Hosgeldiniz.... AyMaRaLCaN Bilgi Paylasim Platformuna..... Cay Isterseniz ( Hayali Büfe ) Smile Sagda Büfemiz Var Buyurun Bir Bardak Alin Afiyetle Icin Seker Bitmis ise Lütfen Zile Tiklayin Servisimiz Yardimci Olacaktir..... ..Keyifli Seyirler Dilerim Smile Bye ...
Yazar ---- > Wink AyMaRaLCaN



 
AnasayfaGüncel KonularGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yap
En son konular
»  Acilinden Kaciyorum ...Görüsmek Umudu Ile <---- Bye
Cuma Ara. 14, 2012 7:05 am tarafından AyMaRaLCaN

» Bir Sarkisin Sen
Cuma Ara. 14, 2012 7:03 am tarafından AyMaRaLCaN

» MerHaba MerHaba :)
Cuma Ara. 14, 2012 6:58 am tarafından AyMaRaLCaN

» Azerbaycan Yemekleri,Azerbaycan Yemek Kültürü,Azerbaycan Mutfağı
Cuma Ara. 14, 2012 6:49 am tarafından AyMaRaLCaN

» ORHAN AFACAN SIIRLERI Tas Atan Cocuklar
Cuma Kas. 30, 2012 7:48 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Bu Mezarda Bir Garip Var
Cuma Kas. 30, 2012 3:51 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Bizden Geriler (Gam Kasavet)
Cuma Kas. 30, 2012 3:49 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Benim Hayatım
Cuma Kas. 30, 2012 3:48 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Babasını (Bir Fakirin Hatırını)
Cuma Kas. 30, 2012 3:46 am tarafından AyMaRaLCaN

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Istatistikler
Toplam 7 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: AyBüke

Kullanıcılarımız toplam 28063 mesaj attılar bunda 19753 konu
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Sosyal yer imi
Sosyal yer imi Digg  Sosyal yer imi Delicious  Sosyal yer imi Reddit  Sosyal yer imi Stumbleupon  Sosyal yer imi Slashdot  Sosyal yer imi Furl  Sosyal yer imi Yahoo  Sosyal yer imi Google  Sosyal yer imi Blinklist  Sosyal yer imi Blogmarks  Sosyal yer imi Technorati  

www.ay-maral-can.forum-aktiv.com

Sosyal bookmarking sitesinde adresi saklayın ve paylaşın
En bakılan konular
Bir Sarkisin Sen
Xürremiler Herekatı ve Babek
Azerbaycan Bayragi
Acilinden Kaciyorum ...Görüsmek Umudu Ile <---- Bye
MEN TELESMİREM Semed Vurgun ..1954
Radyo icin Tema Resimleri Resimler Resim
Murat Yıldırım Burçin Terzioğlu Düğün resimleri
MerHaba MerHaba :)
Hiphop - Rap Müzik Şarkı Sözleri
Yeni Büyük Kalp Gif'leri Arşivi 3, Küçük Kalpler, Küçük Hareketli Kalpler, Küçük PNG Kalpler, Küçük Sayfa süsleme Kalpleri, Minik Kalpler, Kırmızı Minik Kalpler, HAreketli

Paylaş | 
 

 Türklerde Tabiatüstü Varlıklar ve Yerel İnanışlar

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
AyMaRaLCaN
Admin


Üyelik tarihi : 11/06/08

Mesaj Sayısı : 12267

Rep Gücü : 29249

Rep Puani : 235


MesajKonu: Türklerde Tabiatüstü Varlıklar ve Yerel İnanışlar   Perş. Tem. 21, 2011 11:08 am

Türk halkbilimindeki sözlü gelenekler içinde insanların hayatını etkileyen inançlarla yakından bağlantılı olağanüstü nitelikler taşıyan gizli güçlere sahip oldukları kabul edilen ancak ne oldukları pek bilinmeyen varlıklarla ilgili pek çok anlatı vardır. Bu anlatıların değerlendirilmesi insanımızı anlamaya onun hangi düşünce ortamında yaşadığını bilmeye tanımaya hizmet eder.

Hem doğu hem batı kültürlerinde görülen ve inanç alanının ortak tasarladığı kimlikler diyebileceğimiz bu varlıklar atasözü ve deyimlerimizde;‘cin fikirli cin gibi aklı olmak cin çarpmak cini tepesine çıkmak cinleri başına toplanmak cinlerin cirit oynaması cin başka şeytan başka cin tutana bir muska kafidir cadı kazanı cadı suya batmaz perisi alçak’ gibi ifadelerle yer alırken masallara da konu olmuşlardır. Ancak bu çalışmada cin – peri masalları ele alınmamış onların ayrı bir inceleme konusu yapılması düşünülmüştür.

Bu varlıklara Anadolu’da yerine göre; cin ecinni cadı peri şeytan üç harfli iyi saatte olsunlar pir (evin piri) sahip (evin koyunların sahibi) bekçi (evin koyunların bekçisi) mekir ferişte feriştah Rüküş Hanım İbrik Kalfa (Bayrı 1972: 199) gibi isimler verilirse de bunlar kimlikleri birbirine karışmış iç içe geçmiş şekilde karşımıza çıkarlar. Değişik adlarla anılan bu söylence yaratıklarının özel kimlik taşıyanları ise bizim araştırmalarımıza göre şöyledir.

Karakoncolos: Yurdumuzun farklı bölgelerindeki yaygın bir inanışa göre kışın en soğuk günlerinde insanlara zarar veren bir varlıktır. Kendine has özellikler taşır. Zemherinin (kışın en soğuk zamanı ocak) ilk on iki gününde sokaklarda dolaşır rastladığına “Nereden geliyorsun Nereye gidiyorsun? Adın ne?” diye sorarmış. Verilecek cevapların içinde mutlaka “kara” kelimesi olmalıymış (Kara Köy’den geliyorum Karasu’ya gidiyorum Adım Kara Hasan v.b) Aksi takdirde Karakoncolos elindeki kocaman tarakla vurarak karşısındakini öldürürmüş. Bu durumdan korunmak için kış günleri evlerdeki taraklar ortada bırakılmaz saklanırmış. Bu yaratık kış yarısının cini diye de adlandırılır (Boratav 1976: 99).

Sözlü kaynak verilerine göre bu cin özellikle yurdumuzun doğu Karadeniz bölgesinde Karakonculu Karakoncilo Koncolos Yaban Adam gibi adlarla nitelendirilir ve kışın ormandan sahil köylerine fırtınayla geldiğine veya denizden çıktığına inanılır. İnsanı taklit eden ve maymuna benzeyen bu cin özellikle küçük çocukları ve yeni doğmuş buzağıları yemektedir. Bu durumu engellemek için ev sahibi kapıya yörede ‘kuymak’ adı verilen bir yemek koyar (Sürmene Güneşara Köyü) .

Congolos: Yozgat civarında karakoncolos’un adı congolos’tur. Evlere kışın ortasında soğukların en fazla arttığı zamanlarda (10 ocak 17 ocak) uğradığı için Yozgat’ta bu günlere “congolos ayı” denir. Mevsim tarifleri “congolos girdi congolostan sonra” şeklinde yapılır. Bu yaratık açıkta duran yiyecek küplerine tükürür idrarını yapar böylece hastalıklara sebep olurmuş. Bu yolla hastalığa yakalanan insanlara ise ‘marazlı’ denmektedir. Congolos bazen de uyuyan insanı yakınlarından birinin sesini taklit ederek çağırır uyanmazsa alıp götürür dışarıda soğuktan donmaya terk edermiş. Pancar olan evlere gelmeyeceğine inanılan congolosun evlere uğramaması için pancar pişirilip eşiklere gömülür veya lohusalara dünürlere sevilen kimselere verilirmiş (Özbaş 1967: 12). Bu varlığa yuırdumuzun değişik bölgelerinde koncolos karakoncolos gibi adlar da verilmektedir.

Karakura: Erzurum ve Erzincan yöresindeki inanışlara göre bu tabiat üstü güç albastı gibi lohusalara musallat olan onları korkutarak ciğerlerini söküp götüren bir varlıktır (İnan 1987: 262). Konya civarında anlatıldığına göre bu cin keçiye benzeyen fakat kedi büyüklüğünde olan insanların üstüne çökerek onları boğmaya çalışan bir yaratık şeklinde düşünülür. Gün ışığından korkar güneş doğunca kımıldayamaz ancak o zaman yakalanabilir. Ona yemin ettirdikten sonra köle gibi kullanmak mümkün olurmuş (Boratav 1984: 7479). Karakura yatağında ekmek kırıntısı olan insanları da çok severmiş.

Böyle yataklarda uyuyanlar karakura tarafından bastırılır kabus görür sıkıntı çekerlermiş (Kalafat 2000: 93).
Kara korşak: Erbil’de Türkmenlerin eşek köpek domuz keçi kılığına girdiğine inandıkları bir cindir. Gece kapıları çalıp ev sahibinin tanıdığı bir ses ve kılıkla onu kandırarak çağırıp kaçırırmış. Bu cinden korunmak için pantolonun düğmelerini açmak gerektiğine inanılır (Kalafat 2000: 69).

Kamos: Harput civarında görülen bir kötü yaratıktır. Tek başına uyuyan insanların üzerine bütün ağırlığı ile çöker onların çarpılmalarına bazen de ölmelerine sebep olabilirmiş. Geceleri dolaşan bu cin anlatımlara göre bazen iriyarı bazen de cüce görünüşlüdür. Başında daima bir börk taşır. Bir insan bu börkü kapmayı başarırsa elinde börk büyüklüğünde altın kalacağına inanılır. Zaman zaman kara kedi şeklinde de görülebilen kamosun bastığı kişi kanının çekilip damarlarının kuruduğunu sanır. Kamos sözcüğünün kabus kelimesinin anlamı ile benzeşmesi dikkat çekicidir (Kalafat 1999: 26).

Kayış Ayak: Romanya Dobruca Türkleri arasında tesbit edilen lohusalara musallat olan hava karardıktan sonra ortaya çıkıp şafak vaktine kadar dolaşan bir cindir. Eğri bacaklı korkunç görünüşlü bir yaratıktır. Lohusanın omuzlarına ayakları önden sarkacak şekilde sımsıkı yerleşir ve onu istediği gibi dolaştırıp dilediğini yaptırır (Önal 1998: 52). Aynı adla anılan cin Tire’de yaptığımız derlemelerde de tespit edilmiştir.

At binen cin: Caferi Türklerin inanışlarında gece atlara binerek dolaşan bu adla tanınan bir cin vardır. At sabahleyin terli ve yorgun bulunursa durum anlaşılır. Cin ata binince onun yelesini örermiş. Bu cini yakalamak için atın yelesine zift sürülür onun buraya yapışması sağlanırmış. Bu şekilde yakalanan cinler yakasına bir iğne takılarak esir edilir her işte kullanılırmış. Fakat esir cin bir gün elindeki ekmeği bir çocuğa verir onu kandırıp iğneyi çıkarttırır kaçarmış (Kalafat 2000: 271).

Çarşamba Karısı: (Çarşamba cadısı) Çarşamba günleri ortaya çıkan dişi korkunç görünüşlü bir varlıktır. Dolaşma hakkı bir günle sınırlı olduğundan her yeri çabucak gezer. Bu yüzden amaçsız hiçbir iş yapmadan ortalıkta dolaşan insanlara “Çarşamba karısı gibi gezip durma” denir (Tire Ödemiş Bayındır).

Ağırlık: Yurdumuzun hemen her yöresinde yaygın olarak bilinen derin uykuda olan insanların üzerine çöken bütün gücüyle bastırarak onların uyanmalarını engelleyen korkutup boğulmalarına sebep olan kötü bir tabiat üstü varlıktır. Üzerine ağırlık çöken insanlar uyudukları yeri bütün ayrıntıları ile gördüklerini bağırmak istediklerini fakat seslerinin çıkmadığını üzerlerindeki güçlü kuvvetli biriyle mücadele ettiklerini haykırarak uyandıklarını söylerler. Aynı sıkıntıları yaşatan bir diğer kötü cinin adı “karabasan” dır. Bu farklı anlatılara göre Türkiye’nin bazı bölgelerinde canlı bir varlık olarak tasavvur edilirken (Ankara) bazen de korkunç bir rüya olarak adlandırılır (Konya Anamur İstanbul).

Albastı: “Al alkarısı alanası alkızı albasması alarvadı alacama albıs almış” gibi adlarla anılan hemen hemen bütün Türk dünyasında görülen olağanüstü varlıklardan biridir (Acıpayamlı 1974: 80 İnan 1972: 169). Bu yaratık şamanizmdeki Al ruhunun günümüzdeki temsilcisi sayılabilir. (Genç 1999: 18). Elazığda buna “Elkarısı” da denmektedir (Yılmaz 1967: 215) Keçi tilki kedi köpek buzağı örümcek kuş gelin kefenli ölü gibi çeşitli kılıklarda görünürse de daha çok uzun boylu uzun parmak ve tırnaklı dağınık saçlı yağlı vücutlu el ve ayakları küçük dişlek bir bir dudağı yerde bir dudağı gökte çıplak gezen göğüslerinden birini geriye atmış tepesinde gözü olan çok çirkin al gömlek giyen bu yaratık (Acıpayamlı 1974: 75). Muğla’da denizden çıkan ve yalnız bırakılan çocukları çalarak dalgaların dibindeki evine götüren bir kadın olarak tasarlanmaktadır (Boratav 1976: 99). Dobruca Türkleri onu sarışın ve şişman bir kadın (Önal 1998: 52) Fergana Özbekleri pejmürde kılıklı dağınık saçlı bir kocakarı (İnan 1987: 261) Gagavuzlar bir dev olarak tasvir ederler (Güngör 1991: 43).

KırgızKazak Türklerinin inanışlarına göre kara albastı ve sarı albastı olmak üzere iki ruh vardır. Kara albastı ciddi ve ağırbaşlı bir ruh olup sadece ocaklı insanlardan korkar. Sarı albastı ise hoppa ve şarlatandır İnsanlara dokunmama sözü verebilir fakat fırsatını bulunca mutlaka zarar verir (İnan 1972: 166173).

Albastı’nın en çok lohusalara ve bebeklere düşman olduğuna lohusanın ciğerini sökerek suya attığına veya yediğine bu yüzden elinde ciğer bulunan bir kadın görülürse hemen yakalanması ve üzerine iğne çuvaldız gibi bir metal parçası takılması veya zift dökülmesi gerektiğine inanılır (Şakir 1939: 32). Onu yakalayan kişi ocaklı olur ve ‘alcı’ adını alır. Al karısı alcının soyundan gelen kadınlara zarar veremez.

Alkarısından korunmak için doğum yapan kadın kırk gün kırk gece dışarı çıkmaz. Ayrıca evde de yalnız bırakılmaz. Aynı zamanda baş ucuna Kur’an asılır. Yastığının altına bıçak makas demir para iğne çuvaldız maşa gibi metal eşyalardan biri veya çörek otu soğan sarımsak kabuğu süpürge konur. Bu ruhu kandırıp şaşırtmak için orta yere erkek elbiseleri de bırakılır (Acıpayamlı 1974: 83). Şayet anneyi değil çocuğu al basarsa bu çocuk ‘ayyaş’ olacağı yani kendinden geçip bayılacağı için ‘ayyaş aşı’ pişirilip dağıtılır. Bu aş sokaktan geçenlerin yakılan ateşe bir odun atmasıyla pişirilmektedir (Gökbel 1998: 95). Alkarısı kırmızı renkten korktuğundan lohusanın başına al tülbent örtülüp yakasına kırmızı kurdela takılır. Ziyarete gelenlere kırmızı renkli şekerden (nöbet şekeri)yapılan şerbet ikram edilir. Gagavuzlar ise doğumdan üç gün önce ve üç gün sonra lohusaya su yerine rakı içirirler (Güngör 1991: 43).

Alınan bütün bu tedbirlere rağmen lohusanın çok ağrısı varsa morarıyor sayıklıyor bayılıyorsa al bastığına karar verilerek bir hoca veya ocaklı çağrılır. Tüfek atılıp tencere kapakları vurularak gürültü yapılıp bu ruhu kovmak için uğraşılır.

Enkebit: İç Anadoluda görülen bir varlıktır. Anlatılara göre başında altın bir fesi vardır. Sağ elinin ortası deliktir. Uyuyan insanların boğazlarını sıkarak onları boğmaya çalışır. Başından fesini kapan kişiye dokunmaz (Çobanoğlu 2003: 137).

Hınkır Munkur: Yakaladığı insanları önce boğarak öldüren sonra da yiyen bir yaratıktır (Çobanoğlu 2003: 137). İnsana benzer fakat göbeğinde bulunan bulunan bir torbanın içinde yavrusunu taşır. En korktuğu şey üzerine idrar yapılmasıdır. Böyle tehdit edilirse ortadan kaybolur.

Demirkıynak: Bigadiç dağlarında yaşayan her kılığa girebilen korkunç sesler çıkararak insanların delirmelerine sebep olan çok pis kokulu bir yaratıktır (Çobanoğlu 2003: 138). Sudan çok korkar. O göründüğü anda dere veya göle giren insanlara bir zarar veremez.

Cadı: Türk inanışındaki cadı kavramı hem olağanüstü varlıkların genel adlarından biri hem de kaynağını daha çok batılı efsanelerden alan özel bir varlığın adı olarak kullanılmaktadır. Rumelideki Türk yerleşim birimlerinde cadı kabulü geceleri mezarından kalkıp dolaşan saçı başı dağınık tırnakları uzamış pis görünümlü rastladıklarını öldüren bir kadın şeklindedir. “Cadı gibi” sözleri de bu inanışı dile getirmektedir. Efsanelere göre ölünün gömülmeden ışıksız bir odada bırakılması üzerinden bir kedinin atlaması ölüyü hortlatır. Bu durumdan kurtulmak için mezarın üstünde ateş yakmak gerekir (Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi II2). Türk masallarında ise;büyü yapan küp üstünde uçan bin yıllık yolu bir anda alan sihirli bir hırkası olan çirkin yaşlı kadın motifi cadı olarak adlandırılır (Tezel 1968: 553).

1833 yılında o zamanlar Türk idaresinde bulunan Bulgaristan’ın Tırnava kasabası kadısı Ahmet Şükrü Efendi bu kasabada yaşanan bir olayı “Tırnovada cadı türedi gün battıktan sonra ortaya çıkıyor un yağ bal gibi şeyleri birbirine katıyor yastık yorgan ve bohçaları açıp dağıtıyor insanlara saldırıp tecavüz ediyor ..... Bunu önlemek için Nikola adlı bircadıcıyla pazarlık ettik ...... Mezarlıkta cadıların yerini buldu. Kalplerinin üzerine kazık çakıp kaynar su dökerek öldürdük” diyerek hükümete resmi bir mektup yazmış bu yazı devletin o zamanlar resmi gazetesi olan Takvimi Vekayi’nin 19 Rebiülevvel 1249 tarih ve 68 numaralı nüshasında yayınlanmıştır (Koçu 1962: 310).

Şu anda Romanya sınırları içinde olan Sarıgöl’ün Çor ve Kırımşah köylerinde topraktan ve mezardan korkunç bir sesle kalkan cadılardan bunların evlere hayvanlara zarar verdiğinden çocukları tabanlarından emerek öldürdüğünden ancak yüreklerinden yere çakılıp üzerlerine kireç dökülerek yakılırsa yok olacaklarından bahseden anlatılar vardır (Saygı 1962: 150). Gagavuz Türklerinde ise ölüm saçan kambur bir yaşlı kadın şeklinde düşünülen taun (meçikli) günahkar insanların mezarlarda hayvan şekline girerek oluşturduğu her şeyi yiyip yutan salgın hastalıkları yapan obur (hobur) uzun gömlek giyerek viranelerde çeşme başlarında oturan ve insandan korkan tılsım adlı cinler vardır (Güngör 1991: 3943).

Şeytan: İslamiyetten önceki Arap inanışlarında “kötülük yapan cin” olarak dile getirilen şeytan kavramı Yahudi Hristiyan ve İslam geleneğinde Allah’ın yarattığı ilk insan olan Hz. Adem’e secde etmediği için cennetten kovulan ‘baş kaldıran melek’ anlamında kullanılmıştır (Hançerlioğlu 1994: 582). Kur’anı Kerimde adı İblis olarak da geçen şeytandan (Bilmen tarihsiz: Ayet 711) çeşitli ayetlerde bahsedilir (Bakara34 Ali imran36 Nisa117 Araf11 Hicr1718 Nahl 98100 İsra 262753 vb.). Şeytan kurnaz ve hilekar olarak düşünülür. İnsanları doğru yoldan çıkarmak onun en önemli işidir. Türkçede; şeytan azapta gerek şeytan diyor ki şeytan dürtmek yüzünü şeytan görmek şeytan kulağına kurşun şeytanın bacağını kırmak şeytana pabucunu ters giydirmek (Aksoy 1984: 893) gibi pek çok deyimde adı geçen bu şeytan yaptığımız olumsuz ve hatalı davranışlarımızın sorumlusu ilan ettiğimiz bir olağanüstü yaratıktır.

Şeytan resim ve karikatürlerde insan gövdeli boynuzlu sivri kulaklı çatal ayaklı kuyruklu elinde mızrak taşıyan korkunç bir varlık olarak tasarlanır.

Peri: Cinlerin dişileri peri adıyla anılırlar (Doğan 1981: 811). Güzellik ve yardımseverlik sembolü olarak kabul edilen periler problemleri çözme ve becerikli olma özellikleriyle de tanındıkları için daha çok masal kahramanları arasında yer alırlar.

Bunlardan başka yaptığımız araştırmada tarlaguzan kalfa keruş keruşereş İfrit ferit albız gibi olağanüstü varlıkların isimlerine rastladıysak da haklarında bilgi edinemedik (Taner 1983: 13). Bazı anlatılarda hırtik çıtlık kuşu kul yol azdıran gelincik (Çobanoğlu2003: 140) gibi isimlerle de karşılaştık.

Umacı öcü dev gulyabani dunganga kuyu kızı gibi isim taşıyan yaratıklar ise yaramazlık yapan ağlayan uyumayan çocukları korkutmak amacıyla uydurulan her çocuğun kendi hayalinde korkunç bir şekilde canlandırdığı var olduğunu ve kendisine zarar vereceğini düşündüğü varlıklardır.

Bu olağanüstü yaratıkların özellikleri ve yaşadıkları yerlere gelince; inanmalara göre aslında aynen insanlar gibi fakat insanlara görünmeden topluluk halinde padişahlar ve beyler tarafından yönetilerek yaşarlar. Erkek ve kadın cinsleri vardır. Evlenip çoluk çocuğa karışırlar. Çocuklarını da kendilerinden olan varlıklar doğurtur. Hatta bazı güç doğumları da insan ebeleri kandırıp kaçırarak yaptırırlar (Taner 1983: 12). Müslümanları ve kafirleri vardır. Eğlenceyi özellikle topluluk halinde def darbuka zurna çalıp şarkılar söyleyerek eğlenmeyi çok severler. Bazen bu şenliklerine insanları da kaçırarak zorla iştirak ettirirler. Metamorfoz en bilinen özellikleridir. Her an kılık değiştirip kedi köpek (özellikle siyah ve beneksiz) yılan horoz tavuk deve keçi tavşan tay tilki örümcek gibi hayvan hayvanla insan arası bir yaratık kefenli ölü arap gelin uzun saçlı beyaz sakallı bir yaşlı evliya şekillerine girebilirler. Bazen ayakları ve kolları geriye doğru ters olup anormal derecede büyük ve çirkin yaratıklar olarak görünürlerse de (Karadeniz 1986: 5) genellikle küçücük minik insanlar olarak kendilerini belli ederler.

Tabiat üstü varlıkların iyileri kötüleri hayırlıları hayırsızları dindarları hatta evliyaları vardır. Hayırsız olanları evlerin daha çok eşik ocak başı merdiven altı gibi yerlerini mesken edinirler. Bazen kendilerini yukarıda saydığımız kılıklarda gösterirlerken bazen de varlıklarını kilitli kapıları açmak eşyaların yerlerini değiştirmek gibi çeşitli şekillerde belli ederler. Halk bu gibi yerlere tekin değil der. Burada yaşayan göze görünmeyen varlıkların insanı çarpacağına ağzını yüzünü eğeceğine inanır (Balcıoğlu 1952: 555). Tekin olmayan evlerin kira veya satış fiyatları çok düşüktür.
“İyi saatte olsunlar” ın önemli özelliklerinden birisi de bir anda ortaya çıkıp aniden kaybolmalarıdır. Evlere anahtar deliğinden bacadan kapı altlarından süzülüp girebilirler. Hemen hepsi bilgilidir. İçlerinde cahil olanları pek azdır. Hastalanıp sakat kalabilirler ölümleri daha çok bir kaza sonunda olur. Ölülerini çöplüklere tuvalet kenarlarına pis yerlere gömerler. Onların mezarlıkları buralardır.

Görünmeyen bu varlıkların yaşadıkları yerler arasında açıktaki tuvaletler çöplükler ulu ağaçların dipleri ormanlar saçak altları bulaşık sularının birikintileri izbe ürkütücü korkunç yerler mezarlıklar ıssız dere yatakları terkedilmiş değirmenler küllükler kuyu başları pınar kenarları nehir yatakları denizlerin kirli bölgeleri (Sabri 1933: 143) göl kenarları bataklıklar çeşme önleri (Ülkütaşır 1933: 84) mağaralar büyük terkedilmiş evler köşkler kale ve saray harabeleri hamamlar samanlıklar ahırlar evlerin eşikleri ekmek kırıntılarının döküldükleri yerler oturulmayan kimsenin olmadığı bölgeler sayılabilir (Boratav 1976: 89). ‘İncin top atıyor’ deyimi buraları anlatmaktadır.

Cinler insanlarla bazen iyi bazen kötü ilişkiler kurabilirler. Ellerinden herşey geldiği için yapamayacakları hiçbir şey yoktur. Kızdırılmazlarsa veya kendilerine bir kötülük yapılmazsa genellikle kayıtsız kalırlar. Bazen bir yolcuyu yanlış yönlendirmek olmadık bir yere tuvalet ihtiyacını yaptırmak gibi şakalar yaparlar. Bazen de durmadan bir insanın adını seslenirler. Buna önem verilmezse bir şey yapmazlar. Şayet kötü kelimelerle tepki verilirse o insanı kaçırırlar. Böylece o kişi ecinnilere karışır. Zaman zaman kadın veya erkekler cinlerle evlendiklerini söyleyerek normal hayatlarından uzaklaşırlar. Bunlara da karışmış insanlar denir. Bu varlıklar kendilerine yardım ve mutlu edenleri ödüllendirirler. En büyük ödülleri sevdikleri kişiye soğan sarımsak kabuğu hediye etmektir. Bunlar eve götürüldüğünde veya gün ışıdığı zaman altın olurlar. Bazen tersini de yaparlar altın gümüş diye verdikleri sabahleyin soğan kabuğuna dönebilir. Bu durum insanların yaşadıklarını bir başkasına anlatması halinde ortaya çıkar. Bunlar insanları kandırıp köle haline getirebilir bütün işlerini yaptırabilirler.

Cin ve peri padişahları adaletlidir. Şehir dışındaki ulu ağaçların altına mahkeme kurup onların zarar verdiği insanların şikayetlerini dinlerler. Cin muhafızı tarafından mahkemeye getirilen cin yargılanır. Şayet suçlu bulunursa ölüme bile mahkum edilebilir (Bayrı 1972: 199).

Ecinniler insana tek başınayken görünürler. İki kişi bir aradayken ortaya çıkmazlar. Gün ışığını sevmezler. Akşam karanlığı iyice çöktükten sonra gezmeye çıkıp gün ışıyıncaya ve horoz sesleri duyuluncaya kadar dolaşırlar. Gece herkesin uyuduğu saatte Kur’an okunursa onların rahatça gezmelerine engel olunacağı için bunu istemezler. Okuyan kişinin yanına yaklaşmazlar fakat çeşitli şekillerde korkutarak yatmasını sağlarlar.

Tabiat üstü varlıkların insana verdiği zararlar; çarpılmak uğramak erişmek karışmak dokunmak ilişmek gibi kelimelerle adlandırılır. Eskiden bazı Türk boyları cin çarpmasına ‘kovuç’ veya ‘kovuz’ diyorlardı (Kaşgarlı 1986: III 163). Bu adlarla anılan hastalıkların sebep olduğu belirtiler olarak insanın ağzının çarpılması eğrilmesi dilinin tutulması kolunun çolak olması kendini kaybedip çırpınması sayıklaması yürürken dengesini kaybetmesi ayaklarının aniden tutmaması yıkanmak istememesi kirli pis saçlı sakallı dolaşması mevsime uymayan kıyafetler giymesi (Hulusi Ahmet 1972: 94) şayet söz konusu bir çocuksa sürekli ve sebepsiz yere ağlaması sayılabilir. İnanışa göre dişi cinlerin çarpması daha tehlikelidir. Çünkü bunlar etraflarına erkek cinleri toplayıp grup halinde gezerler (Taner 1983: 12) saldırgandırlar.

Bilinmez varlıkların verdiklerine inanılan zararlar bu kadar büyük olunca elbette bazı önlemler de geliştirilmiştir. Öncelikle bu varlıkların adları söylenmez. Bahsetmek gerekince “iyi saatte olsunlar bizden uzak olsunlar” denir. Onları ürkütecek kızdırıp korkutacak hareketlerden kaçınılır. Bu varlıkların yaşadığı düşünülen yerleri kirletmemeli bulaşık sularını veya sıcak suyu akşam saatlerinde açığa ya da kapı önlerine dökmemeli açık yerlerde tuvalet ihtiyacını gidermemeli karanlık ve pis yerlere girerken “Bismillah destur tu tu tu” demelidir. Bu sözlerle oranın sahiplerinden izin istenmiş gönülleri hoş edilmiş olur (Kalafat 1993: 50 57). Özellikle çocuklar bunları söylemeye çok dikkat etmelidir. Bazen sokağa kirli su dökmek gerekirse “ destur ya ahdi Süleyman” denir. Cinler Süleyman Peygambere “senin adını anan kişiye dokunmayacağız” dedikleri için bu sözlerle o sözleşme hatırlatılmış olur (Boratav 1984: 87). Küplere veya dolaplara yiyecekler konurken yeni kıyafetler alınınca kızların eşyaları çeyiz sandığına konurken “Besmele” çekilmezse bunların bir kısmını cinlerin götüreceğine veya zarar vereceğine inanılır. Sandıklarda uzun zaman bekleyen beyaz kumaşlarda sarı bir leke oluşmuşsa “burada şeytan doğurmuş Besmelesiz koymuşuz” denir. Köpeklere ekmek vermek yedi mahalledeki cinleri kaçırmak için ak horoz beslemek de yapılan uygulamalardandır (Tanyu 1967: 93).





Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ay-maral-can.forum-aktiv.com
 
Türklerde Tabiatüstü Varlıklar ve Yerel İnanışlar
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Abartisiz Atis Serbest-
Buraya geçin: