Hosgeldiniz.... AyMaRaLCaN Bilgi Paylasim Platformuna..... Cay Isterseniz ( Hayali Büfe ) Smile Sagda Büfemiz Var Buyurun Bir Bardak Alin Afiyetle Icin Seker Bitmis ise Lütfen Zile Tiklayin Servisimiz Yardimci Olacaktir..... ..Keyifli Seyirler Dilerim Smile Bye ...
Yazar ---- > Wink AyMaRaLCaN



 
AnasayfaGüncel KonularGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yap
En son konular
»  Acilinden Kaciyorum ...Görüsmek Umudu Ile <---- Bye
Cuma Ara. 14, 2012 7:05 am tarafından AyMaRaLCaN

» Bir Sarkisin Sen
Cuma Ara. 14, 2012 7:03 am tarafından AyMaRaLCaN

» MerHaba MerHaba :)
Cuma Ara. 14, 2012 6:58 am tarafından AyMaRaLCaN

» Azerbaycan Yemekleri,Azerbaycan Yemek Kültürü,Azerbaycan Mutfağı
Cuma Ara. 14, 2012 6:49 am tarafından AyMaRaLCaN

» ORHAN AFACAN SIIRLERI Tas Atan Cocuklar
Cuma Kas. 30, 2012 7:48 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Bu Mezarda Bir Garip Var
Cuma Kas. 30, 2012 3:51 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Bizden Geriler (Gam Kasavet)
Cuma Kas. 30, 2012 3:49 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Benim Hayatım
Cuma Kas. 30, 2012 3:48 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Babasını (Bir Fakirin Hatırını)
Cuma Kas. 30, 2012 3:46 am tarafından AyMaRaLCaN

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Istatistikler
Toplam 7 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: AyBüke

Kullanıcılarımız toplam 28063 mesaj attılar bunda 19753 konu
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Sosyal yer imi
Sosyal yer imi Digg  Sosyal yer imi Delicious  Sosyal yer imi Reddit  Sosyal yer imi Stumbleupon  Sosyal yer imi Slashdot  Sosyal yer imi Furl  Sosyal yer imi Yahoo  Sosyal yer imi Google  Sosyal yer imi Blinklist  Sosyal yer imi Blogmarks  Sosyal yer imi Technorati  

www.ay-maral-can.forum-aktiv.com

Sosyal bookmarking sitesinde adresi saklayın ve paylaşın
En bakılan konular
Xürremiler Herekatı ve Babek
Azerbaycan Bayragi
Bir Sarkisin Sen
Acilinden Kaciyorum ...Görüsmek Umudu Ile <---- Bye
MEN TELESMİREM Semed Vurgun ..1954
Radyo icin Tema Resimleri Resimler Resim
Murat Yıldırım Burçin Terzioğlu Düğün resimleri
MerHaba MerHaba :)
Hiphop - Rap Müzik Şarkı Sözleri
Yeni Büyük Kalp Gif'leri Arşivi 3, Küçük Kalpler, Küçük Hareketli Kalpler, Küçük PNG Kalpler, Küçük Sayfa süsleme Kalpleri, Minik Kalpler, Kırmızı Minik Kalpler, HAreketli

Paylaş | 
 

 Antik Çağ Filozofları

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
MaRaLCaN
Admin


Üyelik tarihi : 27/03/10

Mesaj Sayısı : 6713

Rep Gücü : 18340

Rep Puani : 218


MesajKonu: Antik Çağ Filozofları   C.tesi Nis. 02, 2011 8:51 pm



Antik felsefede ya da diğer deyimiyle ilkçağ felsefesinde, Anaximenes,
Pythagoras(Fisogor), Empedokles, Heraklaitos(Heraklit),
Socrates(Sokrat),Platon (Eflatun), Aristoteles (Aristo) gibi filozoflar
spiritüel-ruhsal felsefeleri işlemiş filozoflardır. Felsefe tarihi
içinde, ilkçağ filozoflarından başlayarak, ortaçağ skolastikleri,
Rönesans felsefecileri, yeniçağ filozofları; insan-evren, varoluşun
kökeni, Tanrı-insan-doğa ilişkileri, evrenin (kozmosun) meydana
gelişiyle, insanın bu dünyadaki yeri ve ödevinin ne olduğu sorularına
yanıt ararken doğal olarak ruh-tanrı-doğa üçlemesinden uzak
kalamamışlardır.


ANAXİMENES

İlkçağ filozoflarında ve eski dinlerin bir çoğunda ruh sözcüğü ile
nefes (Hava) sözcüğü aynı anlama gelir. İnsan yaşadığı süre soluk alır
ve soluk aldıkça da ruh bedende bulunur. Soluk alma durunca ruh ve yaşam
bedeni terk etmiş demektir.
MÖ. 550-500 yıllarında yaşayan Anaximenes, bütün canlı varlıkların bir
ruh taşıdığını söyler. Canlıyı cansızdan ayıran, canlı olanı ayakta
tutan ruhtur.
Anaximenes ’e göre, “bir hava (soluk) olan ruhumuz (psykhe) bizi nasıl ayakta tutuyorsa, bunun gibi, bütün evreni de soluk ve hava sarıp tutar.” Anaximenes
bir doğa bilimcisi olduğu için canlı cansız her şeyi doğa ile açıklamak
istemiştir. Böylece, ruh kavramı felsefede ilk defa ortaya çıkmıştır.
Anaximenes ’te ruh, insanın canlı bedeninin ayakta tutan, daha doğrusu
bir arada tutan, onu canlı kılan, onun cansız bir yığın olarak
dağılmasını önleyen
“şey” dir;
burada ruh, yaşam yani canlı bedeni, cansızdan ayıran olarak
anlaşılıyor ve soluk ile bir tutulduğu için, maddi bir şey olarak
düşünülüyor. Şimdi nasıl hava-soluk-olan ruh, insanın bedenini cansız
bir madde olarak dağılmaktan koruyorsa, bunun gibi, havada evrenin
bütününü, onun düzenini ayakta tutar.

Hava; canlı, canlandıran şey, etkin olan bir ilke. Onun bu canlılığı,
etkinliği olmasaydı, evren sadece, ölü, dağılan bir yığın olurdu; boyuna
yeni biçimler alan kendini canlı olarak değiştiren yaratıcı bir varlık
olmazdı.

Yine bu yüzyıllarda ruh kavramı, ruhun anlamı ve ölümden sonrası üzerinde çok durulmuştur. Homer;
“ölüm sonrasında yaşamda ruhlar yarı şuurlu, gölgemsi bir hayat sürerler” der. Bu dönemde Reenkarnasyon (Yeniden Doğuş) olgusunun bozulmuş şekli olan “tenasüh”inancı
önemli bir problem oluşturmuştur. Çünkü, bu dünyadaki yaşam yeni bir
imkan olarak değil de, eski bir yaşamda işlenen suçların cezalarının
çekildiği ya da ödendiği bir yaşam olarak anlaşılır.

Hint Felsefesinin temelini oluşturan “tenasüh” inancı,
Yunan’da Orfe (Orphic) denen dini bir akıma paralel olarak ortaya
çıkmıştır. Bu nedenle Orfe ’den kısaca söz etmeden bir başka ilkçağ
filozofuna geçmek pek doğru olmaz.


>> ORPHEUS VE ORPHİC ÖĞRETİ
PYTHAGORAS (PİSAGOR)
M.Ö 550 yılında yaşayan Pisagor’a göre sayılar bütün varlığın
ilkeleridir (Arkhe). Örneğin, belli bir sayı belli nitelikleriyle
adalettir, bir başka sayı ruhtur, bir başkası akıldır.
Müzikteki uyum-harmonia yasalarının sayılarla anlatılabileceğini
gördüğünden ve bütün olayların sayılara doğal bir yakınlığı olduğunu
anladıklarından sayı öğelerinin bütün varlıkların da öğesi olduğu
düşüncesine varmışlardır.

Pisagorcuların dünya görüşü düalist; sınırlının, tekin, yetkin ile
iyinin karşısında sınırsız, çift, yetkin olmayan ile kötü var. Ama nasıl
sayıların temel birimi olan
“ bir ” hem
tek, hem çift sayı ise, onda her iki ilke de nasıl bir araya gelip
birleşmiş bulunuyorsa, bunun gibi karşıtlarda evrende bir uyuma
varırlar; karşıtların birliği ilkesine göre evren bir sayı uyumudur.
Ruh ise kendi kendine hareket eden bir sayıdır. Öncesiz ve sonrasızdır
yani sonsuzluk ifade eder. Ruh aynı zamanda, alem ruhunun bir parçası,
gök ateşinin bir kıvılcımı, Tanrının bir düşüncesidir. Dolayısıyla da
ölümsüzdür.

Beden
ruh için hapishanedir. Ölümden sonra ruh başka bir bedene geçer ve
göçer; bu geçme ve göçme de dünyada yaşadığı hayata göre olur. Ruhun
asıl gayreti ve gayesi özgür yaşamak yani bedene bağlı olmadan mutlak
ruh haline erişebilmektir.

Bu dönemde tekrar doğuş kavramı yanlış bir algılayış ve inanışla “tenasüh” anlayışı şekline dönüşmüştür.


EMPEDOKLES

M.Ö. 450 yılında Empedokles, Heraklaitos (Heraklit) ile birlikte ruhu
ateşe benzeten filozoflardı. Pisagor’dan gelen tekrar doğuş kavramı bu
filozofların öğretilerinde de vardı. Fakat bu kavram, ruhun bir ceza
olarak insanlık aşamasından hayvanlık aşamasına inmesi yerine, sıra ile
bitki, hayvan, insan basamaklarından geçmesi olarak ele alınıyordu.

Heraklit'e göre evrenin temel maddesi ateştir. Ateş, bütün
varolanların ilk ve gerçek temelidir yani ruhtur, bütün karşıtların
birliğidir.
Evren boyuna akan bir süreçtir, başı sonu olmayan bir değişmedir, hiç
durmayan bu değişme içinde aynı kalan, sürüp giden hiçbir şey yoktur.
Bu sürekli oluş içinde durucu, kalıcı bir şey var sanırsak bu Heraklit’e
göre bir yanılmadır, bir aldanmadır.


“Aynı ırmakta iki kez yıkanamayız. İkinci kez girdiğimizde bu ırmak
büsbütün başka bir ırmaktır artık. Bu arada akıp giden sular onu başka
bir ırmak yapmıştır.”

Empedokles’e
göre, meydana gelme ile yok olma diye bir şey yoktur aslında.
İnsanların meydana gelme dedikleri şey, temel maddelerin bir karışması,
yok olma dedikleri de bu karışmanın dağılmasıdır. Çok küçük parçalardan
kurulmuş olan temel maddelerin kendileri meydana gelmemişlerdir, yok
olmazlar, değişmezler.
Bunlar Parmenides’in bengi varlığı gibidirler.

Doğa bilgisinin gelişmesinde çok önemli bir yeri olan öğe-element
kavramını ilk olarak ortaya koyan Empedokles olmuştur. Element burada,
kendi içinde bir cinsten diğerine doğru; niteliği bakımından değişmeden,
bölünmeden yalnız çeşitli hareket durumlarına geçebilen madde demektir.
Bu elementler de 4 tanedir.
Toprak-Su-Ateş-Hava
Son üçünü
daha önce İonia filozofları ileri sürmüşlerdi. Bunlara dördüncü öğe
olarak toprağı eklemekle Empedokles, günümüze kadar yaşayacak olan
“Dört Öğe”öğretisinin temellerini İlkçağ filozofisi için kurdu.
Oysa, kadim uygarlıklarda ve kadim bilgeliklerde,ayrıca astroloji ve
simyanın kökeninde bu dört temel madde kavramı zaten dünya kuruldu
kurulalı vardı.

Empedokles’in

felsefe anlayışında, bu dört öğe evrenin gereçleridir. Dört öğenin
kendileri, değişmez tözler olduklarından, bunların kendisinde de bir
hareket nedeni bulunamaz;yani bunlar kendiliklerinden birbirleriyle
karışamazlar, bir karışmayı bozamazlar. Onun için doğa açıklamasında, bu
dört öğenin yanı sıra bir de hareketin bir nedeni, hareket ettirici bir
güç de gerek. Dört ana öğeyi birbiriyle karıştıran, bunların
karışımlarını yeniden çözen neden de sevgi ve nefrettir Yani maddi
olmayan ruhsal bir etkendir.


HERAKLİT (EFESLİ HERAKLAİTOS)

MÖ. 550-480 yıllarında Efes’te yaşadı. İyonya o dönem İranlıların
elinde bulunuyordu. Ülkenin Efes dışındaki bütün kentleri özgürlüklerine
kavuşmak için birleşmişlerse de İran kralı Dairus tarafından şiddetle
cezalandırıldılar.
Heraklit bir süre siyasal olaylara yabancı kalmadıysa da daha sonra politik yaşamdan tamamen ayrıldı.
Arkadaşı Hermodor’un Efes’ten sürülmesiyle de bir ormanda inzivaya çekildi ve yalnız felsefeyle ilgilendi.
En çok hoşlandığı şeyin doğayı derinden seyretmek ve yalnızlık olduğu söylenir. Heraklit Mile okulunun kozmolojisini iyi kavramış ve Pisagor’dan etkilenmiş bir filozoftu.
Heraklit kendi sözleriningüldürmediğini,
süslü, boyalı olmadıklarını, fakat sesinin bu seste konuşan Tanrı
sayesinde bin yıllar içinde uzayıp gideceğini söylerken çok önem verdiği
Logos-İlahi Kelam hakkındaki görüşlerini de belirtmiş oluyordu.

O, İyonya filozofları gibi evrenin ana maddesini değişmeyen kalıcı bir
töz olarak kabul etmemiş, alemin sürekli olarak değişken olduğunu ve
değişken varlık içinde kalıcı bir güç olarak akıl (logos-kanun)
bulunduğunu savunmuştur.

“Alem, Tanrılar ve İnsanlar tarafından yaratılmamıştır. O her zaman vardı”derken,
her şeyden önce insan aklının, yokluktan varlığa geçişi yani “İlk”
olanı anlamasının mümkün olmadığını savunuyordu. Yani evren, bağımsız ve
özgür bir varlıktır.
Alemi meydana getiren birinci ilke de,
Ateş’tir.
Bu ateş canlıdır, ölçüyle yanacak ve ölçüyle sönecektir. Ateş tek bir
tözdür (cevherdir) ve her şekle girebilir; bütün değişimlerine karşın,
kendi doğasından hiçbir şey yitirmez; ve bir alemi oluşturabilmek için
bu değişikliğin kendiliğinden beliren gücü, hareket şeklinde kendini
gösterir ve kendi varlığında bazı yoğunlaşmalara ve seyrekleşmelere
neden olur.


Ona göre, sükun gibi görünen her uzlaşma, bir kaçmadır ki, bu yeni bir
savaşın hazırlığını yapmak demektir. Şu halde, alemde gördüğümüz ölüm ve
doğum olayları bir görünüşten ibarettir; bu yaşamın yeniden doğması
demektir. Bunlar, birbiri içinde devam etmek suretiyle, alemdeki dengeyi
yaratırlar. Heraklit’in savunduğu ateşin belirlenmiş ve duyulur bir
varlığı yoktur. O, bütün duyulur tözlerin ortak bir esasından başka bir
şey değildir.

Savaş halinde
bulunan karşıtlar, birbirinin yerini almaya meyledince, eşyada durup
dinlenmeyen bir hareket devam eder, durur. Zira,

Her şey akıyor, her şey kaçıyor, hiçbir şey durmuyor; bir nehir içinde
bizi yıkatan su, daima başka sudur; hiçbir zaman aynı nehre iki kere
dalamazsın. ”
SOCRATES (SOKRAT)

İ.Ö.470 yıllarında yaşamış olan Socrates (Sokrat) bir aydınlanmacıdır.
Aydınlanmanın istediği, yaşamımızın normlarını aklın ışığına tutmak,
bunları akılla eleştirmek, akılla aydınlatmaktır.
Sokrat, Sofist-bilgici değil, filozof-bilgi sever olduğunu söyler;
bilgiyi elde bulundurduğuna değil, onu sevip aradığına inanır; kendisi
kendini bildiği gibi, kendilerini bilmelerini
“Kendini Bil !” ana ilkesine uygun olarak başkalarından da ister.
Sofist; yunanca; Sophistes sözcüğü aslında
“bilen, bilgili kişi” demektir. Demokratlaşan Atina’da “başarılı yurttaş nasıl gelişir?” sorusuna “sofist” adını
taşıyan kimseler cevap bulmayı, bu konuda gerekli öğreti ve eğitimi
yapmayı üstlenmişlerdir. Sofist sözcüğü sonra siyasette yararlı olmayı
öğreten kimse, daha sonraları ise söz söyleme sanatı üzerinde ders veren
kimse anlamını kazanmıştır.
Sokrat’a göre gerçek bilgiye götüren yolda en büyük engel, sofistlerin
ortalığa yaydıkları sözde bilgi olan şeyler, o yarım yamalak
bilgilerdir.
Ona göre ruhta saklı doğrular vardır. Bunlar herkes için ortak olan
doğrulardır. Disiplinli, sıkı bir düşünme ile “Doğru” nun
bulunabileceğine inanır. Bu doğrular çalışma ve üzerlerinde durup
düşünme ile yukarıya çıkarılabilir, bilinir bir hale getirilebilirler.
Sokrat’a göre evren, akli bir düzene göre kurulmuştur ve orada
tesadüfün yeri yoktur. Evrende her şey, mevcut bir gayeye, her gayede
diğer bir gayeye göredir. En son gaye de, ‘bir’ dir, ‘tek’ tir.
O, her şeyi görücü, her şeyi işiticidir. Bütün varlıkların hüküm ve
tasarrufu onundur. Biz, onu duyularımızla kavrayamayız. Nasıl ki, gözü
güneş aydınlattığı halde göz güneşe bakamaz. Biz de bu şekilde onu
kavrayamayız. Karma karışık olan kaosu düzene sokan ve belirli olmayan
bir maddeden alemi yaratan, işte bu en yüksek akıldır. İnsan ruhu alem
ruhunun bir parçası olduğundan ölümsüzdür ve dolayısıyla bir ahiret
vardır.

Sokrat bir de içinde bir Daimonion’un
barındığını söylermiş. Yaşamının önemli anlarında bu Daimonion’u
kendisine yol gösterirmiş. Sokrat bu sesi içindeki Tanrısal bir ses
sayar ve ona uyarmış. Bu sesin ne olduğu üzerinde çeşitli yorumlar
vardır. Vicdan, ahlaki bir sezgi, bir tebliğ, bir psişik alışveriş
olabilir.
Ne olarak anlaşılırsa anlaşılsın onun Daimonion’la demek istediği şu idi:
“Tanrıların
sesini içimizde, gönlümüzde duymalıyız; onları dış belirtilerde
aramamalıyız; dindarlığımız bir dış görünüş olmamalı”

Ama Sokrat, bütün bunlara rağmen Yunan Aydınlanmasına, bunun
temsilcileri olan sofistlere karşı olan bir tepkinin kurbanı olmuştur.
Onunla sofistler arasındaki amaçlar bakımından olan temelli ayrılıkları
Atinalılar ayırt edebilecek durumda değildiler. Onun rasyonalizmi,
sofistlerin relativizmi kadar halk inancı için tehlikeli sayılmıştır.


PLATON (EFLATUN)
MÖ.
427 yıllarında yaşamış olan Platon’a göre ruh ölümsüzdür ve birçok
defalar yeryüzüne gelmiştir. Bu arada yeryüzünde ve Hades’te (öte
dünyada) bulunan her şeyi görmüştür. Yeryüzünde her şey de birbirine
bağlı olduğu için ruh bunlardan birini görünce, sürekli bir araştırma
ile ötekilerini de bulabilir ve anımsayabilir. Ruhta doğru tasavvurlar,
önce bilinçsiz bir halde bulunurlar; bunlar önce bir rüya gibidirler;
uygun sorular ve araştırmalarla sonunda aydınlık bir bilgi haline
gelirler.
Platon’a göre öğrenmek eskiden bilinmiş bir şeyi yeniden anımsamaktır.
Bu anlayış ile Platon felsefesinin iki ana görüşünü de belirtmiş
oluyordu.

Bir yanda asıl gerçeğin dünyası var ki buna
‘İdeaların Dünyası’ adını
verir. İdealar dünyası bilginin aslının olduğu dünyadır. Öte yanda da
relatif gerçeğin dünyası var ki bu da meydana gelen ve yok olan
nesnelerin dünyası yani içinde yaşadığımız
'geçici dünya'.
Bilginin konusu olan İdeayı Platon, Elea'lıların“BirOlan”ındaki niteliklerle anlatır;
İdea birliktir, bölünemez, değişmez, öncesiz-sonrasız olarak kendi kendisine eşittir.
Ve
bilgi, gerçek aşığını, gerçeğin mahiyetini kavramaya zorlar ve bilgi
aşığı olan kimse de ilahi realiteyi temaşadan başka hiçbir şeyden zevk
almaz.
Ruh, Platon’a göre, aslında idealar dünyasında bulunur, sonra da
yeryüzüne iner. Bu nedenden ötürü de ruhun iyiliği ile kötülüğünün
kökünü dışarıda değil de, ruhun kendisinde, kendi içinde aramalıdır.

Platon’un ünlü‘Mağara’örneğine göre bizim bu dünyada gördüklerimiz sadece gölgelerden ibarettir. Eşyanın
hakikat ve gerçeği ise bu dünyanın ötesinde ve üstündedir. Bir
mağaradakiler nasıl, ancak, gün ışığına çıktıkları zaman eşyayı olduğu
gibi görebiliyorlarsa, biz de eğer gerçeği görmek istiyorsak,
ruhlarımızın, ezeli dünyanın güneşi olan, en büyük realite tarafından
nurlandırılması gerekir.

Ruh
öncesiz ve sonrasız olan İdealara benzer. Dünyanın gerçek sahibi
Tanrı’dır. Tanrı’nın bu dünyayı olgunluğa götüren bir planı vardır;
insan Tanrı’ya inanmakla erdemli olmak için bir dayanak elde eder. Ruh
sürekli olarak ilk İdealar alemindeki yaşamını özler. Ona kavuşması
ancak bu dünyada faziletli
(üstün ahlak) ve ölçülü bir yaşam sürmesiyle mümkündür.



PLOTİNOS
Antik
çağ sonlarında felsefeye dayanarak ruhsal bir dünya görüşü geliştirme
denemelerinden ilki olan Yeni-Platonculuğun, kendisinden sonraki gelişme
üzerinde büyük etkisi oldu. Çünkü bu çığır, Batı ve Doğu
mistisizmlerinin başlıca kaynaklarından biridir. Plotinos ve Yeni
Platonculukla örtüşmeyen ezoterik/ hermetik bir öğreti yoktur. Rönesans
ötelerine kadar Platon felsefesi, daha çok Yeni Platonculuk şeklinde ele
alınarak işlenmiştir. Bu çığırın kurucusu Plotinos’tur. (M.Ö.203-270)

Plotinos
felsefesini Platon’a dayanarak açıklamaya büyük değer verir; kendi
düşüncelerini hep Platon’un yapıtlarındaki belli temel noktalara
dayatarak yorumlamayı dener; ayrıntılarında bile Platon’un bir öğrencisi
olduğunu vurgulardı. Bu nedenle de bu çığır
Yeni-Platonculuk
adını aldı. Ama şunu da belirtmek gerekir ki, Plotinos’un öğretisinde
Aristo ve Stoacılığın da büyük etkileri vardır.

Plotinos
doğu, Hint bilgeliği, astronomi ve astrolojiye de büyük ilgi duymuş bir
düşünürdü; felsefesi çok yönlü olduğu ve hermetik etkiler taşıdığı
için kendisinden sonraki kuşakları da, ezoterik, mistik ve okült
araştırmalar açısından çok etkilemiştir.

Plotinos’un

öğretisinin baş özelliği, katı maddeciliğe tam bir kesinlikle karşı
çıkışındadır ve ondan sonra gelen tüm hermetik/ezoterik okullara da bu
anlamda büyük bir destek vermiştir. Bu felsefeye göre asıl gerçek;
nesnelerin kendisi şeklinde varlıkta etkiyen her şeyin cisimsel
olmadığı, her şeyin özde salt ruhsal nitelikte olduğu ilkesine dayanır.
Plotinos’a göre,
“Cisimler dünyası, o görünmeyen ruhsal dünyadan üzerine bir parıltı vurursa ancak değer kazanır, güzel olur.”
Plotinos’a
göre evren ve insan, Tanrı’dan gelmiştir ve Tanrı’ya dönmektedir. İniş
merdiveninin ilk basamağında ruhlar, ikinci basamağında hayvanlar,
üçüncü basamağında nesneler vardır. Çıkış merdiveninin ilk
basamağındaysa
anlamak,ikinci basamağındasonuç çıkarmak,son basamağındamistik sezişyani gizemcilikvardır.
Böylece
Tanrı’dan ruh olarak çıkan nesnel varlık dünyaya inerek maddeleşir ve
madde olarak da vecd yoluyla yeniden Tanrı’ya döner. Bunun da adı Sudur,
Uruç ve emanasyondur. (emanation)

Tanrılık yaşamın tedrici/kademeli yayılışı ve varlığın son gayesinin
Tanrı’da yeniden erimek olduğu suduriyeci bir panteizm onun felsefesinin
temelini oluşturur.

Ona göre Tanrı, eşyanın ilkesidir, başlangıcıdır.Fakat
o, kendisinde çıkan ışınlara karşın, eksilmeyen bir güneş gibidir.
Kıyaslamadan, benzetmelerden ve yaratıkların niteliklerinden uzaktır. O,
her şeyin üstündedir ve her şeyden üstündür. Tanrı, saf düşüncedir; ne
düşünür, ne düşünmez denilemez. O, öyle bir birliktir, bütünlüğü ile
değişmemiş ve başkalaşmamış vahdettir. Bütün kendi yetkinlik
sıfatlarıyla kendisidir ve kendi kendisinin içindedir. Bu itibarla külli
olarak bilgiye ihtiyacı olmadığı gibi, bilgisiz de değildir.
Tanrı’yı ancak kendi içimizden keşfedebiliriz.
Bunun içindir ki, kendisini tanıyan ruh, ancak vecd sayesinde ona
yükselebilir. Tanrı, tüm tanrısal sıfatları kendisinde toplamış olan saf
birliktir.
Bu tanım,
Milattan önce altıncı yüzyılda Delfi’deki kehanet tapınağının duvarına kazınan, Milet’li Thales’e ait ünlü“Kendini Tanı”ibaresi ile birebir örtüşmektedir.


Kendini TanıÇoklukta
Mutlak Bir’in dolgunluğundan öylece ve emanasyon yani yayılım yoluyla
belirir. Tanrı tüm yaratıkların başlangıcı ve hepsinden önce saf
yetkinliktir.

Plotinos’un
felsefesinde 3 ana temel nokta vardır;
-
Mutlak, dolgunluğundan sudur, emanasyon yolu ile belirir.
- Bir tam bir bağımsızlık içinde, kendi yücelik ve saflığından hiçbir şey kaybetmeden evreni oluşturur.
- Sudur prensibi aynı zamanda insanın uluhiyete yani ilahi olana çekilişinin, ilahi cezbenin de bir açıklamasıdır ve
aynı zamanda kaçınılmaz bir olgudur.

ARİSTOTELES

alinti


Nerde isitsem Adini Gözlerim Gezir Seniiiii


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.ay-maral-can.tr.gg
 
Antik Çağ Filozofları
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Abartisiz Atis Serbest-
Buraya geçin: