Hosgeldiniz.... AyMaRaLCaN Bilgi Paylasim Platformuna..... Cay Isterseniz ( Hayali Büfe ) Smile Sagda Büfemiz Var Buyurun Bir Bardak Alin Afiyetle Icin Seker Bitmis ise Lütfen Zile Tiklayin Servisimiz Yardimci Olacaktir..... ..Keyifli Seyirler Dilerim Smile Bye ...
Yazar ---- > Wink AyMaRaLCaN



 
AnasayfaGüncel KonularGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yap
En son konular
»  Acilinden Kaciyorum ...Görüsmek Umudu Ile <---- Bye
Cuma Ara. 14, 2012 7:05 am tarafından AyMaRaLCaN

» Bir Sarkisin Sen
Cuma Ara. 14, 2012 7:03 am tarafından AyMaRaLCaN

» MerHaba MerHaba :)
Cuma Ara. 14, 2012 6:58 am tarafından AyMaRaLCaN

» Azerbaycan Yemekleri,Azerbaycan Yemek Kültürü,Azerbaycan Mutfağı
Cuma Ara. 14, 2012 6:49 am tarafından AyMaRaLCaN

» ORHAN AFACAN SIIRLERI Tas Atan Cocuklar
Cuma Kas. 30, 2012 7:48 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Bu Mezarda Bir Garip Var
Cuma Kas. 30, 2012 3:51 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Bizden Geriler (Gam Kasavet)
Cuma Kas. 30, 2012 3:49 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Benim Hayatım
Cuma Kas. 30, 2012 3:48 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Babasını (Bir Fakirin Hatırını)
Cuma Kas. 30, 2012 3:46 am tarafından AyMaRaLCaN

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Istatistikler
Toplam 7 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: AyBüke

Kullanıcılarımız toplam 28063 mesaj attılar bunda 19753 konu
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Sosyal yer imi
Sosyal yer imi Digg  Sosyal yer imi Delicious  Sosyal yer imi Reddit  Sosyal yer imi Stumbleupon  Sosyal yer imi Slashdot  Sosyal yer imi Furl  Sosyal yer imi Yahoo  Sosyal yer imi Google  Sosyal yer imi Blinklist  Sosyal yer imi Blogmarks  Sosyal yer imi Technorati  

www.ay-maral-can.forum-aktiv.com

Sosyal bookmarking sitesinde adresi saklayın ve paylaşın
En bakılan konular
Bir Sarkisin Sen
Azerbaycan Bayragi
Xürremiler Herekatı ve Babek
Acilinden Kaciyorum ...Görüsmek Umudu Ile <---- Bye
MEN TELESMİREM Semed Vurgun ..1954
Radyo icin Tema Resimleri Resimler Resim
Murat Yıldırım Burçin Terzioğlu Düğün resimleri
MerHaba MerHaba :)
Hiphop - Rap Müzik Şarkı Sözleri
Yeni Büyük Kalp Gif'leri Arşivi 3, Küçük Kalpler, Küçük Hareketli Kalpler, Küçük PNG Kalpler, Küçük Sayfa süsleme Kalpleri, Minik Kalpler, Kırmızı Minik Kalpler, HAreketli

Paylaş | 
 

 Tarihten Geleceğe Türk Dili

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
AyMaRaLCaN
Admin


Üyelik tarihi : 11/06/08

Mesaj Sayısı : 12267

Rep Gücü : 29249

Rep Puani : 235


MesajKonu: Tarihten Geleceğe Türk Dili   Salı Tem. 19, 2011 5:25 pm

Tarihten Geleceğe Türk Dili

Türk dilinin en eski izleri Sümer kaynaklarındaki Türkçe sözlerdir.
M.Ö. 3100-M.Ö. 1800 yılları arasına ait Sümerce metinlerde 300'den
fazla Türkçe söz yer almaktadır. Sümerceyle Türkçedeki ortak sözler ya
ortak kökenden gelmektedir ya da alış veriş sonucu ortaya çıkmıştır.
Hangi ihtimal doğru olursa olsun Türkçenin ilk verileri M.Ö. 2000-3000
arasına çıkmakta, yani bundan 4-5000 yıl geriye gitmektedir. Ortak
sözler Türklerle Sümerlerin komşu olduklarını da gösterir. Türklerin
hiç olmazsa bir bölümü M.Ö. 2000-3000 yılları arasında, belki de daha
önce Ön Asya'da yaşamış olmalıdır.
M.Ö. 7.-3. yüzyıllar arasında Karadeniz'le Hazar'ın kuzeyinde ve
Kuzeydoğusunda yaşayan Sakaların önemli bir bölüğü ve yöneticileri de
büyük ihtimalle Türktü. M.Ö. 6. yüzyılda yaşamış olan Sakaların kadın
hükümdarının adı Yunan kaynaklarında Tomiris olarak geçer. Bu kelime
Türkçe Temir (demir) olsa gerektir.Dîvânü Lûgati't-Türk'te
anlatıldığına göre İskender'in Türkistan seferi sırasında (M.Ö.
330'lar) Türklerin bir kısmı, hükümdarları Şu yönetiminde Hocent
civarında, yani Seyhun'un yukarı havzalarında idiler. İskender'in
gelişiyle Şu ve idaresindeki Türkler Altaylara çekildiler; Oğuzlar ise
Hocent civarında kaldılar.
Çin kaynaklarındaki ilk bilgilere göre Türkler Çin'in kuzeyindeki
bozkırlarda yaşıyorlardı. M.Ö. 220'lerde ortaya çıkan Tuman (Teoman)
Yabgu ve M.Ö. 209'da hükümdar olan oğlu Motun (Mete) Yabgu, Hunların
büyük hükümdarları idiler ve merkezleri bugünkü Moğolistanda bulunan
Orhun vadisinde idi. Hunlardan sonra da Topalar, Avarlar, Göktürkler,
Uygurlar dönemlerinde, M.S. 840'a kadar Türklerin merkezi Orhun
vadisinde olmuştur. M.Ö. 220 - M.S. 840 arasındaki 1000 küsur yıllık
dönemde Türkler kudretli zamanlarında Okyanus kıyılarından Hazar'a,
hatta bazen Karadeniz'in kuzeyine kadar uzanan topraklara
hükmediyorlardı. Türklerden bir bölüğü M.S. 370'lerde İdil'i geçmiş ve
Kafkaslarla Karadeniz'in kuzeyine ulaşmıştı. Batı Hunları, Bulgarlar,
Avarlar, Peçenekler ve Kıpçaklar 370'ten başla***** yüzyıllar boyunca
Doğu Avrupa ve Balkanları yönetimleri altında bulundurmuşlardır.

Asya ve Avrupa Hunlarına ait herhangi bir Türkçe metin elimizde
bulunmamaktadır. Ancak Çin ve Bizans kaynaklarına geçen bazı özel
adlar ve kelimeler onlara ait Türkçe veriler olarak kabul
edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen tehri, kut, yabgu, ordu, temir
gibi sözlerin Çinceleşmiş biçimleri, milât yıllarına ait Türkçe
verilerdir. Attilâ'nın babasının adı olan Muncuk (Boncuk) ve
oğullarının adları Dehizik, İrnek, İlek Türkçeyle açıklanabilmektedir.
6.-9. yüzyıllardaki Tuna Bulgarlarından yıl ve ay adları ile birkaç
kelimelik bazı küçük metinler kalmıştır. Yıllar hayvan adlarıyla
adlandırıldığı için yıl adları aynı zamanda çeşitli hayvanların
adlarını gösteriyordu. Aylar sıra sayılarıyla ifade edildiği için
Bulgar Türkçesindeki sayıların adlarını da böylece öğrenmiş
oluyorduk.Moğolistan'da bulunmuş olan 6 satırlık Çoyr yazıtı tarihi
bilinen en eski metindir. İlteriş Kağan'a katılan bir askeri anlatan
metin 687-692 arasında yazılmış olmalıdır. Orhun anıtları olarak
bilinen İşbara Tamgan Tarkan (Ongin), Köl İç Çor (İhe-Huşotu),
Tonyukuk, Köl Tigin, Bilge Kağan anıtları 719-735 yılları arasında
yazılmışlardır. Uygurların ikinci kağanı Moyun Çor Kağan'a ait Taryat,
Tes ve Şine-Usu anıtları 753-760 arasında dikilmiştir. Moğolistan'da,
Yenisey vadisinde, Kazakistan'da, Talas'ta (Kırgızistan), Kuzey
Kafkasya'da, İdil-Ural bölgesinde, Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve
Polonya'da Göktürk harfleriyle yazılmış daha yüzlerce yazıt
bulunmuştur. Bu küçük yazıtların 7.-10. yüzyıllar arasında yazıldığı
tahmin edilmektedir. Demek ki bu yüzyıllarda Doğu Avrupa ve
Balkanlardan, hatta Macaristan'dan Güney Sibirya'ya ve Moğolistan
içlerine kadar uzanan sahada Türkçe, Göktürk harfleriyle yazılan bir
yazılı dil olarak kullanılmaktaydı.

9. yüzyıldan itibaren Türkçenin yazılı ürünlerini daha güneyde, Tarım
havzasında da görmeye başlıyoruz. 840'ta Tarım havzasında ve Gansu
bölgesinde devletler kuran Uygurlar; Göktürk, Uygur, Soğdak ve Brahmi
alfabeleriyle kâğıt üzerine yüzlerce eser yazdılar, yüzlerce belge
bıraktılar. Hatta bunların bir kısmı yazmadeğil, basma eserlerdi.
Uygur yazılı eserleri, Gansu bölgesinde 17. yüzyıla kadar devam
etmiştir.
11. yüzyılda Kâşgar ve Balasagun çevresi de bir Türk kültür çevresi
olarak ortaya çıkar. 1069 tarihli Kutadgu Bilig Balasagun'da yazılmaya
başlanmış, Kâşgar'da Karahanlı hükümdarına sunulmuştur. 1070'lerde
Bağdat'ta kaleme alınan Dîvânü Lûgati't-Türk de aslında Kâşgar
muhitinin eseridir. Türkler 10. yüzyılda Müslüman oldukları hâlde 11.
yüzyılda Arap yazısı henüz Türklerin yazısı hâline gelmemişti.
Kâşgarlı Mahmud 1070'lerde Türk yazısının Uygur yazısı olduğunu kesin
şekilde kaydeder.

Kâşgarlı Mahmud Türklerin 20 boy olduğunu yazar ve onları batıdan
doğuya doğru şöyle sıralar: 1. Beçenek, 2. Kıfçak, 3. Oğuz, 4. Yemek,
5. Başgırt, 6. Basmıl, 7. Kay, 8. Yabaku, 9.Tatar, 10. Kırkız, 11.
Çigil, 12. Tohsı, 13. Yağma, 14. Uğrak, 15. Çaruk, 16. Çomul, 17.
Uygur, 18. Tangut, 19. Hıtay. Listedeki Hıtay'ı Kâşgarlı'nın
ifadesiyle "Çin ülkesi" olarak ayırmak gerekir. Bu sıralamadan az
sonra Kâşgarlı Beçeneklerle Kıfçaklar arasına Suvarlarla Bulgarları
yerleştirir. Kâşgarlı'nın iki dilli oldukları için dillerini bozuk
saydığı Soğdak, Kençek, Argu ve Tangutlardan Arguları da Türk boyları
arasında saymalıyız. Demek ki 11. yüzyılda Balkanlardaki Bizans
sınırından Çin ve Moğalistan içlerine kadar Türkçe konuşuluyordu.

13. yüzyılda Türk yazı dilinin merkezîleştiği bölge Aral'ın
güneyindeki Harezm bölgesidir. 13.-14. yüzyıllarda Altınordu'nun
merkezi olan Hazar'ın kuzey kıyısındaki Saray'dan hatta daha batıdaki
Kırım'dan Tarım havzasının doğusundaki Gansu'ya kadar Türk yazı dili
kesintisiz olarak kullanılıyordu. Tarım havzasıyla Gansu'da kullanılan
dile Türkoloji literatüründe Uygur Türkçesi, Altınordu ve Türkistan
sahasında kullanılan dile ise Harezm Türkçesi denmektedir. Ancak ikisi
arasında ses ve gramer yönünden hemen hemen hiç fark yoktur. Yazıları
ise farklıdır. Birincisi Uygur, ikincisi Arap yazısını kullanır.

13. ve 14. yüzyıllarda Türk yazı dili, bu ana sahadan başka üç
coğrafyada daha kullanılıyordu. Bunlardan biri Yukarı İdil (bugünkü
Tataristan) sahasıdır. Burada bulunan mezar kitabelerinin dili İdil
Bulgarcası idi. İkincisi Mısır ve kısmen Suriye idi. Buradaki yazı
dili Harezm Türkçesine çok yakındı ve Kıpçak Türkçesi adını taşıyordu.
Üçüncü saha Azerbaycan ve Anadolu sahasıydı. 13. yüzyılda bu alanda
Oğuz ağzına dayanan yeni bir yazı dili doğmuştu. Bu yazı dili
Balkanlara doğru sahasını genişleterek kesintisiz şekilde bugüne dek
sürmüştür. Sadece mezar kitabelerinde gördüğümüz İdil Bulgarcası 14.
asırdan sonra yerini Kıpçakçaya bırakır. Mısır ve Suriye'de ise 15.
yüzyıldan sonra Kıpçak Türkçesi kullanılmaz olur.

Karadeniz, Kafkaslar, Hazar denizi ve İran, Kuzey-Doğu Türkçesi ile
Batı Türkçesini ayıran tabiî sınırlardır. 11. yüzyıldan itibaren
Oğuzlar İran'ı aşarak Azerbaycan ve Anadolu'ya gelmişler ve Batı
Türklüğünü oluşturmuşlardır. Batı Türklüğü 14. yüzyılda Balkanlara
taşmış, daha sonra Macaristan sınırına dayanmıştır. Bugünkü Irak ve
Suriye'nin kuzey bölgeleri de Batı Türklerinin 11. yüzyıldan itibaren
yerleştikleri yerlerdi ve buralardaki nüfus Anadolu Türklüğünün tabiî
uzantısıydı. Öte yandan Kuzey Afrika ve Arap ülkelerine de önemli
miktarda Osmanlı Türkü yerleşmişti. Bütün bu sahalarda Batı Türkçesi
ortak bir yazı dili olarak kullanılmıştır. 13. ve 14. yüzyıllarda
Anadolu ve Azerbaycan'da yazılan eserleri, yazı dili olarak
birbirinden ayırmak kolay değildir. Bu asırlarda yazı dili henüz
standartlaşmamıştır; esasen Azerbaycan, Anadolu ve Balkanlarda henüz
siyasî birlik de yoktur; bölgede çeşitli Türk beylik ve devletleri
hüküm sürmektedir. 15. yüzyılda Osmanlılar güçlenerek birliği kurmaya
yönelirler ve yeni oluşmaya başlayan İstanbul ağzı esasında Osmanlı
Türkçesi standart hâle gelir. 16. yüzyılda Doğu ve Güney-Doğu Anadolu
ile birlikte Suriye ve Irak da Osmanlı topraklarına dahil olur;
böylece bu bölgeler de Osmanlı Türkçesi alanı içine girerler. Kuzey ve
Güney Azerbaycan, İran'la birlikte bir başka Türk devletinin,
Safevîlerin yönetiminde kalır. Ancak yine de 16. asırda Azerbaycan ve
Osmanlı yazı dillerinin kesin şekilde ayrıldığını söylemek doğru
değildir. Hatayî ve Fuzulî her iki çevrenin de şairidir. 17. yüzyıldan
sonra iki yazı dilinin ayrıldığını söylemek mümkündür; ancak
aralarındaki fark yok denecek kadar azdır.

Kuzey ve doğu Türklerinde Harezm Türkçesinin devamı niteliğindeki
Çağatay Türkçesi tek ve ortak yazı dili olarak 15. yüzyıldan 20.
yüzyıl başlarına kadar sürdü. Bunun bir tek istisnası vardı: Kırım
Hanlığı. Osmanlı idaresinde bulunduğu için Kırım Hanlığında kullanılan
yazı dili Osmanlı Türkçesi idi.
13. yüzyıldan itibaren iki ayrı yazı dili hâlinde gelişen Doğu ve Batı
Türkçeleri sürekli olarak birbirleriyle temasta olmuşlardır. Çağatay
sahası eserleri, özellikle Nevayî Osmanlı ve Azerbaycan Türklerince
hep okunmuştur. Buna karşılık Osmanlı eserleri de özellikle İdil-Ural
bölgesinde sürekli okunmuştur. Osmanlı ve Azerbaycan sahasında
Nevayî'ye Çağatayca olarak nazireler yazılmış ve bu 19. yüzyıla kadar
sürmüştür.
1552'de Kazan'ın düşmesiyle başlayan Rus yayılması 1885'te Batı
Türkistan'ın işgaliyle tamamlanmıştır. Doğu Türkistan 1760'larda Çin
işgaline uğramıştı. 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde bağımsız olan
Türkler sadece Osmanlı Türkleriydi.

19. yüzyılın ortalarında Türk yazı dilleri için yeni bir süreç başlar.
Kazan Üniversitesinde hocalık yapan müsteşrik ve papaz İlminski, her
Türk boyunun konuşma dilinin ayrı bir yazı dili hâline gelmesi
gerektiği görüşünü ortaya koyar ve bunun için çalışmaya başlar.
Özellikle Tatar aydınlarıyla Kazan'da okuyan Kazak aydınları üzerinde
etkili olur. Bu iki Türk boyunun bazı yazar ve şairleri, ortak olan
Çağatay yazı dili yerine kendi konuşma dillerini yazı dili hâline
getirmeye çalışırlar. Yüzyılın sonlarına doğru Tatar ve Kazak yazı
dillerinin ilk eserleri verilmeye başlar. İlminski'ye karşılık
Gaspıralı İsmail, 1884'te Bahçesaray'da (Kırım) çıkarmaya başladığı
Tercüman gazetesi ve Türk dünyasının her tarafında açtırdığı usûl-i
cedit okulları vasıtasıyla ortak yazı dilini savunur; bütün Türk
dünyasının sadeleştirilmiş İstanbul Türkçesinde birleştirilmesini
ister. Rusya'da Meşrutiyetin ilân edildiği 1905 yılından itibaren
Kırım, İdil-Ural, Azerbaycan ve Türkistan bölgelerinde Türk yazı dili
konusu sıkı bir şekilde tartışılır. Gaspıralı İsmail'in tesirinde
kalan Türk aydınları yazı dilinde birlik fikrini savunurlar ve buna
uygun eserler verirler. İlminski'nin fikirleri ise başka müsteşrikler
ve Çarlık memurları tarafından yayılmaya çalışılır. İlminski gibi bir
papaz ve müsteşrik olan Nikolay Ostroumov 1870'ten 1918'e kadar
Türkistan Vilâyetinin Gazeti'ni çıkararak bu gazete vasıtasıyla
İrancalaşmış Özbek ağızlarını yazı dili hâline getirmeye çalışır.
1888-1902 arasında çıkarılan Dala Vilâyeti gazetesi Kazakçayı,
1905-1908 arasında çıkarılan Mecmûa-yı Mâverâyı Bahr-ı Hazar
Türkmenceyi yazı dili yapmaya uğraşır. Her üç gazete de Çar idaresince
çıkarılmaktadır. Yüzyılın başındaki bu tartışma ve uygulamalar
kaynaklara ulaşmanın zorluğu yüzünden bugüne kadar ciddî şekilde
araştırılmış değildir. Ancak 1917'deki Bolşevik ihtilâlinden sonra
serbest tartışma ortamı yok edilmiş, İlminski ve Ostroumov'un
fikirleri zorla uygulanarak her Türk boyunun konuşma dili ayrı yazı
dili hâline getirilmiştir. Bu süreç Sovyetler Birliği'nde 1930'larda
tamamlanmıştır. Çin idaresindeki Doğu Türkistan'da ise Uygurca,
Çağatay yazı dilinin devamı olarak sürerken 1949'daki komünist
idareden sonra mahallîleştirilmiştir. Alfabe değişiklikleriyle bu
süreç hızlandırılmış, her Türk yazı dili için ayrı alfabeler
oluşturularak farklılık artırılmaya çalışılmıştır. Bütün bu çalışmalar
sonunda bugün 20 Türk yazı dili ortaya çıkmış bulunmaktadır: 1)
Türkiye Türkçesi, 2) Gagavuz Türkçesi, 3) Azerbaycan Türkçesi, 4)
Türkmen Türkçesi, 5) Kırım Tatar Türkçesi, 6) Karaçay-Malkar Türkçesi,
7) Nogay Türkçesi, Cool Kumuk Türkçesi, 9) Kazan Tatar Türkçesi, 10)
Başkurt Türkçesi, 11) Kazak Türkçesi, 12) Karakalpak Türkçesi, 13)
Kırgız Türkçesi, 14) Özbek Türkçesi, 15) Uygur Türkçesi, 16) Altay
Türkçesi, 17) Hakas Türkçesi, 18) Tuva Türkçesi, 19) Saha (Yakut)
Türkçesi, 20) Çuvaş Türkçesi. Rusya bugün dahi yeni yazı dilleri
oluşturma fikrini bırakmış değildir. Tataristan Cumhuriyeti dışında
kalan Batı Sibirya Tatarları ile Güney Sibirya'daki Şorların ağızları
bazı fonlar ve yardımlar yoluyla yazı dili hâline getirilmeye
çalışılmaktadır.

Türk dünyasında 1990'dan beri yeni bir süreç başlamıştır. Beş Türk
cumhuriyeti bağımsız olmuş, diğerleri de daha serbest hareket edebilme
imkânlarına kavuşmuştur. Şimdi artık kendi kültür politikalarını
kendileri tayin edecek duruma gelmişlerdir. Nitekim bunun etkisi de
kısa zamanda görülmeye başlanmıştır.1991 Aralığında Azerbaycan, 1993
Nisanında Türkmenistan, 1993 Eylülünde Özbekistan, 1994 Şubatında
Karakalpakistan Lâtin alfabesine geçme kararı almışlardır. Bu
ülkelerde yeni alfabeye geçiş kademeli olarak uygulamaya konmuştur.
Öte yandan Kırım Türkleri ile Gagavuzlar da Lâtin alfabesine geçerek
bazı süreli yayınlarını yeni alfabeyle basmaya başlamışlardır.

"Dil dışı şartlar" dediğimiz siyasî, iktisadî ve kültürel ilişkiler de
Türk yazı dilleri arasında yeni etkileşim ve oluşumlara yol açmaya
başlamıştır. Türkiye'de Türk cumhuriyetlerinin edebiyatlarına ait bazı
parçalar lise edebiyat kitaplarına konmuştur. Türk Ocakları, Kültür
Bakanlığı, TÖMER gibi kuruluşlarca Türk lehçelerini öğreten kurslar
açılmıştır. Nihayet dört üniversitede (Ankara, Gazi, Muğla, Atatürk)
Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümleri açılmıştır. Pek çok
Türkiyeli genç Türk cumhuriyetlerinde öğrenim görmektedir. Sayıları az
da olsa sosyal bilim dallarındaki bazı genç araştırıcılar Türk
toplulukları arasında araştırmalar yapmaya başlamışlardır. Avrasya
televizyonunun bazı genç yapımcıları da Türk dünyasına sık sık giderek
yeni yapımlara imzalarını atmaktadırlar. Siyasî, iktisadî, ilmî ve
kültürel heyetler de sık sık bu dünyaya yolculuk etmektedir. Türk
cumhuriyet ve topluluklarında uzun süreli kalan iş adamları ve
görevliler de az değildir. Bütün bu teşebbüs ve ilişkiler Türk
lehçelerinin Türkiyeli aydınlar ve gençler tarafından öğrenilmesine
yol açmaktadır.
Türkiye Türkçesinin diğer Türklerce öğrenilmesi ise çok daha büyük
ölçülerde karşımıza çıkmaktadır. Türkiye'de öğrenim görerek bizim
lehçemizi öğrenen öğrencilerin sayısı 10.000'i geçmiştir. İktisadî,
kültürel veya ilmî sebeplerle Türkiye'ye gelip kısa veya uzun süreli
ülkemizde kalan ve Türkiye Türkçesiyle bizlerle anlaşabilen pekçok
insan vardır. Öte yandan Türk cumhuriyet ve topluluklarında pek çok
okul açılmıştır ve bu okullarda on binlerce öğrenci okumakta, Türkiye
Türkçesini öğrenmektedir. Doğrudan doğruya Türk televizyonlarını
izleyebilen Azerbaycan veya Avrasya yayınlarına bakan Türkistan
cumhuriyetleri bu kanalla da Türkiye Türkçesine aşina olmaktadır.

Bütün bu temas ve faaliyetlerin sonuçlarını önümüzdeki yıllarda
görebiliriz. Türk televizyonlarını izleyen Azerbaycanlı çocuklar daha
şimdiden Türkiye Türkçesindeki farklı kelimeleri tanımaya ve hatta
kullanmaya başlamışlardır. Samaylot yerine uçak kelimesi pek çok Türk
topluluğuna ulaşmıştır. Türkiye Türkleri de artık orun (yer), kıyın
(zor), çalar(nüans), kayıtmak (geri dönmek), aylanmak (çevresinde
dönmek), uçraşmak(karşılaşmak), tapmak(bulmak) gibi kelimeleri
tanımaya başlamalıdırlar.
Eski Sovyetler dışındaki Türk dünyası ile ilişkilerimiz de artmıştır.
Batı Trakya, Bulgaristan, Makedonya, Yugoslavya, Romanya gibi Balkan
ülkelerinde yaşayan Türklerle artık daha sık temas hâlindeyiz.
Balkanlardan gelen pek çok Türk genci de Türk üniversitelerinde
okumaktadırlar. Bu ülkelerin çoğunda ilk ve orta dereceli okullarda
Türkçe öğretim yapılmakta, Türkçe gazete ve dergiler çıkarılmaktadır.
Hemen hemen hepsinden Türk televizyonlarıizlenmektedir. İran'da da
Azerbaycan Türkçesiyle (Arap harfleriyle) dergi ve kitaplar
yayımlanmakta, belirli saatlere mahsus olarak radyo ve televizyon
yayınları yapılmaktadır. İran'da artık Türkçe eğitim talepleri
başlamıştır. Irak'ta, 36. paralelin kuzeyinde birkaç yıldan beridir
Türkçe öğretim yapılmaya başlanmıştır; Türkçe gazete ve televizyon
yayınları yapılmaktadır.







En son AyMaRaLCaN tarafından Salı Tem. 19, 2011 5:28 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ay-maral-can.forum-aktiv.com
AyMaRaLCaN
Admin


Üyelik tarihi : 11/06/08

Mesaj Sayısı : 12267

Rep Gücü : 29249

Rep Puani : 235


MesajKonu: Geri: Tarihten Geleceğe Türk Dili   Salı Tem. 19, 2011 5:27 pm

Türk dili yarın nasıl olacaktır? Yukarıda sayılan gelişmeler elbette
Türk dilinin yarınını büyük ölçüde belirleyecektir. 20 yıl sonra
Türkiye Türkçesi, Türk dünyasındaki pek çok aydın tarafından bilinen
ve Türkler arası plâtformlarda kullanılan bir iletişim dili olacaktır.
Bu süre içinde Birleşmiş Milletlerce kabul edilmiş olması da
muhtemeldir. Türk dünyasının bazı genç aydınları az da olsa makale,
şiir, hikâye ve kitaplarını Türkiye Türkçesiyle yazmaya
başlayacaklardır. Onların, bizim yazı dilimizle yazdıkları eserlerde
kendi lehçelerine ait bazı kelimeler, hatta fonetik ve morfolojik
özellikler bulunabilecektir. Böylece bizler de o lehçelerden küçük
tatlar almaya başlayacağız. Şüphesiz Türkiye Türklerinden yetişmiş
bazı şair ve yazarlar da eserlerine Türk lehçelerinden kelimeler ve
bazı özellikler serpiştireceklerdir. Bu hem Türkiye Türkçesinin kendi
kaynaklarından beslenerek zenginleşmesine, hem de yeni tatlarla
çeşitlenmesine yol açacaktır. Böylece 4000 yıl önce Sümer
kaynaklarında görülen agar (ağır), di- (demek), dingir (tenri-tanrı),
dug-men (ben), zae (sen), zag (dökmek), (sağ), gişig (eşik-kapı) gibi
kelimeler önümüzdeki bin yıllarda sonsuzluğa doğru yollarına devam
edeceklerdir.

Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN





Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ay-maral-can.forum-aktiv.com
 
Tarihten Geleceğe Türk Dili
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Abartisiz Atis Serbest-
Buraya geçin: