Hosgeldiniz.... AyMaRaLCaN Bilgi Paylasim Platformuna..... Cay Isterseniz ( Hayali Büfe ) Smile Sagda Büfemiz Var Buyurun Bir Bardak Alin Afiyetle Icin Seker Bitmis ise Lütfen Zile Tiklayin Servisimiz Yardimci Olacaktir..... ..Keyifli Seyirler Dilerim Smile Bye ...
Yazar ---- > Wink AyMaRaLCaN



 
AnasayfaGüncel KonularGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yap
En son konular
»  Acilinden Kaciyorum ...Görüsmek Umudu Ile <---- Bye
Cuma Ara. 14, 2012 7:05 am tarafından AyMaRaLCaN

» Bir Sarkisin Sen
Cuma Ara. 14, 2012 7:03 am tarafından AyMaRaLCaN

» MerHaba MerHaba :)
Cuma Ara. 14, 2012 6:58 am tarafından AyMaRaLCaN

» Azerbaycan Yemekleri,Azerbaycan Yemek Kültürü,Azerbaycan Mutfağı
Cuma Ara. 14, 2012 6:49 am tarafından AyMaRaLCaN

» ORHAN AFACAN SIIRLERI Tas Atan Cocuklar
Cuma Kas. 30, 2012 7:48 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Bu Mezarda Bir Garip Var
Cuma Kas. 30, 2012 3:51 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Bizden Geriler (Gam Kasavet)
Cuma Kas. 30, 2012 3:49 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Benim Hayatım
Cuma Kas. 30, 2012 3:48 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Babasını (Bir Fakirin Hatırını)
Cuma Kas. 30, 2012 3:46 am tarafından AyMaRaLCaN

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Istatistikler
Toplam 7 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: AyBüke

Kullanıcılarımız toplam 28063 mesaj attılar bunda 19753 konu
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Similar topics
Sosyal yer imi
Sosyal yer imi Digg  Sosyal yer imi Delicious  Sosyal yer imi Reddit  Sosyal yer imi Stumbleupon  Sosyal yer imi Slashdot  Sosyal yer imi Furl  Sosyal yer imi Yahoo  Sosyal yer imi Google  Sosyal yer imi Blinklist  Sosyal yer imi Blogmarks  Sosyal yer imi Technorati  

www.ay-maral-can.forum-aktiv.com

Sosyal bookmarking sitesinde adresi saklayın ve paylaşın
En bakılan konular
Bir Sarkisin Sen
Xürremiler Herekatı ve Babek
Azerbaycan Bayragi
Acilinden Kaciyorum ...Görüsmek Umudu Ile <---- Bye
MEN TELESMİREM Semed Vurgun ..1954
Radyo icin Tema Resimleri Resimler Resim
Murat Yıldırım Burçin Terzioğlu Düğün resimleri
MerHaba MerHaba :)
Hiphop - Rap Müzik Şarkı Sözleri
Yeni Büyük Kalp Gif'leri Arşivi 3, Küçük Kalpler, Küçük Hareketli Kalpler, Küçük PNG Kalpler, Küçük Sayfa süsleme Kalpleri, Minik Kalpler, Kırmızı Minik Kalpler, HAreketli

Paylaş | 
 

 Aldatılmak nasıl anlaşılır

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
AyMaRaLCaN
Admin


Üyelik tarihi : 11/06/08

Mesaj Sayısı : 12267

Rep Gücü : 29249

Rep Puani : 235


MesajKonu: Aldatılmak nasıl anlaşılır   Salı Ağus. 02, 2011 8:59 pm

Aldatan eşler farkında olmasalar da eskiye göre çok daha farklı davranmaya başlıyorlar. Bu davranış değişiklikleri ihanete uğradığınızın sinyalleri olabilir. İşte aldatıldığınızı anlamanıza yardımcı olacak ipuçları...

ÜST ÜSTE YALANLAR
Seksten kaçıyorsa: Yaptığınız her türlü fiziksel değişikliğe rağmen artık sizinle eskisi gibi birlikte olmuyorsa, sizinle seks yapmak onun için kayda değer bir anlam ifade etmiyorsa, bu iyiye işaret değildir.
Yalan söylüyorsa: Kısa süre içinde eşinizin üst üste yalanlar söylediğini ortaya çıkarıyorsanız, bu bir ihanet sinyali olabilir.

BEĞENİLME ARZUSU
Çok çalışıyorsa: Senelerdir değişmeyen işten çıkış saatlerinin aniden gecenin geç vaktine kadar uzaması tehlikeli bir işaret. Bitmek bilmeyen toplantılar, çıkılan iş yemekleri, çalışma arkadaşlarından biriyle başlayan bir ilişkinin habercisi olabilir.
Spora başladıysa: Yıllar yılı televizyon karşısında pinekleyen eşiniz, birden spor yapmaya mı başladı? Aman dikkat!
Eşiniz yediklerine dikkat etmeye, bol bol spor yapmaya başlamışsa kendini başka birine beğendirme arzusunda olabilir. Spordan eve gelip duşunu yaptıktan sonra dışarı çıkıyorsa, bu bazı şeylerin ters gittiği anlamına gelir.
Soğuk davranıyorsa: Yıllardır sizin ailenizi kendi ailesi olarak sayan hayat arkadaşınızın ayakları, aile ziyaretleri konusunda geri geri gitmeye başladıysa bir sorun var demektir.
Kavga çıkarıyorsa: Birlikte olduğunuz kişi hiç olmadık bir nedenle sizinle kavga ediyor, kaba davranıyorsa dikkatli olmalısınız.

Aldatılmak
Kimi zaman; "Çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır," ritüeli, kadınlarda genellikle aldatılmadan sonra ortaya çıkan ve önem kazanan; üzerinde düşünüp, uğraş vermeye değer bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Klâsik Türk filmi konusu; aldatılan kadının nezaket dersleri alması, saçını, makyajını ve giyim stilini değiştirmesi olayı, günlük yaşamda da aldatılan kadınların can simidi oluyor.

Kadınlar genelde "ikinci kadın" olma hâlinde, nedenini sorgulamaya başlıyor. Çoğu kadın bunun nedeninin fiziksel görünüşünden olduğuna karar verip -ki suçlu arama ve değiştirebileceği bir şeyi suçlu bulmak, insan doğasında var olan bir şey, bu sayede her şey daha kolay kabullenebilir bir hâl alıyor- onu değiştirmekle hayatını düzene sokabileceğini düşünüyor.

Bu, sevdiği erkeğin kendisini sevmediği veya aslında "O" olmadığı gerçeği ile yüzleşmekten çok daha kolay ve kabullenilebilir bir durum.

Önce öteki kadın
Aldatılmanın yarattığı pek çok rahatsız edici, örseleyici duygu olduğunu söyleyen Psikolog Nur Yaycıoğlu, aldatılan kadının ilk olarak aldatanı ve "öteki kadını" suçladığını daha sonra da kendini sorgulamaya başladığını söylüyor.


Aldatılan kadının, eşini geri istemese dahi mutlaka kendindeki hataları görmeye çalıştığını ve kendini öteki kadınla "mukayese" ettiğini belirten Yaycıoğlu, "Onda bende olmayan ne buldu?" sorusunun bir kurt gibi kadını yediğini belirtiyor.

Kadının dış görünüşünde değişiklik yapmasını, kendinde gördüğü ve kolayca değiştiremeyeceği eksiklikleri kamufle etmesi olarak yorumlayan Yaycıoğlu, bunun iki nedeni olduğunu söylüyor.

KENDİNE BAKMANIN NEDENLERİ
Birinci neden...


Kadının yaşadığı ruhsal çöküntüden kurtulmak adına; "Ben çirkin değilim, eğer biraz deforme olduysam, bu tamamen onun suçu," klâsik düşüncesiyle baştan sona bir revizyon ihtiyacıyla hareket etmesi...

Hiçbir kadın; "Ben daha çirkinim ve kötüyüm de o bunun için beni bıraktı," diyemiyor. Fiziksel olarak kendini "yenilemede" kendine acıma duygusu ve buna bağlı olarak kişinin kendini şımartma isteği öne çıkıyor.

İkinci neden...
Kadının kendinde yaptığı fiziksel değişikliğin ikinci nedeni ise, kendini aldatan erkeği geri istemese dahi, onun ne kaybettiğini görmesi, pişman olması sonucunda ondan intikâmını alma dürtüsü olarak yorumlanıyor.
Aldatan aldanır

Yenilerde, bir sözcük dolaşıp duruyor dillerde: “Yalakalık”..
O kadar çok kişiden duydum ki... Düşünür oldum ağızlara “ciklet” olma nedenini.
Toplumun çoğunluğu mu yalaka oldu acaba?
İzlemeye başladım çevremi bu gözle.
Çıkar uğruna, insanların kişiliklerini yitirdiklerini, gerçek yüzlerini sakladıklarını fark ettim.
Yüze gülen, arkadan verip veriştiren, yerin dibine batırdıklarıyla karşılaşınca, can ciğer kuzu sarması olanlar...
Yerden yere vurdukları “dost”larının (!) kulağına gider mi bu sözler diye çekindikleri de yok. Hoş, gitse ne olur? İnkâr etmek zor bir şey değil ya!..
Karşılaştıkları zaman, son derece saygılı, içten, sevgi dolu gibi görünenlerin gözlerine baktığımda, sevgiden de saygıdan da bir iz göremiyorum.
Ya ne görüyorum?
Yalnızca riya, riya, riya...
Ne kötü!..
Birilerini kandırıyoruz, aldatıyoruz diye övünen, ancak kendi kendilerini aldattıklarını bilmeyen zavallı insanlar!
Hani, bir söz var: “Gözünün içine baka baka yalan söylüyor” diye... Birçok insan böyle yapıyor gerçekten.
Dinleyen bilmiyor mu öyle olduğunu?
Biliyor, biliyor elbet. Rol gereği, inanır görünüyor o da.
Diyeceksiniz ki şimdi:
- Ne yani, doğru insan yok mu hiç?
Yok olur mu? Var, var... Hem de çok!.. Ama onlar, hiç görünmüyorlar nedense ortalarda..
- Aman efendim!..
- Evet efendim!...
- Sepet efendim!..
Diyenler fink atıyorlar meydanlarda.
İş güç yapmayıp dolaşanlar... Önemli işler yapıyormuş gibi atıp tutanlar... Başkalarının, alın teri akıtarak ortaya koydukları güzellikleri kendilerine mal edenler... Nefretini sevgi gibi gösterenler...
Nereye kadar yanar mumları, bilemem.
Bildiğim tek şey, aldattığını sananların, gerçekte en büyük aldanan olduklarıdır!

Aldatma üzerrine Film tavsiyesi

Komik aldatmaca

Yönetmen Peter Chelsom’un “Minik Kaçamaklar”ı iki evli çiftin hayatlarını anlatan komedi filmi. Film, oldukça güçlü bir oyuncu kadrosuna sahip; Warren Beaty, Diane Keaton, Goldie Hawn, Andie Mc Dowell, Nastassja Kinski ve Charlton Heston.
New York’un tanınmış mimarlarından Porter Stoddart (W. Beatty), evli ve iki çocuk babasıdır. Evliliğinin iyi gittiğini zanneden talihsiz adam, komik tesadüfler sonucu eşinin (Diana Keaton), her yerde onu takip ettiğini öğrenir. Diğer taraftan yakın arkadaşı Griffin’in evliliği sona ermek üzeredir. Çünkü karısı Mona, onu başka bir kadınla beraber yakalamıştır. O zamana kadar hayatlarında hiç bir sorun olmadığını düşünen çift evliliklerini yeniden gözden geçirmeye karar verirler. Ondan sonra olanlar olur. Aldatılmanın verdiği dayanılmaz acı içinde kendini yalnız hisseden Mona, gittikçe Porter’la yakınlaşır. Bu durum üzerine ne yapacağını bilemeyen Porter de çareyi yakın arkadaşını yanına alarak uzaklaşmakta bulur. Özellikle belli bir yaştakilerin keyifle izleyeceği sonuç olarak hoş bir komedi “Tatlı Kaçamaklar”...

İnternette aldatma
Aslında Avrupa'ya özgü bir ifade biçimi olan romanla ilgilenmem, Türkiye'deki toplumsal değişimin Avrupa'ya benzer özellikler göstermeye başladığını anlamamla başladı. Kentleşme süreciyle yaşanan yabancılaşmayla birlikte, geleneğin ve alışkanlıkların değişmesi, bireyin önem kazanması Türkiye'de modern romanın yerleşmesini sağlamış, fakat diğer yandan teknolojinin soğukluğunun ortasında yalnız kalmış bireyin yitirilen değerlere tekrar sarılmak istemesiyle yeni bir anlayış doğmuştu: Postmodernizm. 1985'ten sonra ilk örnekleriyle karşılaştığım postmodern romana yöneldim. Yazın anlayışımın da bu akımın etkisinde olduğunu reddetmiyorum.
İnternetin egemen olduğu polisiye bir roman iyi ve tam zamanında bir fikir?


- Romanın ilk bölümü aslında iki yıl önce Hayalet Gemi'de yayımladığım 'Otobiyografi' adlı bir öyküydü. Geçtiğimiz yıl sonu, polisiyede denenmemiş yöntemler üzerine bir yazı okuyordum. Fikir o anda aklıma geldi ve oturup olay örgüsünü oluşturdum. Roman sonraki altı ayda, uykusuz geceler boyu acılarla yazıldı. Onunla neredeyse savaştım. Nisan sonunda bitti. Bittiğinde çok zayıflamıştım ve güçsüzdüm, yeni yeni topluyorum kendimi.


Asri zamanların yeni efendisi internet, sizin romanınızda bir ihanet ve ölüm nedeni?


- İnternete karşı değilim ve eleştirmek amacıyla da yazmadım. Aksine internetin bilgiye ulaşmayı, iletişimi ve ilişkileri kolaylaştırması açısından iyi bir teknoloji olduğunu düşünüyorum. Kitapta, çocukluğumuzdan bu yana bize öğretilmiş olan aşk, sadakat, ahlaki kurallar gibi değerlerin, aile gibi kurumların insanın doğasına uygun olmadığını, değişen toplumsal yapıyla birlikte bu değerlere karşı çıkanların artık sıkça görülebildiğini söylemek istedim. Aşka karşı değilim. Aşkın sadece bize öğretildiği biçimde olmadığını, aşkın kendisinin nesnesinden daha önemli olduğunu söylemeye çalıştım. Şüphesiz toplumsal baskı nedeniyle bu özgürlük kadınlarda kendini ihanet, ikiyüzlülük, yalancılık gibi gösterebiliyor. Çünkü daha yeni yeni ekonomik özgürlüğünü elde etmeye başlayan kadın dışlanmamak için halen öğretilerin ve kuralların kalıpları içinde davranmak ya da öyle görünmek zorunda. Gülden Kale Düştü'ye bu geçiş sürecinin erkek gözünden anlatılmış bir hikayesi olarak bakabiliriz.


Kadınlarla ilgili bu olumsuz genellemeyi romanın kahramanında edebileştirmeniz için esaslı bir ders almış olmalısınız?


- Bizim toplumumuzdan söz ediyorum. Erkeğin kadından beklentileriyle kadının erkekten beklentileri farklı oluyor. İhanet kadın tarafından affedilebilir bir davranış biçimi olarak görülürken gelenek nedeniyle erkek tarafından her zaman öyle algılanmıyor. Kuşkusuz benim böyle bir olay örgüsü yazabilmem için ders almama gerek yok. Gözlemlerim, okuduğum haberler yeterli.


Evli misiniz?


- Hayır. Bu çelişki olmaz mıydı?


İnsanın temel disiplinlerini, değerlerini yitirmesi, içgüdülerini dinlemesi için evlenmesi şart değil ki?


- Tabii ki şart değil. Sevgili olmak da, aynı evde yaşamak da zamanla kurumlaşıp aynı yapıya bürünebiliyor. Söylemek istediğim şu: Geleneğin bize sunduğu aidiyet ve sahiplenme duygusu, sadakat gibi davranış biçimleri ve bunlara duyduğumuz inançlar, toplumsal evrim sonucu insanın yalnızlaşmasıyla birlikte ortadan kalkacak. Toplumsal yapılaşmaya bir bakın, kabileden, sülale tipi aileye ve buradan çekirdek aileye geçilmiş. Şimdi çocuksuz aileler hızla artıyor. Gelecekte insanın yalnız yaşayacağı görülüyor. İşini ve ilişkilerini yeni teknolojiler sayesinde, internetle evden yürüten bir insan tipi geliyor.


İnternetin, sanal ve yanılsamalı gerçeği sunması ne kadar dürüst?


- Ben de size şunu sorabilirim. Peki gerçek olarak nitelendirdiğiniz, yüzyüze yürütülen ilişkiler ne kadar dürüst? Kişinin kendini ortaya koyamadığı, toplumsal baskılar ve gelenekler yüzünden isteklerini söyleyemediği ilişki biçimleri ne kadar dürüst? Bu ilişkilerde söylenemeyen istekler, yalanlar, ikiyüzlülükler yok mu?


KOZADAKİ İNSAN


İyi de bütün bunlara karşılık yegane alternatifi internet olarak sunmuyor musunuz?


- Hayır. Bunları yazarken internet yoktu ki. Romanın kurgusu için kolay ve kişinin kendini saklayabildiğini düşündüğü güvenli bir iletişim aracına ihtiyacım vardı. Bu da internetti.


Romanınızda başvurduğunuz yöntemi bu kadar ustaca kurgulayabilmeniz için internete ve internetli ilişkilere çok aşina olmalısınız?


- Evet. İnternet kullanıyorum ve kulüplere üyeyim. İnternette kullanılan trojan ve bunun gibi bazı alt teknolojilerin varlığından da haberdarım.


İnsanlar açısından kasdetmiştim, ilişkiler açısından...


- Tabii ki, görüştüğüm birçok arkadaşım var nette. çeşitli edebiyat kulüplerine üyeyim ve diğer üyelerle başka başka şehirlerde olsak da sık sık görüşebiliyorum.


Kitabınıza dönelim. Bir de müzik, cd'ler, kitaplar da en az internet kadar nitelendiriyor kahramanı...


- Bütün bu imleri, kahramanı okurun gözünde tanımlayabilmek amacıyla kullandım, okurun kahramanın nasıl biri olduğunu anlayabilmesi için. Ayrıca kahramanın birçok ilişkisi olmasına rağmen çok yalnız olduğunu görüyoruz. Birlikte olduğu kişilere kendisi hakkında sadece ipuçları veriyor, kendini bütünüyle açımladığı herhangi biri yok. Ona çok yakın görünen Ediz bile her yönüyle tanımıyor onu. Okur, kitap boyunca, müzikler aracılığıyla sadece kahramanı tanımıyor, yeni bir yaşam biçimini de görme olanağı buluyor. Gelecekteki hücresini ve kendi kozasındaki insanın yalnızlığını görebiliyor. Evliliğin, sadakatin, geleneğin ve geleneğin getirdiği kuralların olmadığı bir geleceği. Çünkü insan doğası bunu gerektiriyor, değişim de bu yönde.


AŞKIN NESNESİ


Kahraman tüm bu değerleri elinin tersiyle itse de ayrıldığı eşini öldürerek sahipleniyor. Hatta orgazm anında öldürüyor. Erkeklik, iktidar ve sahiplenme...


-Evet. Aslında burada sadece olasılıklar üstünde durabiliriz. Çünkü bu ona önceden öğretilmişti diyebiliriz. Onda kodlanmış bir içgüdü, atalarından getirdiği bir bilgi olarak duruyordu. Öldürme nedeni, ona öğretilmiş bütün değerleri yitirdiğini anlayınca yaşadığı boşluktan kaynaklanmış olabilir. Diğer yandan bütün olay örgüsünün bir kalp krizi sırasında, ölmek üzereyken oluştuğunu, öldürmenin kahramanın kurgusundan öte bir şey olmadığını da söyleyebiliriz. Kahramanın aynı zamanda kendini öldürdüğünü de söyleyebiliriz. Burada bir kesinlik yok. Kahramanın sahiplendiği bir aşk nesnesini yok etmesini nasıl tanımlayabileceğimizi ben de bilmiyorum ve bunu okura bırakıyorum.


Romandaki tüm kadınlar ihanet içinde ve edilgen konumdalar?


- Gelenek onlara edilgen bir davranış biçimi sunuyor ve onlar dışlanmamak için bu yapıyı kabul ediyorlar ya da kabul etmiş görünüyorlar. Diğer yandan demin söz ettiğimiz nedenlerle toplum değişiyor ve kadın ekonomik özgürlüğünü elde etmesiyle birlikte bir birey olarak kendini farkediyor. Bunun sonucunda da her birey gibi isteklerinin, hayallerinin, düş ülkesinin ardına düşüyor.


Kitabınızda bütün kadınlar korkak ve riyakar davranıyor?


- Bu toplumsal yapı içinde başka nasıl davranabilir ki? Kuşkusuz bir Jean d'Arc yazma peşinde değildim. Bu gelişim kendini taşrada -ki buna İstanbul da dahil- nasıl gösteriyorsa öyle yazmaya çalıştım.


KİTAPTAN



(...) Bütün bu yalnız akşamlar boyunca Gülden'in internete girip sohbet odalarında vakit geçirdiğini, önceleri eve geldiğimde bilgisayarı kapatmasına rağmen, bir süre sonra bana bir ‘‘Hoş geldin’’ deyip sohbetine geri döndüğünü, bazı geceler sabaha dek bilgisayar başında oturduğunu düşündüm. (...) Salon kapısının önünden geçerken, kapının buzlu camına bilgisayar ekranının ışığı vuruyor olurdu. (...) İnternette tanıştığı birine gittiğinden emin olduğumu ve ilişkimizin bittiğini söyledim.


(...) Yüzü kasıldı, öne doğru gerildi, geliyordu. Kendimi bıraktım. Boşalırken eğildim, saçlarından tutup başını, sanki öpmek istiyormuş gibi kendime doğru çektim ve bütün gücümle yatağın dayalı olduğu duvara çarptım.


Duvardan beni çok korkutan bir ses çıktı. Öyle bir ses ki duvar çatırtıyla yıkılıyor sandım. Sanki ses bir süre dinmedi, yakındaki binalardan başlayıp çok uzaklardaki tepelere kadar çarpıp çarpıp geri geldi. Sesin kafamdaki yankısı kesilene dek kıpırtısız bekledim.



Geçtiğimiz yıl ‘‘Yağmur Hüznü’’yle Orhan Kemal Roman Ödülünü'nü alan yazar Ahmet Karcılılar'ın ikinci romanı ‘‘Gülden Kale Düştü’’, Doğan Kitapçılık'tan yayımlandı. Karcılılar'ın son romanı, internetin belirlediği hayatları, ilişkileri sorguluyor. Yalnızlaşan, bu yalnızlığını internet ve cep telefonuyla kurduğu ilişkilerle zenginleştirmeye çalışan bireyleri anlatıyor. Karcılılar'ın polisiye kurguyla yazdığı roman, bir cinayetin şaşırtıcı düğümüyle bitiyor.






Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ay-maral-can.forum-aktiv.com
AyMaRaLCaN
Admin


Üyelik tarihi : 11/06/08

Mesaj Sayısı : 12267

Rep Gücü : 29249

Rep Puani : 235


MesajKonu: Geri: Aldatılmak nasıl anlaşılır   Salı Ağus. 02, 2011 9:00 pm

AHMET KARCILILAR KİMDİR?



1965 Denizli doğumlu. Ankara Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Fakültesi, Program bölümü mezunu. çocukluğunda, anı defterleriyle başladığı yazma süreci üniversite döneminde biçimlenmeye başladı. O dönem şiirle, kısa öykülerle, film senaryolarıyla ilgileniyor, oyun metinleri yazıyordu. Hatta önceki romanı 1999 Orhan Kemal Roman Ödülü'nü alan Yağmur Hüznü'nün ana öyküsünü bu dönemde yazdı ve film senaryosu haline getirdi. Uzun süre geçtikten sonra öykünün artık sinema diliyle ifade edilemeyeceği düşüncesiyle romana dönüştürdü.


Karcılılar, bir dönem amatör tiyatro oyunculuğu da yaptı. öykülerini ödül alamadığı yarışmalara gönderdi. Kimi öyküleri çeşitli mizah dergilerinde yayımlandı.


Karcılılar Denizli'de yaşıyor. Bir şirketin finansman muhasebesini yapıyor. Geceleri de yazıyor.

Erkekler de aldatılır

Biz kadınlar şefkati, acımayı aynı anda hissederek kendimizi erkeklerden farklı olduğumuza inandırmaya çalışıyoruz. İnsana ait duygular bir araya gelince rol dağıtımı yapıyor mu? ‘Şefkat, sen kadına git.’ ‘Öfke’ erkekte kal. İhanetteki istikamet erkek mi diyorlar?
Mustafa Bey, kırk beş yaşında. Saçlarına çok beyaz düşmüş. Gözleri yere paralel konuşuyor. ‘Yirmi beş yıldır, gece gündüz demeden hep çocuklarım için çalıştım, onları ev sahibi yaptım. Karımın bir dediğini iki etmedim, o beni aldattı?”
Kulaklarımıza inanamıyoruz, daha doğrusu inanıyoruz da yüzümüz gözümüz yamuldu. Bir erkek milyonların önünde karım beni aldattı diye anlatıyor. ‘Neden’ desem ağlayacak. Demesem de anlatacak. O ikinciyi tercih ediyor. Yokuş yukarı çıkar gibi ağır ağır anlatıyor. ‘Herkes bana karımın bir adamla ilişkisi olduğunu söylüyordu, inanmadım. İki kızım, evim, her şeyim tamdı. Dedikodu diye elimin tersi ile ittim. Keşke dokuz yıl önce söylenenleri dinleseydim...’
Mustafa Bey’e hemen acıyoruz. Şefkatimizi vermeye hazırız. (Ahlar, vahlar koro halinde) zavallı adam yıllarca çalıştı. Karısının isteklerini yerine getirmek için uğraştı. Şunun yaptığına bir bakın, bu kadar sevgi dolu bir erkek aldatılır mı? Roller değişince sinirlenmek, acımak serbest. Kötü kadını merak ediyoruz. Nasıl dokuz yıl kocasını aldattı. Mustafa Bey görmeyen, duymayan bir insana dönüştü. Ağladı, ağlayacak. Biz kadınlar ağlamaya alışık olarak, ağlattığımız erkeğe üzgün gözlerle bakıyoruz. İşte o an! Mustafa Bey’in karısı merhaba bile demeden yayına bağlanıyor. ‘Hepsi yalan, o evliliği yatak odası sanıyor. Beni kadın olarak hatırladı mı? Duygularımı anladı mı? ‘Mustafa Bey suçlamaları dinliyor:
Yıllarca durmadan çalıştım. O ev kolay mı yapıldı. Para nasıl kazanılıyor, haberin var mı? Kimseye inanmadım. Ama gerçek ortaya çıktı. Beni dokuz yıldır aldatıyorsun... Buraya kadar hüzünle dinledik karı kocayı. Ama bundan sonrası için hüzün sözcüğünü kullanmayacağım. Gülme krizim tuttu. Kadın, kocasının ‘beni dokuz yıldır aldatıyorsun, utanmaz’ sözüne ne dedi biliyor musunuz? Asla bilemezsiniz. Hemen alt satıra göz atın.
- Dokuz yıl değil, yedi yıl!.. Pes, bu kadarını beklemiyorduk. Kadın iki yıllık suçlamayı kesinlikle kabul etmiyor. Neden etsin, iki yıl yediyüz otuz gün eder. Haklı, süre neyse doğru söylensin...
Mustafa Bey bile güldü. Ağlamasından iyi. Bu kez ortaya mum ışığındaki baskın olayı geliyor. Adam (Mustafa Bey) bir gece fabrikaya giderken, yarı yoldan geri dönüyor.. Cep telefonunu salonda unutmuş, eve giryor.. Salonun ışıkları sönük, mum ışığı.. Koltukta kadın, ve öteki adam.
Mustafa Bey parlıyor.
- Kim o, kaçma. Adam toz duman. Kadın el yordamı ile ışığı açıyor...
Öfkeli kocanın gözlerine baka baka soruyor: “Ne bağırıyorsun”
- Nerde o?
- Kim nerede? Kadın kocasının gördüklerinin hayal olduğunu iddia ediyor..
- Kimse yoktu salonda, mum ışığında oturuyorum.
Mustafa Bey, kaçan öteki adama, karısının gözlerine bakıyor. Erkeklerin dilinde dolanan cümle birden aklına geliyor:
‘Yatakta yakalansan bile inkar et!’

Almanlar en az bir kere aldatıyor

Almanya'da yapılan bir araştırma, evli olan ya da ciddi ilişki içinde bulunan kişilerin yaklaşık yarısının birlikte oldukları kişileri en az bir kez aldattıklarını ortaya koydu.
Stern dergisi tarafından yapılan araştırmaya göre, Alman kadınlarının yüzde 43'ü, erkeklerin ise yüzde 51'i evli ya da ciddi bir ilişki içindeyken birlikte oldukları kişileri en az bir kez aldattıklarını söylediler.

Birlikte oldukları kişileri aldatan kadınların yüzde 61'i, erkeklerin ise yüzde 47'si, eşlerinin ilgisinin azalmasından dolayı kaçamak yaptıklarını belirttiler.



Kadınların yüzde 45'i, erkeklerin de yüzde 38'i, aldatma nedeni olarak cinsel isteksizliğin artmasını da gösterirken, yeni bir şey deneme hevesinden dolayı birlikte olduğu kişiyi aldatanların oranı, kadınlarda yüzde 39, erkeklerde yüzde 53 olarak tespit edildi.



Araştırmada, yaşları 20 ila 60 arasında değişen 1059 erkek ve kadının esas alındığı bildirildi.

İlişkinizde kırılma noktası: Düşlemek

“ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, Amerikalı kadınların % 60’ı en az bir kere eşini aldatıyor ve kendini haklı görüyor.”

Mutlu bir evlilikleri olduğu halde kocasını aldatan kadın oranı (ABD’de) % 34, karısını aldatan erkek oranıysa % 56 imiş...

Tabii bu ankette “aldatmak” dedikleri, söylenmemiş ama, yatmak olsa gerek.

Halbuki aldatmak, cinsel ilişkiden ibaret midir? Biz bunu sorduk.

Bakalım Serdar Devrim okurları bu konuda ne düşünüyor?

“Şu sayacaklarımdan hangisi İHANETİN KIRMIZI ÇİZGİSİ’dir? Eşim bunu yaparsa, ihanet başlamış sayılır...” diye sordum size, 963 cevap verdiniz bana. Şöyle:

Başka birine bakmak

%

10.3

Biriyle kaynatmak

%

11.8

Başkasını düşlemek

%

40.1

El ele tutuşmak

%

11.8

Siber-teleseks

%

3.0

Biriyle öpüşmek

%

6.9

Birini okşamak

%

1.3

Monica-Clinton vaziyeti

%

1.5

Cinsel ilişkiye girmek

%

13.3


Yani, % 10,3’ünüz sevdiğiniz erkeğin/kadının başkasına bakmasına bile tahammül edemiyor. Demek ki en kıskanç kesim bu...

(Bizim bir din hocamız vardı, 17-18 yaşındaki biz genç delikanlılara ‘Güzele bakmak sevaptır lafı tamamen yalandır. Sokakta namahreme bakmak göz zinası sayılır...’ derdi.)

Öbür uçta, % 13,3’ünüz ise, cinsel ilişkiye girene kadar, yani öpüşmek, koklaşmak, elleşmek hatta Monica-Clinton vaziyetlerini bile... aldatmak saymıyor. İlla da icraat diyor!

Yani yaklaşık her 7 okurumdan 1’i aldatma konusunda Bill Clinton gibi düşünüyor. (Biliyorsunuz Clinton, Monica ile Oval Ofis’te icra ettiklerinin cinsel ilişki olmadığı konusunda yeminler etmişti.)
Kümülatif gidersek eğer... durum şöyle:

Tamamınız, “Partnerim başka birisiyle cinsel ilişkiye girerse, beni aldatmış sayılır” diyorsunuz. Eh herhalde..

% 86,7’niz için “Monica vaziyetleri” aldatma için yeterli, daha ileri gitmeye gerek yok.

% 85,3’ünüz için sevip okşamak, 83,9’unuz için öpüşmek...

Kırılma noktası : “Başkasını düşlemek.”

Başka birine bakmak, biriyle kaynatmak... ses etmiyorsunuz da, iş “Başkasını düşlemeye” gelince, In-ın-ın! Nevriniz dönüyor...

Vay nat; yani Türkçe’si, Niye olmasın!

Kadınlar aldatılmaktan korkuyor

Kadınlar hangi yaş, hangi kültür, hangi sosyo-ekonomik durumda olurlarsa olsunlar, belki de kadın olmanın duygusal baskısıyla bazı konularda aynı etkileşim içinde olabiliyorlar. Kadınların en çok etkilendiği olgunun, aldatılmak olduğunu belirten psikolog Fulya Serter, aldatılmanın, kadının gururunun kırılmasına, güven kaybına, beğenilmeme duygusuna kapılmasına neden olduğunu söylüyor: ‘‘Terk edilmek, yalnız kalma korkusuna ve düzenin bozulması endişesine neden oluyor.’’ Dış görünüşte bedensel bütünlüğü olumsuz yönde tehdit eden değişiklikler de kadınları etkiliyor.

Yüzdeki kırışıklıklar, alınan fazla kilolar ve bedendeki sarkmalar da kadınlar için psikolojik açıdan olumsuz etki yaratıyor. Ameliyatla ortaya çıkan organ kayıpları da aynı oranda üzüntü ve sıkıntı kaynağı olabiliyor. Psikolog Serter, kadınların en çok etkilendiği durumları gelişim dönemlerine bakarak değerlendirmenin daha doğru olacağını belirtiyor.

DEPRESYONA DİKKAT


17-22 yaşlar arasını ilk yetişkinliğe geçiş olarak ele alan psikolog Serter, beğenilme, arkadaş edinme, karşı cinsle olan ilişkiler ve evlilik düşüncesinin bu dönemde hayatı etkilediğini söylüyor: ‘‘22-35 yaş arasında evlilik, çocuk, çocukların büyütülmesi açısından yaşanan sorunlar, toplumda iyi bir yere gelme ve grup edinmeyle iş hayatının stresini daha çok yaşamaya başlayan kadın, bir koşturmacanın içine girmiş oluyor. Yetişkinlik döneminde belli sorumlulukları üstlenen kadın, işinde iyi bir yere gelmek ve özellikle erkeklerle iş hayatında yapılan mücadeleler sonucu bir kat daha fazla yıpranıyor.’’

HESAPLAŞMA DÖNEMİ


Psikolog Serter, 35-45 yaş arasını orta yaş dönemini zorlu bir hesaplaşma olarak değerlendirerek kadınların bu yaşlarda çocuk, ev, iş ve eş arasında zorlu bir etkileşim dönemine girdiğini söylüyor. ‘‘Bocalıyoruz’’ diyen kadınların oranının az olmadığını belirten psikolog Serter, ‘‘İşine nasıl yetişeceğini, evini nasıl toparlayacağını, çocuğunu nasıl daha iyi yetiştireceğini bilemeyen kadınlar kendilerini de sıkışmış hissediyorlar. Zaman zaman dengeleri sağlamakta zorluk çekip bir yetmeme durumu yaşıyorlar’’ diyor.

Bu dönemi kadınların en çok depresyona yaklaştıkları devre olarak ele alan Serter, ‘‘Kadınlar hayat muhasebesi yapmaya bu yaşlarda başlıyorlar’’ diyor. Beklentilerin gerçekleşmemiş olmasının saptanmasıyla başlayan bu süreçte, kadınların çoğu eşinden ve çocuklarından beklediklerini yeterince bulamadığının farkına varıyor. Bu dönemde, hayattan beklenenlerin yerine getirilmemiş kısımlarının daha çok göz önüne çıktığını söyleyen Serter, ‘‘Türkiye'de kadınlar zaten kendileri için hiçbir şey yapmıyorlar. Çocuklar büyüyüp, eşler sosyal yaşama daha fazla adapte olduktan sonra gerçekler ortaya çıkıyor. Kadın bu döneminde menopozu da yaşamaya başlıyor. Ayrıca bu dönemi büyük bir eksiklik olarak görenlerin sayısı da az değil. Hayatın sorgulanması daha da bir ciddiyet kazanıyor’’ diyor.

40’INDA KONTROL BAŞLIYOR


Hayat muhasebesinde olumsuz etkiler almaya başlayan kadınların depresyona girmesi kişilik çatışması ve istediği birçok şeyi elde edememiş olmasının farkına varması ile başlıyor. Serter, 40-45 yaş arasını her konuyu en ince detayına kadar kontrol dönemi olarak ele alıyor: ‘‘Kadınlarımızın bu noktaya gelmeden de yapabileceği şeyler var. Mutlaka yan uğraşlar bulmalılar. Kendilerini bir gün gelecek olan yalnız bir yaşama hazırlamalılar. Bu uğraşlar güzel sanatların dalları arasından evde yapılabilecek ufak tefek işler olabilir. Yemek ve el işleri, kumaş çalışmaları olabilir. Böylece özellikle ev kadınları dışarı açılmayı da başaracaklardır.’’

Evli Erkek Yalanları
Peki hiç eşinizin size söylemiş olabileceği yalanlar üzerinde hiç düşündünüz mü? Durumu çok abartıpda sakın kocanızın büyük bir yalancı olduğunu düşünmeyin, sadece eşinizin sıkışınca ufak tefek yalanlar söyleyebileceğini hesaba katın. İşte alışık olduğunuz ya da sürekli duyup da yalan olduğunu fark etmediğiniz 10 yalan:
Tatlım elbisen harika...
Ben hallederim.
Gerçekten o kadına bakmıyordum.
Her şey yolunda hayatım.
Seni aramaya çalıştım.
Sen hazır hissetmediğin sürece seks için seni zorlamam hayatım.
Ben 'en iyisi'yim.
Eski kız arkadaşım mı? Fena değildi.
O kadınla hiç ilişkiye girmedim.
Sana hiç bir konuda yalan söylemeyeceğim.
Dikkat ederseniz; erkekler, sürekli egolarını tatmin etmek, her konuda 'fazlasıyla yeterli' görünnmek ve karşılarındaki kadını kaybetmemek için bu tip yalanlara başvururlar. Ara sıra olduğu sürece hoşgörülebilir; ancak alışkanlık halini alırsa biraz durup düşünmeniz gerekir.

Erkeği aldatmak daha kolay

Amerikalı psikologlar David Schmitt ve Todd Shackelford, dikkat çekmeden aldatmanın formülünü buldular. Şimdi ise aldatma tekniklerini içeren bir liste sunuyorlar. Kadın ve erkeklerle yapılan anketlerle ilk başta 91 farklı yöntem ortaya çıkmış. Bilim adamları bunlar arasında en uygun olanlarını seçmişler ve ortaya çıkan sonuca göre erkeği aldatmak daha kolay. Aldatılan erkek her ne kadar eşinin kendisine daha fazla bakım yapması ve daha çok para harcaması halinde şüphelense de kadın davranışlarını değiştirmez ve hatta cinsel yönden daha aktif hale gelirse erkeğin kuşkuları yok oluyor. Erkeğin aldanması daha kolay ise de kadının da zayıf yönü yok değil. Erkeğin birdenbire duygusal sohbetler yapmaya başlaması ve bunları çocuklarla ilgili gelecek planlarıyla ilişkilendirmesi kadındaki kuşkuları gideren taktikler. Öte yandan kadın ve erkeğin aldatma nedeni evrimsel motiflere bağlıdır diyor bilim adamları. Buna göre kadın duygusal ilişki ve seçeneklerden yararlanmak için erkek ise kolay ulaşılabilir seks için aldatıyor





Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ay-maral-can.forum-aktiv.com
AyMaRaLCaN
Admin


Üyelik tarihi : 11/06/08

Mesaj Sayısı : 12267

Rep Gücü : 29249

Rep Puani : 235


MesajKonu: Geri: Aldatılmak nasıl anlaşılır   Salı Ağus. 02, 2011 9:01 pm

Kaybolan cennet

Evli insanların da mutluluğu dışarda aramalarına müsaade edilmesi gerekiyormuş. Başka biri ile mutlu olan evli bir insanın bunu haykırarak herkese söylemesi gerekirmiş.

Olur mu efendim olur mu? Herşeyin bir yolu, yordamı var. Adı üstünde ‘‘Yasak İlişki’’ eğer herkese söylenecekse bunun yasaklığı nerede kalıyor. Bakın yazar bile buna inanmıyor ki kitabın kahramanlarını, hikayenin sonunda el ele ölüme gönderiyor. Gördünüz mü bu yol işe yarasaydı, insanlar intihar etmezlerdi.

Pardon pardon, birden sinirlenip konuyu size tam olarak açıklamadan eleştirmeye başladım. Japonya’da yayınlanan ve son günlerde büyük tartışma yaratan bir kitaptan sözediyorum. Kitabın adı Shitsurakuen, yani ‘‘Kaybolan Cennet’’. Japonların ünlü aşk romanları yazarı Junichi Watanabe'nin en meşhur eseri. Kitap ülkede ençok satan kitap ünvanını kazanınca aynı isimle sinemaya uyarlandı. Televizyon kanallarında dizi olarak oynatıldı.

Aslında tüm hikaye evli bir kadın ile evli bir erkek arasında yaşanan bir aşk hikayesi, yaşadıkları yasak ilişki nedeniyle oluşan toplum baskısına göğüs geremeyen aşıklar kitabın sonunda el ele intihar ediyorlar.

Tutucu Japonlar önce bu kitap ve film karşısında ne yapacaklarını şaşırdılar. Tokyo belediyesi bu filmin afişlerini büyük alışveriş merkezleri ve trenler gibi umuma açık yerlere asılmasını yasakladı. Ama bu yasaklama ilgiyi artırdı.

Sonunda da olanlar oldu. Kitaptan çok etkilenen evli Japonlar birbirlerini aldatmaya başladılar. Kitabı okuyana veya filmi seyredene kadar evlilik dışı ilişkilere karşı oldukça katı tutum içinde olanlar bile bu filmi seyrettikten sonra fikirlerini değiştirdiler.

Yapılan istatistiklare göre hikaye özellikle evli kadınları çok etkiledi. Kadınlar eşlerini aldatmayı oyun haline getirdiler. Sabah kuşağında yayınlanan kadın programlarına faks gönderen binlerce kadın bu hikayeden sonra evlilik dışı hikayeler konusundaki fikirlerini değiştirdiklerini belirttiler

Yazar Junichi Watanabe'ye göre ise Japonya'da eşlerin birbirlerini aldatmalarında görülen artışta kendisinin hiçbir şuçu yok. Beyefendi sütün üstündeki kaymak kadar beyaz. Aksine Japon toplumunda görülen bu değişim, kitabın çok satmasına neden olmuş. Yoksa kimse onun kitabını okuduktan sonra böyle bir şeye karar vermiş değilmiş.

Valla hiç inandırıcı değil. Adamın 30'a yakın kitabı var, Hepsinin konusu da yasak aşk. Tüm kitaplarının sonu da kötü bitiyor. Yani bizim Kemalettin Tuğcu kitapları gibi değil. Tuğcu‘nun kitaplarında hikaye ne kadar acıklı olursa olsun sonu mutlaka iyi biterdi. Burada ise tam tersi hikaye çok güzel ama sonu acıklı bitiyor.

Be adam madem bu tür ilişkileri savunuyorsun bari hikayeleri mutlu son ile bitirsene.

Eşimi aldatıyorum

Aslında biliyorum ki şimdi benim bu mektubumu okuyanlar bana ‘‘Ne utanmaz kadın’’ diyebilirler. Ama olsun, ben yaşadıklarımı biliyorum ya. Ben sekiz yıllık evli ve iki çocuk annesiyim. Eşimi aldatıyorum; başka birini seviyor, onunla mutlu olmaya çalışıyorum. Çünkü eşim beni hiç mutlu etmiyor. Bana önem bile vermiyor. Benimle ilişkiye girmek için hiç çaba göstermiyor. Girse de görev gibi davranıyor. Beni mutlu etmek için kendini hiç zorlamıyor. Son derece bencil. Bunu her yönde yaptığını söyleyebilirim. Akşamları yüzüme bile bakmıyor. Eve para getirmek, yaptığım yemekleri silip süpürmekten başka bir şey bilmiyor. Ben bitki değilim bu kadarlık hayat bana yetmiyor. Kimse halimi anlamıyor. Ayrılmayı düşünüyorum, ama çocuklar için endişe duyuyorum. Ne yapmalıyım, bana bir akıl verin.

Bu senin açından o kadar ciddi bir konu ki sana şunu yap demek çok zor. Eşinin pekçok erkek gibi yalnızca eve para getirip ‘‘Neyi eksik ki, ona bakmıyor muyum’’ diye düşündüğünü sanıyorum. Ama bugün kadınların eşlerinden ilgi, sevgi, yakınlık, hatta cinsel açıdan mutlu edilmelerini beklediklerini erkekler ne yazık ki düşünmüyorlar. Monoton bir yaşamdan onlar mutluluk duyabiliyor ya da evdeki eşleriyle mutlu olmak yerine, kendilerine dışarıda bir hayat arıyorlar. Bu arada evdeki kadının kendini bir bitki gibi görüp mutsuz olabileceğini ya da onun en az kendisi kadar sevgi, saygı, heyecan ve aşk arayabileceğini akıllarına getirmiyorlar. Yine de kızım, beraber olduğun erkeğe pek fazla güvenmemen gerektiğini hatırlatayım. Eğer ilerde onunla evlenirseniz eşinden pek farklı olmayacağını söyleyebilirim. Sonuçta bu üçlü beraberliği daha fazla sürdürme, dürüstçe kararını ver ve iki yoldan birini seç kızım. Bu tatsız durum böyle giderse seni de perişan eder.

Karımın beni bir kadınla aldattığını düşünüyorum

Ben daha 15 yaşına girer girmez, yaşça benden büyük bir yakın akraba kızıyla evlendirilmiş bir genç erkeğim. Şu an, 25 yaşında ve iki çocuk babasıyım. Karımın günahını almak istemiyorum ama beni bir kadınla aldattığını düşünmeye başladım. Biliyorum, bu çok yanlış bir düşünce ve ben bu yüzden kendimden çok utanıyorum. Üstelik bu konuda hiçbir şey soramıyor, tartışmaktan da kaçınıyorum. Ne olursa olsun, bu fikri kafamdan çıkarıp atamıyorum. Lütfen beni birkaç satırla da olsa rahatlatır mısınız?

Bu garip düşünceye nereden ve nasıl kapıldın? Bununla ilgili hiçbir ayrıntıya girmemişsin ki... Örneğin eşinin bu lezbiyen ilişkiyi yaşadığına hükmettiğin kadın kim? Bir komşu mu, bir arkadaş mı? Çocukluğundan beri tanıdığı biri mi? Hangi hareketi seni bu düşünceye sevk etti? Yoksa sen, eşinin hanım arkadaşlarını bile kıskanacak derecede, aşırı kıskanç biri misin? Belki eşinin çevresinde erkek sinek bile bulunmadığından şimdi de böyle bir kuşkuya kapıldın? Bütün bunları bilmeden sana nasıl cevap vereyim? Ancak anladığım kadarıyla eşinle ilişkin pek de iyi gitmiyor. Aranıza bir soğukluk girmiş olmalı. Belki kadıncağız, bazı nedenlerden senden uzaklaşmıştır. Sana artık yakınlık göstermiyor uzak duruyordur. Bu durumda, sen de kıskanacak bir erkek bulamayıp sık sık görüştüğü hanım arkadaşlarından mı kuşkulanmaya başladın? Tabii ne desem yanlış olacak. Çünkü hep varsayım bunlar. Ama eğer gözünle görmedinse, onları birlikte yakalamadınsa, kesin bir şey söyleyemezsin. İki yakın hanım arkadaş, zaman zaman birlikte gülüşüp şakalaşabilirler. Birlikte olmaktan hoşlanabilirler, kucaklaşabilirler de... İnsanların sevdiklerine dokunmak istemeleri de çok doğaldır. Ama burada mutlaka bir eşcinsel ilişki aramak hatalı bence. Bak hem kendin de böyle düşündüğün için üzüntü duyduğunu söylemiyor musun? Çocuk yaşta evlendirilmiş bir genç erkeksin. Çok genç yaşta, daha hayatı anlamadan, çoluk çocuğa karışmışsın. Bunda ailenin büyük hatası söz konusu. Belki bu yüzden evliliğinde aksayan bir şeyler olabilir. Neden eşini karşına alıp iyi gitmeyen ne varsa açıkyüreklilikle konuşmayı denemiyorsun? İstersen bana yine yaz. Seni her zaman dinlemeye hazırım.

RAYDAN ÇIKANLAR
Yön: Michael Hafström
Oyn: Clive Owen, Jennifer Aniston, Vincent Cassel
Tür: Gerilim
Süre: 112 dk.

Eşinizi aldatmayı hiç düşündünüz mü? Belki de düşünmekle kalmadınız, aldattınız da.

Geçmiş için yapacak bir şey yok, ama en azından bundan sonra atacağınız adımlara dikkat edin. Yoksa aynı bu filmde olduğu gibi başınıza kötü şeyler gelebilir.

Tür başlığı altında 'gerilim' yazan bir film için alakasız bir giriş oldu, biliyorum.

Ama ne yapalım, Raydan Çıkanlar, gerilim yaratmak istediği kadar ahlak dersi vermeye de soyunan bir film!

ÖZEL HAYATLARINDA FARKLILAR

Başrollerde sinema dünyasının iki ünlü oyuncusu var.

Clive Owen gerçek yaşamında eşine ve çocuklarına bağlı, mükemmel bir aile babası. Bugüne dek çapkınlıklarıyla gündeme gelmedi.

Jennifer Aniston ise, aldatmış değil ama aldatılmış, Angelina Jolie'ye aşık olan Brad Pitt tarafından terk edilmiş bir kadın.

İşte özel hayatlarında yasak ilişkilerden uzak duran bu iki ünlü, Raydan Çıkanlar'da kaçamak yapan iki evli insanı canlandırıyorlar.

Charles Schine (Clive Owen) evli, güzel bir karısı (Mellisa George), şirin, akıllı bir kızı var. Ne var ki ev ortamı çok parlak değil. Hasta olan kızlarının tedavisi için para biriktirme derdine girmiş anne babanın evliliği rutine girmiş. Kör topal, bir şekilde ilerliyor ama.

Charles bir gün işine gitmek için bindiği trende kendi halinde güzelce bir kadınla, Lucinda Harris (Jennifer Aniston) ile tanışıyor. Trenden indiğinde aklı onda kalınca, işe gider gitmez internette Lucinda'nın çalıştığı şirketin sitesine giriyor. Sonrasında da oraya masum bir ziyarette bulunuyor. Masum ziyaretin sonu o kadar masum değil tabii. Gece kendilerini ucuz bir otel odasında buluyorlar.

Sonrasını anlatmak pek doğru değil. Doğru söylesem filmin sürprizleri açığa çıkacak. Gizlesem başka türlü. En iyisi konuya burada nokta koymak.
Raydan Çıkanlar, İsveçli yönetmen Mikael Hafstörm'ün Hollywood'daki ilk filmi. Ünlü oyunculardan oluşan uluslararası bir kadroyla çalışmış olması tabii ki onun için bir şans.

Clive Owen, ilk çapkınlığını yüzüne gözüne bulaştıran evli adam rolünde iyi bir performans sergiliyor. Vincent Cassel de üçkağıtçı Fransız rolünde son derece iyi. Hele Charles'ın evine gelip, karısını etkisi altına aldığı ve sonrasında onu duvara yapıştırdığı bir an var ki, filmin en gerilimli sahnesi.

İki erkek oyuncu için söylediklerimizi Jennifer Aniston için söylemek pek mümkün değil. Daha çok komedilerde başarılı olduğunu gördüğümüz Aniston, böylesi bir gerilim filminde olmasa da olurmuş. Başrol olarak yazılmasına rağmen, kendisini perdede pek fazla gösterme imkanı bulamıyor ne yazık ki.

İyi başlayan film, hiç şüphe yok ki, dikkatli ve bu tip filmlerde tecrübeli izleyiciler için bir süre sonra özelliğini yitirecek. Bir noktadan sonra filmin gidişatını anlamak zor olmuyor çünkü.

Bazen az bilmek daha iyidir ya. Burada da aynı şey söz konusu. Sürprize, olana bitene ne kadar geç uyanırsanız o kadar iyi. Filmden daha çok zevk alabilirsiniz. Üstelik yanında hediye olarak, yüze tokat gibi çarpan bir de ahlak dersi alıyorsunuz. İhtiyacı olanlara duyurulur.

Elma mısınız kiraz mı?
Her türlü şansı değerlendiriyor musunuz? Bunu sıkıntıdan mı yapıyorsunuz yoksa macera yaşama isteğinden mi? Sadakatli kişiler kesinliğe önem veriyor, çoğu zaman kendilerini sağlama almak için köklerini derinlere bırakıyorlar. Peki ama sizin sadakat hakkında düşünceleriniz neler?





1 Aşağıdaki durumların hangisinin altından kalkabilirsiniz?


a) Sevgilinizle birlikte dünya turu yapmak


b) Çilekli, kremalı büyük bir turta yemek


c) Tanımadığınız biri ile birlikte olmak


d) Birçok ünlünün olduğu bir partiye gitmek




2 Aşağıdakilerden hangisi sizi daha çok heyecanlandırır?


a) Bir fotoğraf


b) İlk öpücük


c) Müzik


d) Önemli bir iş görüşmesi




3 Sizin için aykırı davranmak...


a) Heyecanlı


b) Can sıkıcı


c) Hiçbir zaman yapmazsınız


d) Çekici




4 Sevgilinizden beklediğiniz...


a) Güven


b) Aşk


c) Baskı


d) Sadakat




5 Bir sevgiliniz var, aynı zamanda üzerinize düşen bir başkasına karşı ne yaparsınız?


a) Ona karşı koyamazsınız


b) Partnerinizle ilişkinizi etkileyeceğini düşünür ilgilenmezsiniz


c) Aranızdakileri arkadaşlığa vurursunuz


d) Herşeyin açık olmasına çabalarsınız




6 Hayallerinizde ihanet etmek...


a) Kötü sonuçlar doğurabilir


b) Eğlenceli olabilir


c) İhanet anlamına gelmez


d) Heyecan verici olabilir




7 Köprü ... uzanıyor.


a) Geleceğe


b) Geçmişe


c) Bir ırmağın üzerinde


d) Bir kalenin kapısına




8 Özür dileme yönteminiz?


a) Bir demet gül gönderirsiniz


b) Olayların nedenini anlamaya çalışırsınız


c) Herşeyi inkar edersiniz


d) Hiçbir zaman özür dilemezsiniz




9 Neye karşı susuzsunuz?


a) Aşka


b) Güce


c) Suya


d) Sekse


10 Kokunuzu değiştirmekten hoşlanıyor musunuz?


a) Hiçbir zaman, hep aynı kokuyu kullanırsınız


b) Çoğu zaman, karşılaştığınız kokuya bağlı


c) Bazen, ruh halinize bağlı


d) Arada bir, genellikle alıştığınız kokuyu kullanırsınız




11 Elma deyince aklınıza ne geliyor?


a) Adem ve Havva


b) Günde bir elmanın doktoru evden uzaklaştırdığı


c) Pamuk Prenses'i kandıran elma


d) Diyet yiyeceği




12 Sevgilinizle birlikte sinemadasınız, yanınızdakinin size çok yaklaştığını farkettiniz...


a) Özür dileyerek yerinizi değiştirirsiniz


b) Bu düşünce sizi eğlendirir


c) Sevgilinize söylersiniz


d) Diğer kenara çekilirsiniz



değerlendirme



1) a=6 b=4 c=0 d=2


2) a=2 b=6 c=4 d=0


3) a=0 b=4 c=6 d=2


4) a=0 b=4 c=2 d=6


5) a=0 b=4 c=2 d=6


6) a=6 b=2 c=4 d=0


7) a=0 b=4 c=2 d=6


Cool a=2 b=4 c=0 d=6


9) a=4 b=2 c=6 d=0


10) a=6 b=0 c=2 d=4


11) a=0 b=4 c=2 d=6


12) a=4 b=0 c=6 d=2



0-26 puan arası:


Siz bir elmasınız


Keyfiniz yerindeyse sizin için herşey dürtü demek, değişim istediğinizde hemen yerine getiriyorsunuz. Sadakatinize fazla güvenmiyorsunuz. Duygusal bir kişiliğiniz var. Kırmızı elmayı ilk veren siz olabilirsiniz. Güzel bir gülücük sizi baştan çıkarmaya yetiyor. Sizin için ihanet doğal bir süreç. Egoist yapınız zaman zaman yalan söylemenize de neden oluyor. Kendinizden emin değilsiniz ve kapasitenize güvenmiyorsunuz. Kendinizi yalnız hissettiğinizde sadakatsizlik iletişim biçiminiz haline geliyor. Sadakatli davranmak oldukça zorunuza gidiyor.


26-46 puan arası:


Siz bir çileksiniz


Tek başına ya da kremayla yenebiliyorsunuz. Zaman zaman acı, baştan çıkartıcı ya da tatlı olabiliyorsunuz. Meraklı, canlı bir kişiliğiniz var. Memnuniyetsiz zamanlarda ihanet etmek sizin için kaçınılmaz oluyor. Sorumluluk duygusundan kolayca uzaklaşıyorsunuz. Öç almaktan da hoşlanıyorsunuz. Hayatınız boyunca denge arıyorsunuz. Bu yüzden kendinize bir eş bulduğunuzda aldatmak ihanet etmek aklınıza bile gelmiyor. Kendinize saygı duyuyorsunuz.


46 puandan fazla:


Siz bir kirazsınız


Siz kiraz gibi çift doğuyor çift yaşıyorsunuz. İhanet nedir bilmiyor ve iki kişilik ilişkilerin dışındakileri anlamıyorsunuz. Vermeyi bilen, okşanmayı da okşamayı da seven bir kişisiniz. Sadakatiniz herkesçe biliniyor. Yalnızlıktan korkuyor ve hiçbirşeyin ilişkinizin bağlarını koparmasına izin vermiyorsunuz. Duygusal sıkıntılara dayanamıyorsunuz. Dikkat etmeniz gereken yanlış aşkların kucağına düşmemeniz.

Aldatılmak nasıl anlaşılır hakkinda aciklamalar Aldatılmak nasıl anlaşılır konusunda bilgiler.
Anahtar Kelimeler:Aldatılmak nasıl anlaşılır ,Aldatılma sinyalleri ,kadının aldattığı nasıl belli olur, erkeğin aldattığını nasıl anlarsın alinti





Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ay-maral-can.forum-aktiv.com
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Aldatılmak nasıl anlaşılır   Bugün 3:14 am

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Aldatılmak nasıl anlaşılır
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Evvabin namazı nedir, nasıl kılınır?
» SAÇ KESİMİ??
» Hobilerimiz

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Abartisiz Atis Serbest-
Buraya geçin: