da geliştirmiş, bu dilin bütün elvanlığını, canlılığını, mûsikisini ve şirinliğini şiirlerinde aksettirebilmiştir:

Düşdü yene deli könül gözlerinin xeyaline,

Kim ne bilir bu könlümün firi nedir, xeyali ne?



Al ile ala gözlerin aldadıb aldı canımı,

Alını gör ne al eder, kimse irişmez aline.

Nesimi'nin hemen her gazelinde bu tür dil sihirbazlıklarına rastlamak mümkündür. İnsanı yaratılmışların yücesi sayan şair, onu layıkıyla terennüm ve vasfedebilmek için, kullandığı şiirin dilini de öylece yüceltebilmişti.

XVI. yüzyıl Azerbaycan edebiyatının hiç şüphesiz ki, iki büyük zirvesi vardır. Bunlar, Hatai ve Fuzûlî'dir. Tabii ki, bu sanat zirvelerinden baktığımızda onların çağdaşı olan, onlarla bir devirde yaşayıp, yazan bazı şairlerin eserleri ve şahsiyetleri ikinci derecede gözükürler. Aslında, XIV.- XVI. yy. edebiyatında Nesimi'nin, yahut Fuzûlî'nin zirvesine yükselmeseler de, yine millî edebiyat tarihinde kendi yerleri ve adları olan bir sıra istidatlı şairler yetişmiştir. Karakoyunlu hükümdarı, şiirde Nesimi'nin takipçisi olarak tanınan Cihanşah Hekiki, Fuzûlî'nin seleflerinden biri sayılan Nimetullah Kişveri, Hebibi Hamidi, Süruri, Sahi, Helili, Kâtibi, Bedr Şirvani, Gülşeni, Hezani, Beşiri, Sahi vs. gibi onlarla şair, bu devir edebiyatının temsilcileri idiler. Onların hepsi eserlerinin Azerbaycan Türkçesi ile yazmış bu dilin gelişmesine çaba göstermişlerdi. Timurîler İmparatorluğunun dağılmasından sonra, Azerbaycan'ın güneyinde meydana çıkan Karakoyunlu ve Akkoyunlu devletleri, daha sonra ise bütün Azerbaycan topraklarını kendi idaresi altında birleştiren Safeviler hanedanının hükümdarları, Fars etkisinden tam uzaklaşarak Azerbaycan Türkçesine büyük önem verir, onun tam bir sanat ve edebiyat dili, aynı zamanda devlet dili olarak kabul edilmesi ve kullanılmasına çalışırlar. Bu devletlerin temelini oluşturan terekeme soyluları millî geleneklere göre yetişmişti. Onlar artık evvelki devirlerin saray muhitinden uzaklaşamayan hükümdarları gibi Fars kültürünün etkisi altında değildiler. Nihayet Türklük düşüncesinin, Türklük şuurunun kendi uyanış dönemini yaşaması, dünyanın üç kıtasında hükümdarlık eden Osmanlı İmparatorluğu'nun varlığı ve bütün Avrupa'nın Türk adı karşısında titremesi de, Türkçenin hayatın bütün sahalarında hakim dil oluşunda etkili oldu. Bu tesirlerle, XV. yy. sonlarında Azerbaycan Fars devletçiliği geleneklerinin ve Fars kültürünün son kalesi olan Şirvanşahlar devleti Safevi hanedanının savaşı siyâsî ve manevî baskısı ile çöktü ve bu saray etrafında toplanan Fars dilli şairler, dönemin edebiyatında hiç bir iz bırakmadan silindiler.

XV.- XVI. yüzyılda, Türk dünyasında kültür açısından bir yakınlaşma ve bütünleşme oluştuğu dikkati çeker. Türk hükümdarları biri birleri ile çekişseler de bu hükümdarların memleketlerinde yaşayan Türk şairleri bir manevî birlik havası oluşturmaya çaba gösteriyorlardı. Mesela, Güney Azerbaycan'da, Serab kasabasında doğan, Şah Kasım Envar; Orta Asya'ya göçerek burada hem büyük şair, hem de tarikat mürşidi gibi tanınmış, onun takipçileri arasında Emir Tiymur'un torunu Mirze Uluğbey bile bulunmuştur. 1488' de Sultan Hüseyin Baykara'nın veziri Emir Ali Şir Nevai'nin Azerbaycanlı şairin mezarı üzerine türbe yaptırması, sözünü ettiğimiz manevî birliğin bir simgesi gibidir. XVI. yy. Azerbaycan şairlerinin faydalandıkları en büyük edebî örneklerden biri de Orta Asya Türk şiirinin ünlü üstadı Nevai'nin eserleri idi. Nevai şiiri yalnız bedii özellikleri ve konusu açısından değil, dil özellikleri açısından da Azerbaycan şairlerini etkilemişti. Mesela, kendini Nevai ile kıyaslayan ve Sultan Hüseyin Baykara gibi şiire, sanata değer veren bir koruyucu bulamadığı için adını dünyaya duyuramadığını söyleyen Kişveri, eski Özbek-Çağatay Türkçesinin kelime ve terkiplerini de bol bol kullanıyordu:





Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ay-maral-can.forum-aktiv.com
AyMaRaLCaN
Admin
avatar

Üyelik tarihi : 11/06/08

Mesaj Sayısı : 12267

Rep Gücü : 29249

Rep Puani : 235


MesajKonu: Geri: Ana Dilli Azerbaycan Yazılı Türk Edebiyatı   Salı Ara. 13, 2011 10:48 pm

Kişveri şiiri Nevai şiirinden eskik imes,

Bextine düşseydi bir Sultan Hüseyni Baykara.

Sanatta bu manevî birlik havasını geliştiren, siyasette ise zayıflatan şair-hükümdar Şah İsmayıl Hataî (1586-1624) Azerbaycan Türkçesini bir devlet diline, hatta uluslararası diplomatik münasebet diline çevirdi. O, Akkoyunlu ve Şirvanşahlar devletinin varlıklarına son vererek Azerbaycan'ın kuzeyi ile güneyini birleştirdi ve 1502' de, onaltı yaşında iken Tebriz'de, kurucusu olduğu Savefiler Devleti'nin başına geçti. Bundan sonra genç şahın İran, Irak ve Orta Asya üzerine zefer yürüşleri başlar. Ama 1514' te, Şah İsmayil Çaldıran'da kendisi gibi şair-hükümdar Sultan Selim'e yenilir ve bundan sonra savaşlardan uzaklaşır, hayatının geri kalan on yılını bütünüyle sanata, ülkesinde kültürün ve sanatın gelişmesine verir. Diğer hükümdar-şairler gibi Hatai de bazen şiiri kendi siyâsî fikirlerinin niyetlerinin ifadesi için kullanmaktan geri kalmamıştır. Onun şiirlerinin mühim bir kısmı Hatai'nin hakimiyeti döneminde Azerbaycan ve İran'da siyâsî ideolojiye çevrilen şiiliğin tebliğine ve terennümüne hasredilmiştir.

Hatai kısa ömür sürmesine, bir devlet adamı ve başbuğ olmasına rağmen, kendinden sonra zengin bir edebî miras bırakmıştır. Hem aruz, hem hece vezninde eserler yazmıştır. Çok sayıda gazel, tuyuğ vs. eserleri ile birlikte özgün üslûbu ile tanınan "Dehname" adlı mesnevinin müellifi olarak tatanınmaktadır. Hatai'nin şiirlerinde onu farklı görüş noktalarından müşahede etmek mümkündür. Bu şiirlerin bir kısmında o, yenilmez bir savaşçıdır, bir kısmında bilge bir tarikat şeyhidir, bir kısmında ise, kalbi sevgi ateşi ile dolu bir aşıktır. Ama her zaman samîmidir, her zaman inançlıdır, her zaman içten gelen duygu ve düşüncelerini anlatır. Hatai'nin şiirlerinden insanın manevî özgürlüğü ön plandadır. Dünyaya bakışı açısından Hatai panteizm felsefi anlayışına taraftar görülür. Nesimi ve Hellac-ı Mansur'un fikirlerini devam ettirir. Hatai'nin gerek aruz vezninde yazdığı gazellerinde, gerekse halk şiiri üslubundaki eserlerinde kullandığı Azerbaycan Türkçesi günümüz okurları için de tam anlaşılır, halk ağzından alınmış bir dildir.

Şüphesiz, orta çağ Azerbaycan edebiyatının ve bütün Türk şiirinin en büyük ve ulaşılamaz sanat zirvesi, bütün devirlerin ve bütün halkların benzersiz sevgi şairi Muhammed Fuzûlî'dir. 1494 'de Kerbela'da doğan, 1556' da, şiirlerinde "Kutsal Toprak" diye adlandırdığı Kerbela'da Hakk'ın rahmetine kovuşan Fuzûlî, Türk şiirinin tarihinde en büyük edebî mektebin kurucusu, beş yüz seneden beri yaşamakta olan edebî geleneklerin yaratıcısıdır. "Fars lafzı" ile güzel şiirlerin çokluğunu, "Türk lafzı" ile nezm-i nazik yaratmanın zorluklarını söyleyen şair, Türkçenin güzelliklerini ortaya çıkarmak, şiirde onu Fars dili ile rekabet edebilecek bir duruma getirmek vazifesini üstlenmiş ve bu amacına ulaşmıştır. Fuzûlî, Türk dilini en yüce hakikatleri, en ince psikolojik durumları ifade edebilecek seviyeye yükseltmiş, onu "namerbutluktan" ve "nahamvarlıktan" arındırmış, yalnız "hüner dili" değil, aynı zamanda aşk dili, ülfet dili, güzellik dili olduğunu, ölmez eserleri ile bir daha ispatlamıştır. Fuzûlî, Azerbaycan'a şiirinin sonraki devirlerini ve temsilcilerini o kadar kuvvetli etkilemiştir ki, asırlar boyunca şairler Fuzûlî sözünün sihrinden, cazibesinden uzaklaşamamış, onun bir beyitinin, bir mısrasının yorumlanmasına günler, aylar verilmiş, her gazeline onlarca, belki de yüzlerce nazire yazılmıştır. Fars dilli Azerbaycan şiirinde, klasik örneğini Nizami'nin ortaya koyduğu "Leylâ ve Mecnun" konusunu anadilli edebiyata ilk defa Fuzûlî getirmiş ve kendisinden sonraki "Leyli ve Mecnun"lar için mükemmel bir numune yaratmıştır. Keder, yas, gam, elem şairi gibi tanınan Fuzûlî aynı zamanda insan kalbinin, insan hislerinin en büyük araştırıcısı olarak edebiyat tarihimizde yer almıştır. Fuzûlî hangi konuya, hangi şiir türüne el atmışsa, onun sonraki dönemlerde bir kalıp gibi kullanılabilecek klasik örneklerini yaratmıştır. Türkiye'de Fuzûlî hakkında yazan ilk müelliflerden biri olan Muhammed Celal 1894' te yayınlattığı "Osmanlı Edebiyatı Numuneleri" kitabında büyük söz üstadının yaratıcılığındaki bu yöne dikkat çekerek şöyle yazar: "Bağdat edebiyat gülzarının güzel nağmeli bülbülü olan Fuzûlî, Osmanlı şairlerinden karşısında hiçbir üstad, rehber görmediği halde, edebiyata yeni hayat veren bir sanat yaratmış; hem de bu sanatı, derelerin cuşişinden, rüzgârın iniltisinden, bir tebessümün tesirinden, bir bedevi kızının masum güzelliğinden iktibas eyler. Bu cephede birinci şairimiz mutlaka Fuzûlî'dir." Fuzûlî'nin mükemmel bildiği üç dilde-Türk, Arap ve Fars dillerinde, yarattığı eserler, onu yalnız Türk edebiyatlarının değil, bütün Doğu edebiyatının en büyük simalarından biri, dünya edebiyatındaki hümanizm fikirlerinin, insan severlik duygularının en büyük terennümcülerinden biri yapmıştır.





Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ay-maral-can.forum-aktiv.com
AyMaRaLCaN
Admin
avatar

Üyelik tarihi : 11/06/08

Mesaj Sayısı : 12267

Rep Gücü : 29249

Rep Puani : 235


MesajKonu: Geri: Ana Dilli Azerbaycan Yazılı Türk Edebiyatı   Salı Ara. 13, 2011 10:48 pm

Tabii ki, Fuzûlî'den sonra Azerbaycan edebiyatında ana dilinde eserler yaratmak hem kolay, hem de zordu. Kolaydı çünkü, ortada Fuzûlî örnekleri vardı; zordu, çünkü, ortada yine Fuzûlî örnekleri vardı. Fuzûlî'den daha güzel yazmak mümkün olmasa da, dil açısında artık geriye dönüş yolu kapatılmıştı. Fuzûlî'den sonra Türkçenin yayıldığı yerlerde Farsça şiirlerle dikkat çekmek imkansız idi. Azerbaycan şairleri, ilk edebiyat tarihçimiz Firudin Bey Köçerli'nin de üzerinde durduğu bu gerçeğin farkında idiler ki," ...Türk diline revnak veren ve onu har ve haşakdan temizleyip bir göyçek ve sefalı çemene benzeden Fuzûlî olubdur ve bununla Türklerin üste ümumen ve Azerbaycan Türklerinin boynuna böyük minnet qoyubdur".

Edebiyatın gelişmesi, onun büyük eserler ve büyük isimler yetiştirmesi, aynı zamanda bu edebiyatın yeşerdiği ülkenin sosyal ve siyâsî durumu ile ilgili XVII.- XVIII. asırlarda Azerbaycan'da merkezi devletin zayıflaması, iç savaşlar, Azerbaycan’da siyâsî güç kazanmak için İran'la Osmanlı imparatorluğu arasında süren mücadeleler, edebiyatın gelişmesini de etkilemişti. Bu devirde millî edebiyatın gelişmesinde iki esas çizgi dikkati çekiyordu. Bunlardan birincisi, Fuzûlî etkisi ile doğan klasik şiir üslubu, diğeri ise, halk edebiyatının etkisi ile doğan halk şiiri üslubu idi. XVII.-XVIII. yy. şiirinin başka bir özelliği, halkın tarihi, çağdaş siyâsî ve manevî durumu, yaşam zorlukları, bağımsızlığı ve özgürlüğü uğrundaki mücadelelerine ilişkin sosyal konuların sık sık ele alınması idi. Azerbaycan'da, yalnız bir grubun bedii zevki için hizmet veren saray edebiyatından halk edebiyatına, halkın durumunu ve problemlerinin açıklayan yeni bir edebiyata geçiş dönemi yaşanmakta idi. Tarihî manzumeler, hükümdarlara yazılan kasidelerin, gerçeklikten uzak medhiyelerin yerini almakta idi. Bu manzumelerde, ülkede baş gösteren sosyal-siyâsî olaylar, halkın inandığı, güvendiği ayrı ayrı tarihî şahsiyetlerin faaliyetleri, zamanın gündeme getirdiği problemler vs. mesnevi tarzında tasvir olunuyordu. Bu manzumeler tarihî eserleri tamamlıyor, aynı zamanda bu eserlerde arka planda kalmış olan psikolojik yaşantıları, devrin, değişen olayların getirdiği heyecan ve üzüntüleri açıklıyordu. Tarihî şahsiyetlerde II. Şah İsmayil, Şah Abbas, Nadir Şah, Seki hakimi Hacı Çelebi Han, Hüseyin Müştak Han vb. hakkında, Şakir Şirvani, Ağa Mesih Şirvani, Vidadi vb. şairler tarafından tesirli manzumeler yazılmış ve halk arasında yayılmıştı. Edebiyatta klasik şiir üslûbunun, Fuzûlî mektebinin geleneklerini Mehemmed Emani (1536-1610), Fedai, Mesihi (1575-1655), Saib Tebrizi (1601-1679),Gövsi Tebrisi, Mechur Şirvani vs. gibi şairler devam ettirirdiler. Onların hemen hepsi, iki dilli idiler eserlerini hem Azerbaycan Türkçesi, hem Fars dillerinde yazıyor, ama, ana dillerine daha fazla önem veriyorlardı.

Adları geçen bu şairlerin ve onların diğer çağdaşlarının yaratıcılıklarında lirizm esas yer tutsa da, epik eserlere, mesnevi ve manzum hikayelere de ilginin arttığı müşahede edilmektedir. Mesela, sevgi şiirlerinde Fuzûlî'nin takipçisi olarak tanınan Mehemmed Emani, bu muhabbet şiirlerinin yanısıra, konusunu halkın hayatından, gündelik yaşamından alan "Devesi Ölmüş Karı", "Tiryekçi", "Hatemi Tai ve Karib" gibi manzum hikayeler kaleme almıştır. Tebriz'de doğup, büyüyen Fedai, tahminen 1580 de "Bahtiyarname" adlı eserini tamamlamıştı. İfade edelim ki, Bahtiryarname de "Leyli ve Mecnun" yahut "Hüsrev ve Şirin" gibi klasik Azerbaycan Edebiyatının geleneksel konulandandır. Fedai'den önce Penahi ve Şemseddin Mehemmed gibi Azerbaycan şairleri de aynı isimde eserler yazmışlardı. Fedai'nin özelliği bu konuyu Azerbaycan Türkçesi ile işlemesinde idi. "Bahtiyarname" bir macera hikayesi idi ve Arap şarkında yaygın "Sindbadname"leri hatırlatıyordu. Ama Fedai, bu geleneksel konudan yararlanarak, bu döneme kadar daha çok aşığın ıstıraplarından ve maşuğun zulümlerinden söz açan edebiyata, sıradan adamları, tacirleri, esnafları, denizcileri getirmiş, onların maceralarına dayanarak bir sıra mühim manevî-ahlakî problemler-açgözlülük, tamahkârlık, zenginlik ihtirası, yalancılık, dolandırıcılık gibi menfî sıfatlar hakkında muhakeme ve mülâhazalar yürütmüştür.

Orta asırlar tezkirecilerinin verdikleri bilgiye göre; edebî mirası yüz bin beyitten fazla olan Mesihi de, lirik şiirleri ile birlikte "Dane ve Dam", "Zenbur ve Esel", "Verga ve Gülşa" gibi menzum roman niteliğinde olan mesnevileri ile tanınmıştır. Evvelki iki mesnevi şimdiye kadar elde edilmemişse de, sonuncu eser, yani "Verga ve Gülşa" Mesihi sanatı hakkında fikir sahibi olmak için yeterlidir. Şark edebiyatında XI. yüzyıldan başlayarak işlenen bu mevzu, Mesihi'nin 1629' da tamamladığı on bin mısralık mesnevide, yeni keyfiyetleri ve farklı cihetleri ile ele alınmıştır.

XVII yy. Azerbaycan'ının önemli bir şairi, Saib Tebrizi'dir. Hayatı devamlı olarak seyahetlerde geçen bu şair, altı sene Hindistan'da yaşamış ve Fars dilli şiire "Hind sebkini" - "Hind üslubunu" getirmiştir. Hayatının son otuz yılını Safevi hükümdarı II. Şah Abbas'ın sarayında yaşamış ve Melikü'ş-şüara adını taşımıştır. Yüz yirmi bin beyitlik Divan'ın ve şark şairlerinin eserlerinden seçmelerden oluşan Bayaz'ın müellifi olarak tanınan Saib Tebrizi, Fars dilli şiirin Azerbaycan edebiyatındaki son büyük temsilcisi sayılmalıdır. Aynı zamanda araştırmacısı olan Ş. Tebrizi, bu edebiyatı Fars dilli ve anadilli Azerbaycan şiirinin bir köprüsü olmuş, Farsça yazdığı eserlerde Nizami'nin, Türkçe şiirlerinde ise Fuzûlî'nin geleneklerinin takipçisi olmuştur. Azerbaycan'ın güneyinde, millî edebiyata üç meşhur şair bahşetmiş, Gövsiler ailesinden olan ve Saib Tebrizi gibi hayatının bir kısmını Hindistan'da sürdüren Gövsi Tebrizi de Saib'le birlikte iki geleneğin, iki edebî mektebin takipçileri arasındadır.





Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ay-maral-can.forum-aktiv.com
AyMaRaLCaN
Admin
avatar

Üyelik tarihi : 11/06/08

Mesaj Sayısı : 12267

Rep Gücü : 29249

Rep Puani : 235


MesajKonu: Geri: Ana Dilli Azerbaycan Yazılı Türk Edebiyatı   Salı Ara. 13, 2011 10:49 pm

Yeni Devir Arifesinde

XVIII. yy. başlangıcından itibaren Azerbaycan, fasılasız savaşlara sahne olmuştu. 1729'da, hükümdarlarının hepsi Türk kökenli olan, kurucusu Şah İsmayil Safevi'nin ölümünden sonra ama Farsçı politika yürüten Safeviler Devleti çöktü. Türklerin Afşar boyundan olan Nadir Şah, İran'ı yeniden kuvvetli bir devlet durumuna getirmeye uğraştıysa da, onun 1747' de öldürülmesi, bu planlarının gerçekleşmesine imkan vermedi. İran'daki saltanat çekişmeleri ve merkezî hükümetin zayıflaması sonunda Azerbaycan, İran egemenliğinden ayrıldı; ancak küçük hanlıklara parçalandı. Ülkenin kuzeyinde ve güneyinde Küba, Derbend, Şamahı, Baku, Karabağ, Gence Talış, Nahçıvan, Seki, Karadağ, Tebriz hanlıkları, Marağa ve Urmiya malikaneleri, Şemşeddin, Kazak, İlisu sultanlıkları, Car-Balakan İcması gibi devlet sayılamayacak feodal kurum ve kuruluşlar ortaya çıktı. Bu hanlıkların arasında barışı devam ettirmek imkansız idi. Toprak iddiaları ve çeşitli nedenlerle daima birbirlerine saldırdılar. Ülke bütünüyle bir iç kargaşa yaşamakta idi. Yüz yıldan beri Kafkasya'yı işgal etmek, Karadenize ve Boğazlara çıkmak planları ile yaşıyan Rusya İmparatorluğu ise kuvvetlenmekte idi. Kafkasya üç büyük devletin-Osmanlı İmparatorluğu'nun, Rusya'nın ve İran'ın menfaatleri çatışmakta idi. Millî devlet geleneğine sahip olmayan Azerbaycan Hanları ise kendi yakın çıkarlarını esas alarak bu devletlerden birini destekler, hatta Rus orduları ve Gürcü Çarları ile birlikte kendi kardeşlerinin üzerine gitmekten çekinmezler. Azerbaycan'da siyâsî düzenbazların, sahte hanların ve sultanların sayısı artar. Hakimiyet ihtirası ile halkı kana ve ölüme sürükleyenler tarih sahnesinde birbirlerini takip eder. Bu çalkantılı ve karanlık dönemin ıstıraplarını yaşayan şairler eserlerini, artık geleneksel gül-bülbül, aşık-maşuk konusunda değil, gözleri önünde cereyan eden kederli olaylar üzerine yazarlar. Şakir Şirvani ve Ağa Mesih Şirvani gibi şairler, XVIII. yy. başlangıcında Azerbaycan'ın en karışık bölgelerinden birisi olan Şirvan'daki kanlı olayları, gerçek tarihî hadiseleri, iri hacimli mesnevilerinde tasvir ederler.

Azerbaycan, manevî ve kültürel alanda da İran tesirinden uzaklaşır. Bu gelişme edebiyatta, Halk edebiyatı üslûbunun, halk şiirinin öne çıkması, şiir dilinin temizlenmesi ve saflaşması, edebiyatın daha büyük bir ölçüde halk hayatına girmesi, millî özellikleri ve millî psikolojiyi daha büyük çapta yansıtması ile kendini gösterir. Azerbaycan şairleri ve yazarları yüzlerini, mensub oldukları halka çeviriyorlardı; mitolojik şahların değil, bu halkın tarihini öğrenmek, saray güzellerini değil, gözleri önündeki halk güzellerini terennüm etmek zaruriyetini anlıyorlardı. Edebiyata küçük ölçüde de olsa milliyetçilik duyguları yerleşiyordu ve bu duygular her şeyden önce edebiyatın; dilinin, konularının, kahramanlarının halka yakınlaşmasından, halka kavuşmasından ortaya çıkıyordu. Yazılı edebiyatta böyle bir yakınlaşmanın ilk temsilcileri XVIII. asır şairlerinden Molla Veli Vidadi (1709-1809) ve Molla Penah Vakıf (1717-1797) idi. Birbirine sıkı dostluk bağlan ile bağlı olan bu sanatkarlar, klasik şiirin geleneklerine ve özelliklerine hakim olmalarına, klasik Azerbaycan ve şark şairlerinin eserlerini, Fars ve Arap dillerini mükemmel bilmelerine rağmen, yüzlerini halk edebiyatına çevirdiler. Azerbaycan Halk edebiyatının koşma, geraylı, tecnis vs. gibi türlerini yazılı edebiyata getirdiler. Onlar şiiri yalnız şekil açısından değiştirmekle, halka yakınlaştırmakla yetinmediler, onun konusunu, kahramanlarım da değiştirmeye, yenilemeye çalıştılar. Özellikle de Vakıf, sanatını derinden bildiği ve sevdiği Fuzûlî'nin sihrinden kurtulabildi ve Fuzûlî'den sonraki "edebî zirvesizlik" dönemini sona erdirerek Azerbaycan şiirinin tarihinde yeni bir zirve, yeni bir edebî geleneğin ve şiir mektebinin kurucusu oldu. Vakıf beş yüz seneden beri Arap edebiyatından gelme aruz vezninin sınırlarına kapanıp kalan Türk şiirini, bu sınırlardan çıkardı, millî şiire hece veznini getirdi. Aruzdan uzaklaşma büyük ölçüde Arap ve Fars dillerinin etkisinden, şiirde kendine yer bulan çok sayıda yabancı kelimelerden kurtulmak için de yol açtı.

Vakıf’ın dil ve biçim açısından yenileşmeye başlayan Azerbaycan edebiyatı tarihindeki başka bir önemli hizmeti, onun canlı insanı, hayattan zevk alan insanı, bütün his ve heyecanları ile edebiyat getirmesidir. Vakıf asırlar boyu keder, elem, hicran, ayrılık, gam, vefasızlık, şikayet, sitem, küskünlük, bedbinlik vs. motifleri üzerinde köklenmiş klasik şiirin karşısına yaşama sevinci, hayat sevgisi ile coşup taşan, hayattan zevk almaya çağıran, iyimser, neşeli bir şiir koydu. Azerbaycan tarihinin karanlık ve kederli bir döneminde yaşayan Vakıf hayatta da, edebiyatta da her zaman ışık aradı ve buldu. Vakıf XVIII. yy. Azerbaycan'ının yalnız edebiyatında değil, siyâsî hayatında da iz bırakmış büyük şahsiyetlerdendir. O, otuz yıla yakın bir zaman, 1747'de Penap Han tarafından kurulmuş olan Karabağ Hanlığı'nın baş vezirliğini yapmıştır. Vakıf, şiirlerinde içerisinde yaşadığı muhitin her yönüyle aksettirmeye çalışmıştır. Hayatının sonuna, doğru, yaşadığı dehşetli olayların etkisi altında şiirlerinde, her zaman reddettiği keder motifleri ağırlık kazanmışsa da, Vakıf Azerbaycan şiirinin tarihine hayat, sevinç ve mutluluğun şairi olarak girmiştir. Şiirlerinin birinde;

alinti





Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ay-maral-can.forum-aktiv.com
 
Ana Dilli Azerbaycan Yazılı Türk Edebiyatı
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Yazının Altını ve Üstünü Çizmek !

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Azerbaycan Ədəbiyyati-
Buraya geçin: