Hosgeldiniz.... AyMaRaLCaN Bilgi Paylasim Platformuna..... Cay Isterseniz ( Hayali Büfe ) Smile Sagda Büfemiz Var Buyurun Bir Bardak Alin Afiyetle Icin Seker Bitmis ise Lütfen Zile Tiklayin Servisimiz Yardimci Olacaktir..... ..Keyifli Seyirler Dilerim Smile Bye ...
Yazar ---- > Wink AyMaRaLCaN



 
AnasayfaGüncel KonularGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yap
En son konular
»  Acilinden Kaciyorum ...Görüsmek Umudu Ile <---- Bye
Cuma Ara. 14, 2012 7:05 am tarafından AyMaRaLCaN

» Bir Sarkisin Sen
Cuma Ara. 14, 2012 7:03 am tarafından AyMaRaLCaN

» MerHaba MerHaba :)
Cuma Ara. 14, 2012 6:58 am tarafından AyMaRaLCaN

» Azerbaycan Yemekleri,Azerbaycan Yemek Kültürü,Azerbaycan Mutfağı
Cuma Ara. 14, 2012 6:49 am tarafından AyMaRaLCaN

» ORHAN AFACAN SIIRLERI Tas Atan Cocuklar
Cuma Kas. 30, 2012 7:48 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Bu Mezarda Bir Garip Var
Cuma Kas. 30, 2012 3:51 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Bizden Geriler (Gam Kasavet)
Cuma Kas. 30, 2012 3:49 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Benim Hayatım
Cuma Kas. 30, 2012 3:48 am tarafından AyMaRaLCaN

» Aşık Mahzuni Şerif - Babasını (Bir Fakirin Hatırını)
Cuma Kas. 30, 2012 3:46 am tarafından AyMaRaLCaN

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Istatistikler
Toplam 7 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: AyBüke

Kullanıcılarımız toplam 28063 mesaj attılar bunda 19753 konu
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Sosyal yer imi
Sosyal yer imi Digg  Sosyal yer imi Delicious  Sosyal yer imi Reddit  Sosyal yer imi Stumbleupon  Sosyal yer imi Slashdot  Sosyal yer imi Furl  Sosyal yer imi Yahoo  Sosyal yer imi Google  Sosyal yer imi Blinklist  Sosyal yer imi Blogmarks  Sosyal yer imi Technorati  

www.ay-maral-can.forum-aktiv.com

Sosyal bookmarking sitesinde adresi saklayın ve paylaşın
En bakılan konular
Xürremiler Herekatı ve Babek
Bir Sarkisin Sen
Azerbaycan Bayragi
Acilinden Kaciyorum ...Görüsmek Umudu Ile <---- Bye
MEN TELESMİREM Semed Vurgun ..1954
Radyo icin Tema Resimleri Resimler Resim
Murat Yıldırım Burçin Terzioğlu Düğün resimleri
MerHaba MerHaba :)
Hiphop - Rap Müzik Şarkı Sözleri
Yeni Büyük Kalp Gif'leri Arşivi 3, Küçük Kalpler, Küçük Hareketli Kalpler, Küçük PNG Kalpler, Küçük Sayfa süsleme Kalpleri, Minik Kalpler, Kırmızı Minik Kalpler, HAreketli

Paylaş | 
 

 Yavru Vatan Kıbrıs Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
MaRaLCaN
Admin


Üyelik tarihi : 27/03/10

Mesaj Sayısı : 6713

Rep Gücü : 18340

Rep Puani : 218


MesajKonu: Yavru Vatan Kıbrıs Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler   Cuma Nis. 01, 2011 11:02 pm

Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler


Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler


Osmanlılar adayı ne zaman almış ve idari yapıyı nasıl düzenlenmiştir?


Osmanlı İmparatorluğu,
Kıbrıs'ta üslenen korsanların Akdeniz'den geçen gemilere saldırmalarını
önlemek ve Katolik Venediklilerin baskısı altında inleyen Ortodoks
Rumlarına yardım etmek için 1571 yılında, 80 bin şehit vererek, Kıbrıs'ı
fethetti. Kıbrıs'taki Osmanlı İdaresi fiilen tam 307 ve hukuken 352
yıl boyunca sürdü. Bu süre içinde, Kıbrıs, tarihinde yaşamadığı bir
özgürlük yaşadı. Türkler, Katoliklerin kapattığı kiliseleri açtırdı ve
Rum Halka dini özgürlük sağladı. Başpiskoposu Rum Halkının siyasi
temsilcisi olarak kabul ederken, halkın şikayetlerini doğrudan Saraya
bildirme hakkını onlara tanıdı. Böylece Başpiskoposları siyasi yönden de
güçlendirmiş oldu


İkinci olarak Katolik Venedik döneminde tamir edilmeyen kilise vb.
ibadet yerlerini tamir ettirdi ve bakımlarını yaptırdı. Kıbrıs
Rumlarının bütün bunlara yanıtı ise, 1821'de başlayan Yunan isyanını
asker, silah ve para göndererek desteklemek ve yine aynı yıl tüm ada
Türklerini katletmeyi öngören bir ayaklanma tezgahlamak oldu. Osmanlılar
döneminde Adada yaşayan Rumların ekonomik durumları daha önceki
dönemlerle kıyaslanmayacak biçimde düzeldi. Bu dönemden başlamak üzere,
kendilerine tanınan geniş hoşgörü ile yavaş yavaş adadaki ticari hayatı
ele geçirmeye başladılar. Osmanlılar döneminde adadaki idari yapı da
yeniden düzenlendi ve ada "KADI" ların yönetimi için oluşturulan 17
ilçeye ayrıldı. Ada yönetimi için oluşturulan Divan'da Rumlarla birlikte
adada yaşayan Maronit ve Ermenilere de temsiliyet hakkı tanındı.
Böylece tarihte ilk kez Kıbrıs Rumları, adanın yönetiminde söz sahibi
yapıldı.


Osmanlılar, ada Rumlarının
eğitimlerinin geliştirilmesini ve vergilerin Kilise tarafından
toplanmasını da kabul ederek, onlara bir nevi kendi kendilerini yönetme
hakkı tanıdı.[/size]


Osmanlı yönetimi boyunca Kıbrıs'ta birçok Su Kemeri, Hanlar, Kütüphaneler, Camiler, Çeşmeler yapılarak adanın imarı sağlandı.













Kıbrıs Türklerinin kökeni nedir?


Kıbrıs
Türklerinin kökeni Anadolu'daki Türk Halkıdır. Kıbrıs'ın fethinden sonra
adanın gelişmesi için üretici nüfusa ve sanatkara gereksinim olduğunu
gören Padişah 2. Selim, adada kalan 20 bin civarında askerin yanısıra
10 bin civarında sanatkar ailenin de Kıbrıs'a gönderilmesini
kararlaştırır. Bu amaçla çıkarılan bir "SÜRGÜN HÜKMÜ" ne göre Anadolu,
Karaman, Rum ve Dülkadriye Kadıları şehir ve kasabalarda oturan zenaat
ve meslek sahipleri arasında seçme yapılarak, her on haneden bir hanede
yaşayan aileler Kıbrıs'a gönderildiler. Bu meslek sahipleri içinde
ayakkabıcılar, terziler, dokumacılar aşçılar, mumcular,semerciler,
nalbantlar, bakkallar, demirciler, dericiler, taşcılar, kuyumcular,
yapıcılar, kalaycılar ve kazancılar başı çekmekteydi.[/size]


Bunların yanında ise;

Taşlı ve verimsiz toprak çalıştırıp geçimini sağlayamayanlar

Kötü davranış içinde olanlar

Kendi bölgelerinde adları kütükte kayıtlı olmayanlar ve onların oğulları,

Batka bölgelerden göç etmitolanlar,

Uzun zamandan beri tarla veya bahçe almak için müracaat etmiş olanlar

Köyünü ve tarlasını bırakıp, şehirlere göç edenler,


Köylerde ve şehirlerde işsiz olup, toprağı çalıştırmayanlar da Kıbrıs'a gönderileceklerdi

21 Eylül 1571 tarihini
taşıyan bu "Sürgün Hükmü" ile toplam 572 Hanenin Kıbrıs'a göç
ettirilmesi öngörülmekteydi. Adaya gelen bu Türkler kısa sürede ekonomik
yaşama büyük bir canlılık getirdi


Yunanistan
ise daha Osmanlı egemenliği altında olması nedeni ile Rumları
kışkırtacak durumda değildi. Megali İdea fikri ortaya atılana kadar, iki
halk Osmanlıla rın adil yönetimi altında barış içinde bir arada
yaşadı. Denebilir ki adadaki iki halkın barış içinde birarada yaşadığı
tek dönem fiilen Osmanlı İdaresi altında yaşanan bu 307 yıllık
dönemdir.




Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Kıbrıs Rumlarının kökeni nedir?


Kıbrıs'ın ilk yerli halkı
Anadolu'dan gelmiştir. Ve, tarihte hiçbir zaman Kıbrıs, Yunanistan'ın
egemenliğine girmemiştir. Bunun yanında tarihte hiçbir zaman
Yunanistan'dan Kıbrıs'a büyük çapta bir göç de olmamıştır. Peki Rumlar
niye kendilerini Yunan saymaktadır?

Kıbrıs Anadolu'nun doğal bir uzantısıdır. Jeolojik dönemin birinci
zamanında Anadolu'nun Hatay bölgesine bitişik olan Kıbrıs, ikinci ve
üçüncü zamanlarda oluşan çökmelerle Anadolu'dan kopmuştur. Adada
Anadolu'da yaşayan cüce fil fosillerinin bulunması bunun kanıtıdır. Bu
arada Kıbrıs'taki kazılarda bulunan vazolarla Anadolu'da ortaya
çıkarılan vazolar ve evler birbirine çok benzemektedir. Bundan
hareketle, ilk yerli halkın Anadolu'dan geldiği kesinlik kazanmaktadır.
Bundan ayrı olarak Kıbrıs tarihte; Hititler, Mısırlılar, Fenikeliler,
Asurlular, Persler, Ptolemiler, Romalılar, Araplar, Bizanslılar, Templer
Şovalyeleri, Lüzinyanlar, Cenevizliler, Venedikliler, Osmanlılar ve
İngilizler tarafından yönetilmiştir. Kıyıları ise korsanların yatakları
olmuştur.

Anadolu'dan gelen yerli halkla, Kıbrıs'ı işgal eden bu ulus ve
kavimlerin karışması sonucu, tarih içinde ortaya melez bir halk
çıkmıştır. Bu melez halk zaman içinde denizci bir kavim olan Miken'lerin
kültürel etkisi altında kalmıştır. Miken'ler bilindiği gibi Yunanlılar
tarafından Helen ırkından sayılmaktadır. Bundan ayrı olarak Kıbrıs'ın
Roma İmparatorluğu'nun egemenliğine girmesinden sonra M. S. 46 yılında
St. Paul Kıbrıs'a gelerek Hristiyanlığı yaymıştır.

Bizans döneminde ise Bizans'ın, resmi dili olarak Yunancayı; resmi din
olarak Ortodoks Hristiyanlığı kabul etmesi ve bunu zorla Kıbrıs'taki
melez yerli halka da kabul ettirmesi, adadaki bu melez halkın kendisini
zamanla Yunanlı olarak görmesi sonucunu doğurmuştur. Kimlik bunalımı
içindeki melez halkın bir ulusal kültür, ve bir ulusal kimlik arayışı
içinde olması da bu oluşumu etkileyen bir unsur olmuştur.

Sonuç olarak adanın esas yerli halkı, Anadolu'dan gelmiştir. Bu halk
zaman içinde Kıbrıs'ı işgal eden kavimlere karışarak melezleşmiştir ve
Bizans döneminde Bizans'ın dini-kültürel etkisi ile kendini Yunanlı
görmeye başlamıştır.




Megali İdea nedir?


Megali İdea, kelime anlamı
ile "Büyük İdeal, büyük fikir" demektir. Bu fikre ve ilkeye göre,
1453'de Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilen İstanbul tekrar ele
geçirilecek, Yunanistan, Girit, Rodos, Kıbrıs, Anadolu ve ta Büyük
İskender'in uzandığı İskenderiye'ye kadar olan topraklar işgal edilerek,
bir Helen İmparatorluğu olarak kabul edilen büyük Bizans İmparatorluğu
kurulacaktır. Bu imparatorluğun başkenti ise eski Bizans'da olduğu
gibi hala "Konstantinopolis" diye andıkları İstanbul olacaktır. Megali
İdea fikri ilk kez Rigas Ferreros adlı bir Rum tarafından gündeme
getirilmiştir. Rigas Ferreros, bu amaçla ilk Megali İdea haritasını
1791-1796 yılları arasında Bükreş'te hazırladı ve 1796 yılında Viyana'da
yayınladı. Megali İdea'nın yaşatılması ve nesilden nesile aktarılması
görevini Rum Ortodoks kilisesi ve Ortodoks mezhebinin merkezi olan
İstanbul'daki Patrikhane üstlenmiştir. Kilisenin bu amaçlarını ve
eylemlerini gerçekleştirmek için Osmanlı İmparatorluğunun kendisine
tanıdığı geniş hoşgörüden yararlandığı inkar edilemez bir gerçektir.
Örneğin 1754 yılında Padişahın yayınladığı bir fermanla, Başpiskopos,
adanın ikinci politik ve nüfuzlu kişisi olma hakkını kazanmıştı. Bu
tarihten itibaren Başpiskopos'a "Ulusal Lider" anlamına gelen "ETNARH"
denemeye başlanmıştı.

Megali İdea çerçevesinde 1821 yılında Mora isyanı patlak vermiş ve
Yunanistan'ın bağımsızlığını kazanmasından sonra Megali İdea haritası
içinde yer alan toprakların ele geçirilmesi için faaliyete başlanmıştır.

Nitekim daha sonra Girit, Rodos, 12 adalar ve diğer Ege adaları ele
geçirilmiş, Anadolu'ya asker çıkarılmıştır. Ne var ki Anadolu'da Atatürk
önderliğindeki Türk Halkı, Kıbrıs'ta ise Anavatan Türkiye desteğindeki
Kıbrıs Türk Halkı tarafından, hedeflerine ulaşmaları engellenmiştir.

Önemle vurgulanmalıdır ki, Yunanistan ve Kilise bu çabalarında başta
İngiltere ve Çarlık Rusyası olmak üzere her zaman Batılı ülkeler
tarafından desteklenmiştir.[/size]


Nerde isitsem Adini Gözlerim Gezir Seniiiii


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.ay-maral-can.tr.gg
MaRaLCaN
Admin


Üyelik tarihi : 27/03/10

Mesaj Sayısı : 6713

Rep Gücü : 18340

Rep Puani : 218


MesajKonu: Geri: Yavru Vatan Kıbrıs Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler   Cuma Nis. 01, 2011 11:08 pm

Filiki Eterya ve Ethniki Eterya nedir?



Megali İdea fikri ortaya
atıldıktan sonra bu fikir, Osmanlı İmparatorluğu aleyhine genişleme
emelleri olan Rus Çarlığı ile İngilizler ve çeşitli Balkan Üleleri
tarafından desteklenmeye başlandı. Megali İdea'yı gerçekleştirmek için
bir örgüt gerekliydi. Bu amaçla 1814 yılında, yani Megali İdea
haritasının çizildiği 1796 yılından 21 yıl sonra, Rusya'nın Odessa
şehrinde Filiki Eteriya adlı Örgüt Çarlık Rusyası'nın gizli desteği ile
kuruldu. Yine çarlığın desteği ile tüm Balkanlar'da örgütlenme
faaliyetlerini başlatan Filiki Eteriya'nın başına da Rus Çarı 1.
Aleksandros İpsilantis getirildi. Bu gelişme örgütün ilk başarısı oldu.
Nitekim daha sonra Rus Çarı'nın desteği ile bu örgüt tarafından 1821
Mora isyanı başlatılacaktı. Filiki Eteriya'nın örgütlenme çalışmalarını
Kıbrıs'a kadar uzattığı ve başta kiliselerdeki papazlar olmak üzere,
kiliselerin yoğun propagandasının etkisi altında bulunan Rumlar arasında
geniş bir taban bulunduğu, hatta Kıbrıs'taki ayaklanmanın perde
gerisindeki örgütlü güç olduğu biliniyor.

Filiki Eteriya'dan sonra, Yunanistan'ın bağımsızlığını kazanmasının
ardından bu kez de Yunan ordusu içinde Ethniki Eteriya adlı bir başka
örgüt kurulmuş ve bu örgüt Girit'in Yunanistan tarafından ilhakında
önemli bir rol oynamıştır.

Her iki örgüt de esas hedef olarak Megali İdea'yı benimsemiş ve tüm
çalışmalarını, bu hedefe ulaşılması için Osmanlı toprakları üzerinde
gizli ayaklanma hazırlıklarına yöneltmişlerdir.
Enosis nedir?

Enosis, Megali İdea hedefi
çerçevesinde Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanmasını, ilhak edilmesini ifade
etmektedir. Kelime anlamı ile " İLHAK " demek olan Enosis (yani adanın
Yunanistan'a bağlanması) ilk Megali İdea haritasının çizildiği 1791
yılından beri gündemde olan bir konudur. Bir anlamda Kıbrıs sorununun da
bu tarihten itibaren varolduğu söylenebilir. Yunanistan'ın Kıbrıs'ı
talep etmesi ise 30 Aralık 1918 yılında gerçekleşti. 18 Ekim 1828
tarihinde İngiltere, Rusya ve Fransa'ya bir nota veren Yunanistan,
RESMEN İLK KEZ Enosis fikrini ortaya atmış ve adanın kendisine
bağlanmasını istemiştir.

1. Dünya savaşından sonra Paris'te toplanan Barış Konferansı'na
Yunanistan'ın toprak isteklerini sunan Yunan Başbakanı Venizelos,
aralarında Kıbrıs'ın da bulunduğu şu bölgeleri talep ediyordu:

1- Batı Anadolu (İzmir,Bursa,Çanakkale, İzmit ve civarları)
2- Pontus (Trabzon, Sivas, Kastomonu ve civarları)
3- Kuzey Epir (Güney Arnavutluk)
4- Kıbrıs, Rodos, Meis, Girit, Bozcaada ve İmroz
5- Batı ve Doğu Trakya

Kıbıs'ta Yunan kilisesi, Patrikhane ve Yunan Hükümeti tarafından
desteklenen Enosis hareketi, bu idealin yıllar boyunca kilise ve
okullarda genç beyinlere aşılanması sonucu Kıbrıs'ın başına büyük
felaketlerin gelmesine neden oldu. Bu ideali gerçekleştirmek için 1821
yılından itibaren birçok kez Türk halkına saldırılar düzenledi. Enosis
önünde bir engel olarak gördükleri Türk halkını ortadan kaldırmak için
1895'de, 1912'de, 1955-74 döneminde Türk halkına saldırılar ve
katliamlar uygulandı.

Enosis fikrinin 1918'lerde Rum çocuklarına nasıl aşılandığını bir Rum yazar olan Tenekides şöyle açıklıyor:

"Rum okulları Helen düşüncesini yaymak amacı ile kullanılıyordu. Rum
öğretmenler, çiçeklerle çerçevelenmiş Yunanistan'la birleşmelerini
temsil eden armağanları Vali'nin kasabaları ziyareti sırasında verirken,
mızraklı bir alay gibi sıraya sokulan ögrenciler, önceden öğretilmiş
olan "Yaşasın enosis" çığlıkları atıyordu..." (Tenekides-Chypre. Menter
Şahinler. Türkiye'nin 1974 Kıbrıs siyaseti sayfa 111.197- İstanbul).

Enosis politikasının yakın hedefi bugün için Rum egemenliğinde tüm
Kıbrıs'ta hakim olacak bir Rum Cumhuriyeti kurulması, bu Rum devletinin
AB'a tam üye yapılarak Yunanistan'la dolaylı Enosis'in
gerçekleştirilmesi ve Türk halkının azınlık statüsüne düşürülmesidir.



1821 İsyanı ve ilk enosis bildirisi nedir?

Yunanistan'ın bağımsızlığına
kavuşmasından sonra bu devletin uyguladığı yayılmacı ve hegemonyacı
politika, birbuçuk asırdır Kıbrıs'a huzur ve barış yüzü göstermedi.
Bunun böyle olacağı Mora isyanının başladığı ilk günlerden belliyi.
Nitekim Yunanistan'da isyanın başlamasından sonra Kıbrıs'ta da her zaman
olduğu gibi Rum toplumu içindeki gerici, fanatik, milliyetçi
çevrelerin başını çekmekte olan Kilise, bir isyan hazırlığına girişir.
Önce Kiliselerdeki ayinlerde, kiliseye bağlı ruhban okullarında yoğun
bir propaganda ve beyin yıkama faaliyetine girişilir. (Zaten bu
kampanya hiç durmamıştı). Bu arada 19 Haziran 1821'de Filiki
Eteriya'nın liderlerinden Konstantin Kanaris, Kıbrıs'a uğrayarak
isyanın propagandasını yapar, bildiriler dağıtır, Yunanistan'daki
isyancılara götürmek üzere para, silah, yiyecek toplar. Bunun ardından,
Başpiskopos Kiprianos, kiliseleri birer silah deposu haline getirir.
Ayaklanma için çeşitli bölgelerdeki kiliselere mektuplar gönderir,
ayaklanmanın nasıl olacağını anlatır. Ne var ki, Dağ kazasına bağlı
Ayanni köyünde oturan Dimitri adlı bir Rum, Osmanlı Valisi Küçük Mehmet
Paşa'ya yazdığı bir ihbar mektubu ile isyanı ele verir. Vali Küçük
Mehmet, bu ihbar üzerine kiliseleri basarak, isyan için depolanan
silahlara ve saldırı aletlerine el koyar. İsyanın elebaşlarından
kimisini idam eder, kimisini sürgüne veya hapse gönderir. Bu arada Hacı
Petros Vaskos adlı Rum tarafından Başpiskopos Kiprianos'a ve Mihail
Kilikya adlı Ruma yazılmış isyanla ilgili mektuplar da ele geçirilir.
Bunun üzerine yakalanan Başpiskopos Kiprianos ve isyanın elebaşları
idam edilir. İsyan daha başlamadan bastırılır.


Dimitri adlı Rumun Valiye gönderdiği ihbar mektubu şöyledir:

"Paskalya gecesi saat altıda Lefkoşa'da top atışı olacaktır. Başpiskopos
Kiprianos, Rumca yazılmış mektubunu kendi adamına vererek adı geçen
köyde (Ayanni) kilisede okutmuştur. Bu mektuba göre, top atışı duyulduğu
vakitte, bütün Hristiyanlar harp silahları ile Lefkoşa'ya hücum
edeceklerdir. Tüm adayı almak için birlikte hareket ederek
sözleşmelerini öneren Başpiskopos'a göre Hristiyanlar, Lefkoşa'yı da ele
geçirdikten sonra, bütün müslümanları katledip ortadan
kaldıracaklardır. Bu konuyu Hristiyanlara kesin olarak bildirip tenbih
eden adı geçen mektubu diğer köylere de yollayıp okutmuştur".

Görüldüğü gibi daha Osmanlı döneminde tüm Türklerin katledilmesi tasarlanabiliyordu.

Vali Küçük Mehmet'in Sürgüne gönderdiği bir kısım papazlar ise 1821 yılı
sonlarında Roma'da toplanarak ilk Enosis bildirisini yayınlıyorlar ve
tüm Hristiyan Krallarına çağrıda bulunarak Kıbrıs'ın Yunanistan'a
ilhakı için yardımcı olmalarını istiyorlardı...


[b]Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Kıbrıs İngilizlere nasıl geçti ve adadan Türk göçü oldu mu?

1878'de Osmanlı-Rus savaşını
fırsat bilen İngiltere, "Ruslara karşı yardım" vaadi ile, Kıbrıs'ı
yılda 92000 altına kiralamayı başarmıştı. İngiltere, Doğu Anadolu'daki
Kars, Ardahan ve Batuma giren Rus ordularının geri püskürtülmesinde
yardımcı olacak vaadi ile, Kıbrıs'ı kiralamıştır ama bu kiralama geçici
idi. Tehlike geçtikten sonra ada yeniden geri verilecekti. Yani Kıbrıs
İmparatorluğun bir parçasıydı. Padişah kira anlaşmasına
(Ayestafanos-Yeşilköy) imza atmadan önce (Hukuku Şahaname asla halel
gelmemek üzere muahadenameyi tasdik ederim) notunu dütmüt ve sonra imza
etmitti. Ne ki, İngiltere adaya yerleştiği günden itibaren Kıbrıs'ı
nasıl ilhak edeceğinin hesabını yapmıştı. Nitekim Osmanlı
İmparatorluğunun Almanya yanında 1. Dünya savaşına katılması ile böyle
bir fırsatı bulmuş ve yayınladığı bir emirname ile Kıbrıs'ı ilhak
ettiğini duyurarak, her yıl ödemesi gereken 92 bin altını da ödemeyi
durdurmuştu.

İngiltere daha sonra savaşın sonlarına doğru, 27 Kasım 1917'de
yayınladığı bir "Krallık Konseyi Emri" ile, ada halkına İngiliz
vatandaşlığına geçmeleri için iki yıllık bir süre tanıdı.
Bu emirname şunları içeriyordu:
1- Osmanlı uyruğunda olup da Kıbrıs'ta oturan ve 5 Kasım 1914'de gerçekten adada oturuyor olanlar,
2- Osmanlı uyruğunda olup da Kıbrıs'ta oturuyor olan ama 5 Kasım 1914'de geçici bir nedenle adada bulunmayanlar,
3- Adada yerleşik olmayan ama, 5 kasım 1914'de adada bulunan Osmanlı
vatandaşlarından savaşın bitiminden sonraki iki yıl içinde Yüksek
Komisere başvurarak bağlılık yemini eden ve yerleşiklik koşullarını
yerine getirenler, İngiliz vatandaşlığına alınacaklardı.

İngilizlerin bu haksız emrivakisi karşısında İngiliz vatandaşı olmak
istemeyen binlerce Türk Anadolu'ya göç etti. 1878'de, 1914'de,1917'de
yaşanan göçlerden sonra Lozan Anlaşması ile Kıbrıs kesin olarak
İngiltere'ye bırakılınca, büyük bir göç olayı daha yaşandı. Sonunda 20
Temmuz 1923 Lozan anlaşmasının 20. maddesi ile Ada hukuken de
İngiltere'ye bırakıldı.

Bu madde şöyledir: "Türkiye İngiliz hükümetince 5 Kasım 1914 tarihinde
ilan edilen Kıbrıs'ın İngiltere'ye katılışını tanıdığını bildirir". Bu
anlaşma ile Kıbrıslı Türklerin "Hakkı Hıyar"larını (seçme hakkı)
kullanarak Türk vatandaşlığı ile İngiliz vatandaşlığı arasında tercih
yapmaları istendi. Türk vatandaşlığını tercih edenler Türkiye'ye göçe
başladı ve bu göç 1940'lara kadar sürdü. Bütün bu dönemlerde 30 binden
fazla Türk, özellikle aydınlar Türkiye'ye göç etti.

Kıbrıs'tan bir diğer göç de 1960'da İngiliz idaresinin son bulması ile
İngiltere'ye oldu. Bu göç 1963-1974 döneminde Rumların baskıları,
saldırıları ve teşvikleri ile sürdü. Bugün 400 binden fazla Kıbrıslı
Türk dışarıda yaşıyor. Bunun 225 bini Türkiye'de, 120 bini İngiltere'de,
40 bini Avustralya'da, 10 bini ABD, Kanada'da ve 5 bini de diğer
ülkelerde yaşamaktadır.
Türkler Ve Rumlar İngiliz idaresini nasıl karşıladı?
Kıbrıslı Türkler için
anavatandan kopmak acıların en büyüğü oldu. Adanın İngiliz egemenliğine
geçmesinden hemen sonra, bu tepkilerinin bir ifadesi olarak Türkiye'ye
büyük çapta göçler oldu. Bugün Kıbrıs'ta Türk nüfusunun Rumlardan daha
az olmasının bir nedeni de bu göçlerdir. Nitekim daha sonraları bizzat
Atatürk'ün emri ile bu göçlerin durdurulduğu biliniyor.

Kıbrıslı Rumlar ise daha Lefkoşa'da Türk bayrağı yerine İngiliz bayrağı
çekilirken, Enosis çığırtkanlığını artırmaya, Türklere hakaret etmeye
başlamışlar. İngiliz idaresini alkışlayarak bu değişikliğin kendilerine
Enosis yolunu açacağını düşünmüşlerdir. Nitekim, 1907 yılında adayı
ziyaret eden Churchill'e "Kıbrıs'ın Yunanistan'la birleşmek istediği"
belirtiliyordu. Bundan batka 1880'de Yunanistan Türkiye ile savaşa
hazırlanırken İngilizlerin hoşgörüsü ile katır satın almak için adaya
gelen Yunanlı subaylar, büyük törenlerle karşılanıyor, onlara para ve
silah yardımı yapılıyor ve Yunan Kralına yazılan Kıbrıs'ın ilhakını
öngören bir mektupla birlikte uğurlanıyorlardı. Bu arada 1879 Türk
-Yunan savaşı sırasında Yunan Konsolosu Filemon Kıbrıslı Rumlardan
oluşan gönüllüleri Yunanistan'a gönderiyor ve Türkler aleyhinde
mitingler düzenleniyordu. Hem de ada hukuken bir Türk toprağı olmasına
karşın. Yine bu arada Vatimbella adlı Yunan konsolosunun da 1916-1917
yılları arasında ilhak lehinde kışkırtıcı davranışlarda bulunması Türk
halkını tedirgin ediyordu. 1918 yılı başlarında ise Venizelos'un
davetlisi olarak Yunanistan'a giden Kıbrıs Piskoposu Medaxakis, Atina
Metropoliti yapılmış ve Enosis kampanyalarını örgütlemeye başlamıştı.

Görüldüğü gibi Kıbrıs Rumları İngilizlerin ada yönetimini devralmasından
şikayet edecek durumda değildi. Çünkü bu değişiklik onların Enosis
faaliyetleri açısından bulunmaz bir nimetti. Bunun yanında Osmanlı
devlet memurlarının adadan ayrılmasından sonra, boşalan devlet
kadroları, Rum memurları tarafından doldurulmuştu. Bu da Rumların
İngiliz yönetiminden memnuniyetlerinin bir başka nedeniydi.






Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



İngiliz yönetiminin ilk yıllarında Türk-Rum ilişkileri nasıl olmuştur? İlk kavgaları nelerdir?
İngiliz yönetiminin ilk
yıllardan itibaren Rumlar Enosis taleplerini tırmandırmaya
başlamışlardır. Bunun sonucu olarak Türk ve Rum halkı sürekli bir
çatışma içinde olmuştur. İngiliz yönetiminin ilk yıllarında belli başlı
çatışmaları şöyle toparlamak olasıdır:

*Rumlar 1879'da 54 imzalı bir muhtırayı İngiliz yönetimine vererek Enosis talep ettiler.

*1880 yılı sonunda adaya gelen Yunanlı subaylara 250 katır 150 gönüllü
ve para verilerek Osmanlılara karşı savaş desteklendi. Müftü Ali Rıfkı
bu durumu protesto etti.

*Rumlar 7-8 Nisan 1881'de "Teselya-Epir-Kıbrıs-Enosis" sloganları ile gösteri yaptı.

*Ocak 1893'de Rumlar Enosis için mitingler yaptılar. Yeni Zaman gazetesi
23 ve 30 Ocak 1893 sayılı nüshalarında ve Müftü Hacı Ali Rıfkı ve
Osman Mustafa Bey'ler 30 Ocak 1893 tarihli dilekçelerinde bu durumu
protesto ettiler.

*Mart 1894'de 400-500 Rum ve aynı sayıdaki Türk, Rumların Baf Camisi
önünde yaptıkları tahrikler nedeni ile kavga etti. Aynı günlerde
Lefkara'da da Türklere saldırıldı.

*1899'da Limasol'da Enosis gösterileri yapıldı. İngiliz Yönetimi 1990
yılı Şubatında Yunan Konsolosu Filemon'u tahriklerinden dolayı sınır
dışı etti.

*Türkler 22 Haziran 1902'de bir telgraf kampanyası ile Enosis
tahriklerini protesto etti. Bu arada 600 imzalı bir muhtıra İngiliz
yönetimine gönderildi. Kavanin Meclisi'nde Enosis karşıtı konuşmalar
yapıldı.

*5 Temmuz 1903'de Türk üyelerin Kavanin Meclisi'nde olmamasını fırsat bilen Rum üyeler Enosis'i öngören bir karar aldılar.

*6 Temmuz 1903'de Türkler Kavanin Meclisi'nde bir karar alarak adanın
tekrar Osmanlı yönetimine verilmesini istediler. Rumlar 4 büyük şehirde
Enosis mitingleri yaptılar ve Türkleri protesto ettiler ve Enosis
kararları aldılar. Türkler Limasol'da 174 imzalı bir dilekçe ile durumu
protesto ettiler. Rumlar Kalavaç köyünde Türklere saldırdılar. Köyün
ileri gelenleri İngiliz yönetimine bir muhtıra vererek tahrikleri
protesto ettiler.

*1906 yılında Limasol ve Larnaka Limanlarına gelen Yunan askeri gemisi
Miyaoli "Yaşasın ilhak" sloganları ile karşılandı. Aynı yıl içinde
Paşaköy'de taşlarla Türklere saldırıldı. Bu saldırılar ve Enosis
faaliyetleri Vali nezdinde protesto edilirken, İstanbul'a giden bir
heyet de Paditaha tikayette bulundu.

*1907 yılı 29 Mayısında İstanbul'un fethi yıldönümünde Rumlar her yana
siyah paçavralar asarken, Türkler de camileri bayraklar ve kandillerle
süslediler.

*Rumlar adayı ziyaret eden Churchil'e 10 Ekim 1907'de Enosis
istediklerini bildirdiler. Türkler bu durumu protesto ettiler. Rumlar
aynı yıl Lefke, Angastina ve Akarsu köylerinde Türklere saldırdılar.
Nisan 1908'de Akatu köyü camisi saldırıya uğradı. Mayıs 1908'de ise
Geçitkale ve Ayakebir köylerinde Rumların saldırısı üzerine kavgalar
çıktı.

*Türkler, İngilizlerin Osmanlılara verdiği yardıma teşekkür için 28 Ekim
1908'de Sarayönü'nde bir miting düzenledi ve Türk ordusuna yardım için
bir "ASKERE YARDIM" kampanyası başlattı.

*1909'da Dikomo'da Gönyelili Tavukçu Ali Rumların saldırısına uğradı.

*8 Kasım 1914'de Kıbrıs, İngilizler tarafından ilhak edildi.

*İngiliz hükümetinin 1915'de adayı Yunanistan'a teklif etmesi üzerine
Türk liderleri ortaklaşa imzaladıkları bir protesto mektubunu Vali'ye
göndererek bu durumu protesto ettiler ve Enosisin 60 bin Türk için
felaket olduğunu söylediler.

*Rumlar 5 Aralık 1918'de Başpiskopos 3. Cyril başkanlığındaki bir heyeti
Enosis lehinde kulis yapmak için Londra ve Paris'e gönderdiler.

*16 Ağustos 1919'da bütün Rum Piskopos ve Belediye Başkanları
imzaladıkları bir muhtırayı Sömürgeler Bakanına göndererek Enosis talep
ettiler.

*12 Nisan 1920'de bir batka Enosis heyeti Paris'e gitti.

*Mayıs 1919'da İngiliz yetkilileri bir muhtıra göndererek 60 bin Türkün Enosise karşı olduğunu belirttiler.

*1920 yılında Enosis faaliyetlerini organize etmek için kilise önderliginde bir "Ulusal Konsey "oluşturuldu.

*1921 yılında 500 kilisede toplanan Rumlar ilk Enosis plebisitini yaparak Enosis kararı aldılar.

*Rumlar 1929 yılı Ekim ayında İngiltere'ye yeni bir Enosis heyeti gönderdiler.

*1930 yılında Yunanistan'ın bağımsızlığını elde etmesinin 100.
yıldönümünü kutlayan Rumlar, 500 imzalı bir dilekçe ile Enosis'in
gerçekleşmesi için Sömürgeler Bakanlığı'na başvurdular.
*26 Haziran 1930'da Başpiskoposlukta toplanan Rum Ulusal Konseyi,
"Kıbrıs Ulusal Örgütü"nün Enosisci tüzüğünü onayladı ve ilhak talep
etti.















[b]Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Kıraathane-i Osmani ve ilk Türk gazetesi Zaman'ın yayın ilkeleri nedir?

[size=16]Adanın İngiltere'nin eline
geçmesinden sonra Rumların Enosis faaliyetlerini yoğunlaştırması, Kıbrıs
Türk Halkı arasında büyük endişelerin doğmasına neden olmuştu. Bir
yandan kilise, bir yandan da sayıları 10'u aşan Rum gazeteleri, Enosisin
gerçekleştirilmesi için sürekli çaba içinde bulunuyorlardı. Bu durum
karşısında Kıbrıs Türk aydınları ise, ne bir gazeteye, ne de bir örgüte
sahiptiler. Toparlanmak gereği her gün kendini daha çok
hissettiriyordu. İşte bu yaklaşımla ve bir anlamda Rum Kıraathanesi
olan Kipriyakos Sillogos'a karşı 1880'li yılların sonuna doğru OSMANLI
KIRAATHANESİ kuruldu. Bu örgütün belli bir tüzüğü, kayıtlı üyeleri
olmamasına karşın bir siyasi örgütlenme niteliği taşımaktaydı. Türk
aydınları burada toplanıp durum değerlendirmesi yapmakta ve Enosise
karşı çıkmak gerektiğini sürekli olarak vurgulamaktaydılar.

Nihayet Tüccarbaşı Hacı Derviş Efendi'nin öncülüğü ile Enosise karşı
çıkacak bir yayın organını çıkarmayı başarırlar. ZAMAN Gazetesi (bugün
elimizde bulunan en eski Türkçe gazetedir) 25 Aralık 1891 yılında böyle
doğar. Gazete, batlangıçta OSMANLI KIRAATHANESİ' nde toplanan
aydınların görüşlerine uygun olarak, JÖN TÜRK hareketini de benimser.


Bu örgütün amaçlarını daha iyi anlamak için, çıkardıkları ZAMAN gazetesinin yayın ilkelerine bakmakta yarar var.

İngiliz sömürgeciliği ile savaşmak,

Ulusal bilinci ayakta tutmak,Anavatana güven ve bağlılığı devam ettirmek,

Kıbrıs sorununu yalnız Rumların bakış açısından dünyaya duyurmaya çalışan kalabalık Rum gazeteleri ile savaşmak,

Enosise karşı durmak,

Dünya kamuoyuna Türklerin sesini duyurmak,

Türk dilini yazı dili olarak da ayakta tutmak,

Türk toplumunu her alanda kalkındırmak, Türk esnaf ve işçilerinin haklarını korumak,

Türk ahlak ve eğitimine hizmet etmek,

Kişisel çıkarları değil, ada Türklerinin çıkarlarını gözetmek,

Kimseye kin gütmemek, kimseden yana olmamak.
(Zaman gazetesi 2. Türkçe gazetedir. Kıbrıs Türklerinin yayınladikları
ilk gazete 1889 yılında yayın yaşamına giren SADED gazetesidir. Ne yazık
ki Limasol'da yayınlanan bu gazetenin elimizde tek nüshası bile
bulunmamaktadır).



Nerde isitsem Adini Gözlerim Gezir Seniiiii


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.ay-maral-can.tr.gg
MaRaLCaN
Admin


Üyelik tarihi : 27/03/10

Mesaj Sayısı : 6713

Rep Gücü : 18340

Rep Puani : 218


MesajKonu: Geri: Yavru Vatan Kıbrıs Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler   Cuma Nis. 01, 2011 11:15 pm

1895 olayları nedir? İlk eşitlik talebimiz ne zaman olmuştur?


Osmanlıların 1878'de ada
yönetimini geçici bir süre için İngilizlere devretmesi, Kıbrıs Rumları
arasında Enosisin gerçekleşeceğine dair umutları artırmıştı. Birçok
günlük ve haftalık gazete, kilise, Yunan konsolosluğu ve okullar, ara
vermeden Enosis propagandasını sürdürmekteydi. İşte bu ortam içinde
Lefkoşa'nın Tahtakale semtinde yaşayan Türklere yönelik saldırılar oldu.
25 Mart 1895'de Yunan Bağımsızlık Günü şenlikleri esnasında meşaleler
taşıyan Rumlar, büyük bir yürüyüş kolu oluşturarak, Tahtakale Türk
mahallesine girmişler ve Türkleri kesip katledeceklerine dair şarkılar
söyleyerek, tahriklerde bulunmuşlardı. Lefkota Kaza hakimi Mr. Seafer'in
17 Nisan 1895 tarihinde Londra'da sömürgeler genel sekreterine
gönderdiği bir mektupta bu gelişmeler anlatılarak, Türklerin de bir
toplantı düzenleyerek saldırıları protesto ettikleri ve önlemler
aldıkları belirtilmektedir. Yine aynı günlerde Vadili ve Vitsada
köylerinde de Yunan konsolosu Filemon'un başını çektiği tahrikler ve
saldırılar yapılmıştır.


Mağusa Komiseri Mr. B. Travers'in sömürge müsteşarına yazdığı bir
mektupta tahriklerin, Türklerin soğukkanlılığı sayesinde atlatıldığı
anlatılmakta ve şöyle denmektedir:

"Öyle anlaşılıyor ki aynı saldırgan Rum metodları, hem Vadili'de hem de
Vitsada'da uygulanmıştır. Yani bazı Rumlar gecenin ortasında
silahlanarak yollara dökülmüş ve diğer Rumları da "kendi emniyetleri
için" aynı şeyi yapmaya teşvik etmişlerdir. Vitsada'da Rum olduklarına
inandığım bazı kişiler birkaç el ateş açarak kaçmışlar ve daha sonra
suçu Türklere yüklemeye çalışmışlardır".

Rumların bu tahrikleri, gerek Kıbrıs Türkleri, gerekse Osmanlı devleti
adına Said Paşa tarafından İngiltere nezdinde protesto edilmiş ve
"Yunanlı ajanların" kışkırtmalarının önlenmesi istenmiştir. Bu çevrede
Müftü Ali Efendi ile Baş Kadı Mustafa Fevzi Efendi 17 Nisan 1895
tarihinde hazırladıkları bir muhtırayı 22 Nisan 1895'de İngiliz Yüksek
Komiseri'ne vererek, Enosis tahriklerini protesto etmitlerdir. Bu
muhtırada "Okullarda ve sokaklarda Türklere hakaret ve küfür edildiği,
"sizi öldüreceğiz" şeklinde tehditler savrulduğu, Dohni'de Türklere
saldırıldığı, Rum öğrencilerin Türk okullarını taşladığı, Türk polislere
Rumlar tarafından hakaret edildiği belirtiliyordu. Bu tahriklerden 3
yıl önce 1882 yılında ise, İngiliz yönetimi bir Danışma Meclisi
oluşturmaya karar verir. Bu Meclise 9 Rum, 3 Türk ve 6 memur atamayı
kararlaştırır. Ne var ki, Türk halkı bu ayrımcı tutumu protesto ederek
EŞİTLİK talebinde bulunur. Bu, Türk halkının EŞİTLİK mücadelesinin
başlangıcıdır ve bu mücadele 100 yıl sonra bugün de devam etmektedir...[/size]







Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler





[b]Türklerin 1911 mitingleri nedir?



Kıbrıs Rumlarının süren
Enosis histerisi ve dış dünyaya da taşırılan yoğun ilhak eylemleri
üzerine birşeyler yapılması gerektiğine inanan Kıbrıs Türkleri, VATAN
Gazetesi sahibi Bodamyalızade Mehmet Şevket Bey'in girişimi ile ilhakı
protesto mitingleri düzenlerler.

1911 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun İtalya ile savaş halinde
bulunmasından ve Trablusgarp savaşından Osmanlıların güç durumda
kalmasından yararlanan Rumların başlattığı yoğun tahrikler, Enosis
mitinglerine dönüşmüştü. Rumların yaptığı sevinç gösterilerini, Türklere
yönelen tahrikleri ve Enosis lehindeki gösterileri protesto için
yapılan miting, 21 Eylül 1911 akşamı, Lefkoşa'da Sarayönü Meydanı'nda
(Atatürk Meydanı) 2000 kişinin katılımı ile yapılır. O dönemde Türk
nüfusunun 56 bin kişi olduğu göz önüne alınırsa mitinge olan katılımın
gerçekten büyük olduğu ortaya çıkar. İkinci miting 24 Eylül 1911 sabahı,
Lefke'de binlerce kişinin katılımı ile yapılmıştır. Yapılan her
mitingde Rumların tahriklerini ve Enosis yönündeki eylemlerini protesto
eden kararlar alınır. Karar tasarılarının üçü de 16 Ekim 1991 tarihli
Vatan gazetesinin 14. sayısında yayınlanır. Halk tarafından da onaylanan
bu kararlar, Türk Halkının Kavanin Meclisi'ndeki temsilcileri olan
Lefkoşa-Girne-Larnaka-Mağusa ve Limasol-Baf milletvekilleri tarafından
imzalanarak İngiliz yönetimine gönderilir. Kararlarda "İngiltere'nin
adadan çekilmesi halinde, adanın meşru sahibi olan Osmanlı devletine
iadesi gerektiği ve bu amaçla gerekirse tüm ada Türklerinin kanlarının
son damlasına kadar savaşacakları" belirtiliyordu.


1911 mitinglerinin Kıbrıs'ın yeni bir Girit olmaması için verilen
mücadelede büyük önemi vardır. Ve bu önem, mitinglerin, Kıbrıs
Türklerinin Enosise karşı en yaygın, en örgütlü ve en kitlesel
tepkilerini yansıtmış olmalarından kaynaklanmaktadır.(1911 yılı
öncesinde de Kıbrıs Türkleri, Enosis girişimlerine karşı çeşitli gösteri
ve toplantılar yapmışlar, yüzlerce telgrafı İngiltere'ye
göndermişlerdi. Ama bunların hiçbiri 1911 mitingleri kadar geniş çaplı
olmamıştı).



Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler




[b]1912 Saldırıları nedir?



İtalya ile savaşın
yaralarını sarmadan Balkan ülkelerinin saldırısına uğrayan Osmanlı
İmparatorluğu, Kıbrıs'la ilgilenecek durumda değildi. Bunu fırsat bilen
ve Balkan ordularının ilerlemelerinin Enosisin gerçekleşmesine olanak
yaratacağını uman Kıbrıs Rumları, bu kez de Mayıs 1912'de yeni
tahriklere başvururlar. Bir yandan Osmanlı ordularının gerilemesini
sevinç gösterileri ile kutlayıp, Türkleri rencide ederken,bir yandan da
Enosis eylemlerini yoğunlaştırırlar. Nitekim Mayıs ayının sonlarına
doğru "Enosis ve Yaşasın Yunanistan" nidaları ile önce Hamit Mandraları
(bugünkü Hamitköy) nde oturan Türklere saldırdılar.

27 Mayıs 1912 tarihli VATAN gazetesinde,Rumların saldırılarını anlatan
Bodamyalızade Mehmet Şevket Bey, saldırıların "Kıbrıs'taki Yunan
müsevvikleri (Provakatörleri) tarafından kışkırtıldığını" yazıyordu. Sir
George Hill ve SÖZ gazetesi de, olayların Trablusgarp savaşındaki
yenilgi nedeni ile Rumların Türkleri alaya almaları üzerine başladığını
yazıyordu. 3 Haziran 1912 tarihli ve 35 sayılı Vatan gazetesi Yunan
provakatörlerinin kışkırtması ile Rumların Leymosun Panayırında taş,
şişe ve her çeşit silahla saldırıya geçtiğini anlatıyordu. Beş altı bin
kişilik kalabalığın,"Yaşasın Yunanistan, Yaşasın İlhak" naraları ile
Türk mahallelerini yağmaladığı ev, dükkan ve dini yerleri tahrip ettiği
belirtilen gazetede, çeşitli bölgelerde de Türk sakinlerin dövüldüğü,
taciz edildiği, küfre uğradığı belirtiliyordu. 4 kişinin öldürüldüğu
100'den fazla kişinin de yaralandığı olayların, Rumların Türk Halkına
yaptığı ilk kanlı saldırılar ve ölümle sonuçlanan ilk kitlesel
çatışmalar olduğu için Kıbrıs tarihinde ayrı bir önemi vardır.

Bu saldırıların ardından yaygın bir Rumdan Ruma kampanyası
başlatılıyordu. Türk dükkan ve mallarının boykot edilmesi ve Türklerin
ekonomik bakımdan çökertilmesi için Türk halkı üzerinde dayanılmaz
baskılar uygulanıyordu. Yine aynı günlerde Rum kilisesi önderliğinde
oluşturulan Enosis heyetleri başta İngiltere olmak üzere birçok Avrupa
ülkesine İLHAK gezileri düzenlerken, Kıbrıs'tan da yüzlerce Enosis
telgrafı İngiltere'ye gönderiliyordu.
Meclis-i Milli nedir?

1. Dünya savaşının ardından toplanan Paris Barış Konferansı Rumların
Enosis yönündeki eylemlerini yoğunlaştırmalarına bir vesile olmuştu.

1915 yılında İngiltere'nin yaptığı "kendi safında savaşa girmesi"
koşuluyla Kıbrıs'ın Yunanistan'a verilmesi şeklindeki öneriyi reddeden
Venizelos, savaşın bitimine doğru Almanya'ya savaş ilan etmişti. Savaşın
sona ermesinden sonra ise 1915'de verilen söze uygun olarak Kıbrıs'ın
kendisine verilmesini öne sürmeye başladı. Yunanistan'ın bu talebi
Kıbrıs'ta da Rumların yaptığı gösterilerle desteklenmeye başlandı. Bu
arada Başpiskopos 2. Cyril başkanlığında kalabalık bir heyet oluşturan
Rumlar, önce İngiltere, sonra Fransa'da kulis çalışmaları yaparak
İngiltere'nin sözünü tutması ve adayı Yunanistan'a vermesini istiyordu.
(1918)

Paris Barış konferansı, bu amaçla büyük bir fırsattı. Tehlikeyi sezen
Türk halkı, derhal başöğretmen Mehmet Remzi Okan ve Müftü Ziyai
Efendi'nin girişimi ile 10 Aralık 1918 tarihinde Lefkoşa'da Meclis-i
Milli adlı bir ulusal kongr e topladılar. "1. Ulusal Lefkoşa Kongresi"
olarak da adlandırabileceğimiz bu kongre, 10, 11, 12, Aralık 1918
tarihinde tüm ada Türklerini temsil eden ve köylerle kasabalardan
seçilen 200'e yakın delegenin katılımı ile üç gün boyunca sürdü. Kongre
boyunca Kıbrıs Türklerinin içinde bulunduğu durumla birlikte, Kıbrıs
Rumlarının Enosis yönündeki çabaları ve alınacak önlemler görüşüldü.
Sonunda iki karar alındı. Kararlardan birinde şöyle deniyordu:

"Kanun-u evvel 1918'de Lefkoşa'da içtima eden Meclis-i Milli Mukarreratı"

"Her fırsat düştükçe Cezire'nin Yunanistan'a ilhakı mes'elesini meydana
getirerek Cezire Ahal-i İslamiyesini rencide eden Rum vatandaşlarımızın
bu kerre dahi Sulh-u Umumi-daimi kongresinin in'ikad edeceği
münasebetiyle o hissiyat-ı milliyelerini tekrar izhara kıyam
ettiklerinden bizi Kıbrıs müslümanları Rum vatandaşlarımızın işbu
hareket ve metalibatını şiddetle protesto eder ve buna mukabil, biz
ahali-i müslime dahi kendi hissiyat-ı milliye ve hamiyet-i vataniyetimiz
izhar ile cezirenin mukadderatı kongrede mevzuu bahsi olduğu sırada
cezirenin sahib-i meşruu olan ve hilafet-i islamiye ile saltanat-ı aliye
osmaniye'yi cami bulunan devlet-i aliyemize terk ve iadesi yegane
amal-i milliyemiz olmak suretiyle temenni ve istirham eyleriz".
Görüldüğü gibi birinci kararda Türklerin Enosise karşı olduğu ve adanın
tekrar Osmanlı İmparatorluğuna devri istenmekteydi. İkinci kararda ise
Türklerin bu görüşlerini Paris'te toplanacak delegelere aktarılması
için Müftü Ziyai Efendi'nin temsilci seçildiği belirtiliyordu. Ne var
ki İngiliz yönetimi Müftünün ada dışına çıkışını yasaklayacaktı



Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler





[b]Kıbrıs Türk Cemaat-ı İslamiyesi nedir?



Kıbrıs Türklerinin bir
siyasi parti kimliğindeki ilk örgütlenmesinin 1924 yılında "Kıbrıs Türk
Cemaat-ı İslamiyesi" adlı örgüt olduğu bilinmektedir. Müftü ve öğretmen
Hacı Hafız Ziyai Efendi tarafından kurulan bu örgüt, "Osmanlılığı" bir
yana bırakıp, adında "Türk Cemaatı" ifadesini kullanan ilk siyasi
kuruluştur. 1918 yılında Kıbrıs Türklerinin topladığı ilk ulusal kongre
olan "Meclis-i Milli" nin örgütleyicilerinden Hafız Ziyai Efendi'nin
böyle bir oluşumun başını çekmesi şaşırtıcı olmasa gerektir. Çünkü Hafız
Ziyai Efendi, dönemin en aydın, önde gelen Türk yöneticilerindan
olduğu gibi, Türk Halkının önderliğini yapan Müftülük makamını dolduran
bir kişiydi de... Kadı Muhittin Efendi'nin kitaplığında bulunan
"Kıbrıs Türk Cemaat-ı İslamiyesi'ne Mahsus, Teşkilat-ı Esasiye
Nizamnamesi" adlı broşürün, bu örgütün tüzüğü olduğu anlaşılmıştır. Bu
tüzükte ise Cemiyetin amacı şöyle belirtilmektedir:

"Teşkilatın amacı, adadaki Türk İslam Cemiyeti'nin mevcudiyet ve
bekasını, inkişaf ve terakkisini, tekamül ve tealisini temine
çalışmaktır".

Görüldüğü gibi bu örgütün de amacı, kendisinden önce kurulan Osmanlı
Kıraathanesi gibi, "Kıbrıs Türkünün tehlikede olan varlığını ve geleceği
ile toplumsal çıkarlarını" korumaktadır.

Tüzüğün eğitim itleri ile ilgili bölümünde ise töyle denmektedir:

"Heyet-i Merkeziye... Mahkeme-i Şeriyye'nin asrın terakkiyatı ve mahalin
icabatı ile mütenasip bir şekilde yeniden tensikini hükümetten talep
edecektir. Nitekim bu talep daha sonra Milli Kongre ve sonraki
örgütlenmelerin de birinci mücadele hedefleri içinde olacaktır. Bu
örgütlenmenin adında görülen "Türk" tanımı ve mahkemelerde ilgili
talepleri, örgütü kuran aydınların, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ni
derhal benimsemiş olduklarının da kanıtıdır."


Nerde isitsem Adini Gözlerim Gezir Seniiiii


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.ay-maral-can.tr.gg
MaRaLCaN
Admin


Üyelik tarihi : 27/03/10

Mesaj Sayısı : 6713

Rep Gücü : 18340

Rep Puani : 218


MesajKonu: Geri: Yavru Vatan Kıbrıs Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler   Cuma Nis. 01, 2011 11:21 pm

Türk ve Rumların Türk ulusal Kurtuluş Savaşına karşı tavırları nasıl oldu?





Kıbrıs Türk Halkının varoluş
savaşımı açısından önemli bir dönüm noktası da Türk Ulusal Kurtuluş
Savaşıdır. Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak basması ile
başlayan Türk Ulusal Kurtuluş Savaşının bütün aşamaları, Kıbrıs Türkleri
tarafından büyük bir coşku ile izlenmiş, olanaklar ölçüsünde bu onurlu
kavgaya katkıda bulunulmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede sömürge
yönetiminin baskılarına karşın, o günlerde yayınlanan Doğru Yol ve Söz
gazeteleri ile İrşad dergilerinde yüzlerce coşkulu makale yazılmış,
bağış kampanyaları örgütlenmiş, geliri Kuvay-ı Milliye'ye iletilmek
üzere, açık artırmalar, müsamereler düzenlenmiş, tiyatrolar oynanmıştır.
Bu bağlamda yalnız 1921-1922 yılları arasında tesbit edilebildiği
kadarı ile gençler ve kadınlar tarafından 20'den fazla tiyatro oynanmış
ve yardım kampanyalarını örgütlemek üzere tüm kuruluşları çatısı
altında toplayan "MUHACİRİN-İ İSLAMİYEYE YARDIM CEMİYETİ" adlı bir üst
örgüt kurulmuştur. Bu arada kurtuluş savaşına yardım gönderen birçok
Türk de tutuklanıp Girne kalesine hapsedilmiş, gemileri ve mal
varlıklarına el konmuştu. Kurtuluş savaşına daha aktif katkıda bulunmak
isteyen birçok Kıbrıslı Türk de Anadolu'ya geçerek fiilen görevler
üstlenmiştir. Dr. Binbaşı Osman Necmi Bey, bulunduğu tepeyi çok az bir
kuvvetle savunan mülazım Tahir Bey, eski Valilerden Fatin Güvendiren
bunlardan sadece birkaçıdır.

22.3.1920 tarihinde Mehmet Remzi Okan tarafından Doğru Yol gazetesinde yayınlanan bir yazıda şöyle deniyordu:

"Muhterem Türk, sevgili İzmirimizin felaketzedelerine yardım olmak üzere
verilecek tiyatro için sen de kardeşlik borcunu öde. Tiyatro
biletlerinden almayı unutma. Ailenin o günkü yiyeceğini yerlerinden
yurtlarından uzaklarda, yağmur ve çamur içinde İzmir için ağlayan
bedbaht kardeşlerine hasret. Sen ve çocukların o gün aç kalın. Yiyecek
paranı mazlum kardeşlerine gönder".

Kıbrıs Türkleri Kurtuluş Savaşına bu denli yardıma koşarken ve
Anadolu'nun işgali karşısında kedere boğulurken, Rumlar da, Yunan
ordusunun İzmir'e ayak basmasını Enosisin gerçekleşmesinde son adım
olarak grerek şenlikler yapıyor, Türkleri alaya alıyor, hakaretler ve
tahrikler yapıyor, hatta İzmir'de Yunan ordusu ile birlikte Türk
katliamına katılmak için binlerce gönüllüyü Anadolu'ya gönderiyordu.


Rum Ortodoks kilisesinin belgelerinden yararlanılarak yapılan
araştırmalara göre 5972 Kıbrıslı Rum, Türk Ordusuna karşı Yunan İşgal
ordusu saflarında savaşmak üzere başvuruda bulunmuştu.


Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler




Kıbrıs Türklerinin ayaklanma girişimi nedir?





Türk Kurtuluş Savaşının
gelişimi, Kıbrıs Türkleri arasında büyük umutların ve heyecanların
doğmasına neden olmuştu. Kıbrıs Türkleri Atatürk'ün liderliğindeki
Kurtuluş Savaşında zafer üstüne zafer kazanılması karşısında, Enosis ve
İngilize karşı verdikleri savaşımı her geçen gün artırmaya başladılar.
Bu arada Mayıs 1919'da, yani Atatürk'ün Samsun'a çıktığı günlerde "60
bin müslüman Türk adına" İngiliz Sömürgeler Bakanlığına gönderilen bir
dilekçede de Enosis isteklerine karşı konulması ve adanın İngiliz
yönetimi altında tutulması" isteniyordu. Diğer yandan ise Kıbrıs
Türklerinin umutsuz durumunun ve bu arada Anadolu'da işgale karşı yer
yer başlayan halk direnişinin etkilerinin sonucu olarak, Kıbrıs'ta
İngiliz sömürge yönetimine karşı bir ayaklanma hazırlığı yapılır.
Sömürgeler Bakanlığınca "Türkçü ve İslamcı bir hareket" olarak nitelenen
bu olayı sir George Hill şöyle anlatır:

"Rum heyetinin müslümanlar arasında yarattığı tedirginlik, adanın
Türkiye'ye geri verilmesini savunan küçük bir partinin örgütlenmesine
yol açtı.."

Hill, daha sonra partinin önderleri arasında İttihat ve Terakki üyeleri,
Sadrazam Kamil Paşa'nın damadı Dr. Esat ile Dr. Behiç ve Hasan
Karabardak'ın olduğunu belirterek töyle devam ediyor:
"Bu önderler bir ayaklanma ile Mağusa'da bulunan savaş esirlerini (Bu
esirler Çanakkale cephesi ile diğer cephelerde esir alınan Türk
askerleri idi ve Mağusa Karakol bölgesindeki esir kampında kalıyorlardı.
Bu kampta esirlik sırasında ölenlerin mezarları da bulunmaktadır.
Bugün Mağusa'daki Çanakkale Şehitleri Anıtı, esirlikleri sırasında ölen
bu askerlerin anısına yapılmıştır). Serbest bırakmayı tasarlıyorlardı.
Hill, daha sonra adanın yöneticilerinden Malcolm Stvenson'un aldığı
önlemler sonucu isyan hareketi önderlerinin tutuklanıp hapsedildiklerini
ve İngiltere'nin Akdeniz donanmasında 50 kişilik bir makineli tüfek
birliğinin derhal Lefkoşa'ya gönderildiğini bildiriyor. Nitekim bu
çerçevede Kurtuluş savaşına yardım ettikleri gerekçesi ile birçok Türkün
de tutuklanarak Girne Kalesine hapsedildikleri ve tüm mallarına el
konduğu bilinmektedir.


Nerde isitsem Adini Gözlerim Gezir Seniiiii


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.ay-maral-can.tr.gg
MaRaLCaN
Admin


Üyelik tarihi : 27/03/10

Mesaj Sayısı : 6713

Rep Gücü : 18340

Rep Puani : 218


MesajKonu: Geri: Yavru Vatan Kıbrıs Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler   Cuma Nis. 01, 2011 11:25 pm

Milli Cephe nedir?



30.11.1926'da adaya Vali
olarak gelen Sir Ronald Storrs, ada Türklerinin haklarını bir bir
ortadan kaldırmaya ve Türklere karşı ayrımcılık uygulamaya başlamıştı.
Diğer yandan da Vali'nin yönetiminde çalışan Kavanin Meclisi'nde Türk
üyelerin sayısı azaltılıyor ve Türk halkının sesinin Meclis'te güçlü bir
şekilde yansıması engellenmek isteniyordu. Bundan da
önemlisi,seçimlerde İngiliz sömürge yönetiminin desteğini alan İngilizci
adaylar seçiliyordu. İşte böyle bir ortamda, 1930 yılı seçimleri
yaklaşırken, İngiliz Yönetiminin ayırımcı tutumuna ve Türk toplumunun
haklarının gasbedilmesine karşı mücadele etme gereğine inanan Kemalist
Kıbrıslı Türk aydınlar, Mehmet Necati Özkan'ın (Mısırlızade)
önderliğinde MİLLİ CEPHE PARTİSİ (VEYA GRUBU)'ni kurdular. Bu gurubun
temsilcilerinden oluşan HALKÇILAR listesi ile, 1930 yılı KAVANİN Meclisi
seçimlerine katıldılar. HALKÇILAR listesinin Necati Özkan
Başkanlığındaki ekibinde Fadıl Korkut, Dr. Pertev, Mehmet Zeka, Av. Sait
Hoca gibi dönemin Türk aydınları vardı. Bu grubun karşısında ise Sir.
Münür başkanlığındaki İngilizci ekip bulunmaktaydı. Seçimler sırasında
halkın desteğini alan MİLLİ CEPHE adaylarından Necati Özkan ve Mehmet
Zeka, büyük bir zafer kazanmışlardı. MİLLİ CEPHE'nin bu önderleri, daha
sonra 1931 yılında MİLLİ KONGRE'yi topladılar. Ancak Rumların 1931
ENOSİS isyanını vesile bilen İngiliz Yönetimi, tüm siyasi faaliyetleri
yasaklayınca, MİLLİ CEPHE gizli olarak çalışmaya başladı. Bu faaliyetler
1940 yılı başlarına kadar sürdürüldü. Daha sonra 2. Dünya savaşı
koşulları nedeniyle faaliyetlerine son verdi.

Milli Cephe'nin ve Milli Kongre'nin lideri Necati Özkan 2. dünya
savaşından sonra siyasi faaliyetlere izin verilmesi ile birlikte, bu kez
Kemalist çizgide İSTİKLAL PARTİSİ'ni kuracak ve İSTİKLAL gazetesini
yayınlayacaktı


Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



1930 Seçimlerinin önemi nedir?



Kıbrıs Türklerinin Enosise
ve İngiliz Sömürgeciliğine karşı mücadelelerinin bir başka önemli dönüm
noktası da 1930 Kavanin Meclisi Seçimleridir.

Atatürk devrimlerini savunan ve Kemalist Türk Milliyetçiliği hareketine
gönül veren, ezici çoğunluğun temsilcisi olan Necati Özkan, seçimlere
"HALKÇILAR "adı verilen bir grupla katıldı. Halkçılar grubunun içinde
Lefkoşa-Girne bölgesi için Necati Özkan, Limasol-Baf bölgesi için Av.
Ahmet Said Hoca ve Mağusa-Larnaka bölgesi için de Av. Mehmet Zeka Bey
vardı. "İngilizciler" olarak nitelenen ve İngiliz Sömürge Yönetimi
tarafından desteklenen Evkaf Murahhası Sir. Mehmet Münür başkanlığındaki
ikinci grupta ise, Baf-Limasol bölgesinden Dr. Eyyüp Necmettin,
Lefkoşa-Girne bölgesinden Sir Mehmet Münür vardı.

Seçimler, Halkın desteğindeki Kemalist grupla, sömürge yönetiminin
desteğindeki İngilizci grup arasında kıyasıya bir mücadele şeklinde
geçti. Sonuçta Halk, Kemalist duygu ve düşüncelerinin bir ifadesi olarak
Sömürge Yönetiminin tüm baskılarına karşın Halkçı gruptan Necati Özkan
ile Mehmet Zeka'yı Kavanin Meclisi'ne gönderdi. Baf'ta ise diğer
gruptan Dr. Eyüp Necmettin seçimleri kazandı. Bu sonuç, İngiliz sömürge
yönetimi ve işbirlikçiler için büyük bir tokat oldu.

Kıbrıs Türk halkı, sömürge yönetiminin tüm baskılarına, aleyhteki tüm
propagandalarına ve kendi adaylarına verdiği tüm desteğe karşın,
Kemalist Necati Özkan'ı, bir arkadaşı ile birlikte Kavanin Meclisi'ne
göndermeyi başarmıştı. Yalnız bu olay bile sömürge yönetiminin baskısı
altındaki Kıbrıs Türkünün hiç bir şekilde Kemalist ilkelerden ve
düşünceden taviz vermiyeceğinin kanıtıydı...








Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Milli Kongre nedir?



1930 Kavanin Meclisi
seçimlerinde sömürge yönetimine sert bir tokat indiren Kıbrıs Türk
Halkı, Kemalist aydın Mehmet Necati Özkan'ın önderliği ile ulusal bir
kongre toplamakta gecikmedi. Tarihte Milli Kongre diye adlandırılan ve
2. Ulusal Lefkoşa Kongresi olarak da isimlendirebileceğimiz bu Kongre, 1
Mayıs 1931 tarihinde Lefkoşa'da toplandı. Necati Özkan'ın kendi evinde
tüm adadaki köylerden ve mahallelerden gelen 200'ü aşkın delegenin
katılımı ile toplanan kongre, 6 saat boyunca süren ateşli tartışmalardan
sonra, çok önemli altı karar aldı. Necati Özkan'ın açış konuşmasından
sonra Av. Ahmet Behaettin Bey'in Başkanlığa, Öğretmen Teki Bey'le,
Başöğretmen Turgut Bey'in de katipliklere getirildiği Kongrede alınan
kararlar şöyledir:

1-Kıbrıslı Türklere de diğer toplumlara tanınan serbest eğitim hakları
tanınmalı ve eğitime ayrılan ödenekler artırılarak okulların yönetimi
Türk Halkına devredilmelidir.

2-Kongre, 1928 yılında lağvedilen müftülük makamının yeniden ihya
edilmesini ve müftünün maaşının Evkaf'tan karşılanmasını, yetkilerinin
bir yasa ile belirlenmesini ve dinimize aykırı olarak müslüman olmayan
biri tarafından yönetilen Evkaf'ın aynı zamanda müftülük işlerini
yönetmesine engel olunmasını.

3-Şer-i Mahkemelerin yeniden düzenlenmesi, gelirlerinin bağımsızlığını
ortadan kaldıran Evkaf yerine, genel bütçeden karşılanması, medeni
hukukun yeniden düzenlenmesi ve eğer bunlar yapılmayacaksa bu
mahkemelerin yetkilerinin medeni, çağdaş mahkemelere aktarılarak Türk
hakimlere görev verilmesi.

4-Evkaf'ın dini yetkilerini müftüye devretmesi ve yalnız ekonomik bir
kuruluş olarak çalıştırılması, yönetimin ise Kongre tarafından seçilecek
altı Türk üye ile hükümetçe tayin edilecek bir üye tarafından
yönetilmesi ve 1928 yılında çıkarılan (Evkafı ve Müftülüğü İngiliz
yönetimine devreden) yasanın iptal edilmesi isteniyordu.

Bu arada 5. maddede Av. Sait Hoca'nın Kıbrıs Müftüsü seçildiği bir
emrivaki ile duyurulurken, altıncı maddede de Necati Özkan, Mehmet Zeka,
Av. Behaettin, Av. Fazıl, Av. Con Rifat, Dr. Pertev, Dr. Şefki, Av.
Ahmet Raşit ve Sait Hoca'dan oluşan bir MERKEZ HEYETİ'nin de bir
"Yürütme Komitesi" olarak seçildiği belirtiliyordu. Bu kongrenin sömürge
yönetimin gasbettiği toplumsal hakların yeniden elde edilmesi
açısından mücadelemizde çok önemli bir yeri vardır. İngiliz Yönetimi
ise derhal yaptığı bir açıklama ile Kongreyi, aldığı kararları ve Müftü
seçtiği Said Hoca'yı tanımadığını açıklayarak yeni bir baskı
kampanyasına başlıyordu.










Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler




1921 Enosis Plebisiti ve 1931 İsyanı nedir ?



Yunan isyanının
100.yıldönümü olan 25 Mart 1921'de 500 kilisede toplanan Rumlar ilk
Enosis Plebisitini yaparak ilhak yönünde bir karar onaylarlar ve İngiliz
Yönetimine başvurarak Enosis talep ederler. Bu plebisitten 10 yıl
sonra 1931'de Enosis için ayaklanırlar. Kıbrıs Türkleri Milli Kongre
ile İngiliz Sömürge Yönetimine karşı bayrak açmışken, karşılarında yeni
Enosis yaygaraları ile Kıbrıs Rumlarını ve Yunanistan'ı bulurlar.






1800'lü yıllardan beri süren
yoğun Enosis propagandası,nihayet 1931 yılında fiili bir ayaklanmaya
dönüşmüştü. Nitekim, Milli Kongre'nin toplanmasından 6 ay sonra, 17 Ekim
1931' de Kavanin Meclisi Üyesi Nikodimos'un (bir papazdı) bir vergi
konusunu bahane ederek yaptığı Enosis çağrısı ile, Kıbrıs Rumları
silahlı bir ayaklanma başlatmışlardı. Ne var ki ayaklanma, Kıbrıs'ın
sömürge idaresinden kurtulup bağımsızlığını kazanması için değil; bir
başka sömürgeci ülke olan Yunanistan'a bağlanması, yani Enosis için
yapılmıştı. Kıbrıslı Türkler ise, kendilerine kölelik ve acı getirecek,
yok olmalarını sağlayacak Enosis amaçlı bir isyana katılmazlardı.
Nitekim katılmadılar da...




Enosis'ci Kıbrıs Rumları
ise, Yunan Konsolosu Kyrou'nun da kışkırtmaları ile "Milli Kurtuluşumuz
Yunanistan'la birleşmektir" diyen Papaz Nikodimos'un peşinden giderek,
"İlhak" naraları ile hükümet binalarına saldırmışlar ve Vali konağını
yakmışlardı. Bu saldırıda 7 kişi ölmüş, 67 kişi yaralanmış, binlerce
liralık maddi hasar meydana gelmişti.




Sonuçta ise İngiliz yönetimi
aldığı sert önlemlerle isyanı bastırmış,400 kişiyi tutuklamış, isyancı
elebaşlarını ve kışkırtıcı rol oynayan Yunan Konsolosu Kyrou'yu adadan
sürmüş, milli tarihlerin okutulmasını yasaklamış, basına sansür
uygulamış, siyasi faaliyetleri ve milli bayrakların çekilmesini
yasaklamış, yasama meclisi niteliğindeki Kavanin Meclisi'ni kapatmıştı.
İsyana katılmayan, hatta isyana karşı çıkan Kıbrıs Türkleri de sömürge
yönetimi tarafından cezalandırılmış, temsilcileri Kavanin Meclisi'nden
uzaklaştırılmış, konan tüm yasaklamalara muhatap olmuştu. Böylece Türk
Halkı, bir kez daha sömürge yönetiminin haksız bir baskısına uğrarken,
yine bir kez daha başından beri mücadele ettiği ilhak girişimlerinin
kurbanı oluyor, katılmadığı eylemlerin sonuçlarına katlanmak zorunda
kalıyordu.




Bu isyanın en önemli sonucu,
Türk Halkının başlattığı anti-sömürgeci savaşımın ve sömürge yönetimi
tarafından gasbedilen toplumsal haklarımızı elde etmek için verilen
mücadelenin doğranması için, Koloni yönetimine bulunmaz bir fırsat
vermiş olmasıdır. Nitekim 1942 yılında Dr. Küçük tarafından çıkarılacak
olan Halkın Sesi'nin yayın yaşamına girmesine kadar, sömürge yönetimine
karşı etkili bir mücadele verme olanağı olmamıştır.




Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



KATAK nedir?



1940 Yılına kadar dondurulan
siyasi faaliyetler, bu tarihte belediye seçimlerinin yapılmasına izin
verildiği için, yeniden bir canlanma içine girer. Belediye seçimlerine
katılan Türklerin çok dağınık olması, diğer yandan da Rumların artan
Enosis faaliyetleri, toplum aydınlarını ciddi olarak düşündürmekteydi.
MİLLİ CEPHE'nin önderlerinden Necati Özkan ve Fadıl Korkut bir grup, Dr.
Küçük ve Necmi Avkıran da bir başka grup olarak seçime katılmışlardı.
Bu gruplar 1942 yılında bölünmeye son vermek için Av. Fadıl Korkut
başkanlığında birleştiler. Böylece KATAK (Kıbrıs Adası Türk Azınlığı
Kurumu) kurulmuş oldu. Birlik ve beraberliğe susamış olan Kıbrıs
Türkleri KATAK'ın kurulmasından sonra bu örgüte sahip çıkmış ve yaptığı
cömertce bağışlarla örgütün güçlenmesini sağlamıştı. Diğer yandan da
tüm adada, en ücra köylerde bile örgütlenmesi için büyük çaba içine
girmişti...



*KATAK, tüzüğü ve programı olan bir siyasal örgütlenmedir. Daha önce
belirttiğimiz örgütlenmelerden farkı da kendine politik hedefler
seçmesidir.

*KATAK, bir yandan İngiliz sömürgecilerine ve Enosis eylemlerine karşı
aktif bir politika izlerken, diğer yandan Türk toplumunun
ekonomik,sosyal ve kültürel kalkınması için çalışmalarını sürdürdü.

*KATAK'ın ilk kongresi, 18 Nisan 1943 tarihinde Evkaf'da yapıldı.

*Emekli Hakim İzzet Bey, Dr. Rauf ve Fadıl Korkut KATAK yönetimine seçildiler.

*KATAK, Kongreden sonra Lefkoşa, Mağusa, Baf, Larnaka ve Girne'de çalışma gösterecek heyetler oluşturdu...

KATAK tüzüğünün 3. maddesinde kuruluşun amacı şöyle özetleniyordu:

"Cemiyetin maksadı Kıbrıs Türk Azınlığının haklarını aramak, ilmi,
iktisadi ve sınai seviyelerini yükseltmek ve umumiyetle Kıbrıs
Türklerinin menfaatlerini temine çalışmaktır..."


Nerde isitsem Adini Gözlerim Gezir Seniiiii


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.ay-maral-can.tr.gg
MaRaLCaN
Admin


Üyelik tarihi : 27/03/10

Mesaj Sayısı : 6713

Rep Gücü : 18340

Rep Puani : 218


MesajKonu: Geri: Yavru Vatan Kıbrıs Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler   Cuma Nis. 01, 2011 11:29 pm

1948 VE 1949 Mitinglerimiz nedir?


1931 yılında konan
kıstılamaların ikinci dünya savaşından sonra hafifletilmesi nedeni ile
Enosis yönündeki eylemlerini yeniden yoğunlaştıran Rumlar, mitinglerle,
telgaf ve gösterilerle, muhtıralarla, İngiltere ve diğer önemli
başkentlere gönderdikleri heyetlerle, basın aracılığıyla, Yunanistan'ın
desteklediği yoğun bir ilhak propagandasına girişirler. Türk halkı bu
eylemlere ve ilhak yönündeki girişimlere 28 Kasım 1948'de Selimiye
Meydanı'nda yaptığı on bin kişilik bir mitingle yanıt verir. Mitingde
yapılan ateşli ve kararlı konuşmalarda ve alınan kararlarda Türk
Halkının sonuna kadar Enosise karşı çıkacağı, adanın statüsü
değiştirilecekse eski sahibi olan Türkiye'ye verilmesi gerektiği
belirtilir. Ne var ki, Rumlar Türk halkının tepkisinden gerekli dersi
almaz ve Enosis için bir plebisit yapmak üzere hazırlıklara başlarlar.
Türk Halkı buna 11 Aralık 1949 tarihinde yaptığı 15 bin kişilik ikinci
bir mitingle karşılık verir. 1931-1943 baskı döneminde eylemsiz bir
konuma itilen Kıbrıs Türk Halkı, böylece hızla örgütlemeye, Enosis
karşıtı eylemlerini başta Türkiye olmak üzere yurt dışına yaymaya
başlar.
1949 mitinginde alınan kararda şöyle deniyordu:

1-Adamızın Yunanistan'a ilhak edilmesi hakkındaki arzuları yine şiddetle protesto eder.

2-İlhak gerçekleştirildiği takdirde Kıbrıs'a ekonomik buhran, ırki,
sosyal kargaşa dahil iç savaş geleceğine ve bu suretle adanın
Ortadoğu'da sulh ve sükunu bozacağına inanmaktayız.

3-İngiltere adadan çekilecekse adanın eski sahibi, en yakın komşusu ve
adayı en iyi muhafaza edecek tek Ortadoğu devleti olan Türkiye'ye iade
edilmesini talep etmekteyiz.

Ne var ki Rumlar, ilhakçı girişimleri durdurmak niyetinde değildir.
Nitekim 1949 yılında AKEL'in öncülüğü ile Enosis amaçlı bir plebisit
düzenleme çabası içine girerler.










Milli Parti nedir?


23 Nisan 1944 yılında Dr.
Küçük'ün evinde yapılan bir toplantı ile kurulan MİLLİ PARTİ'nin, asıl
adı Kıbrıs Milli Türk Halk Partisi'dir. 25 Nisan 1944 tarihli Halkın
Sesi gazetesine göre 23 Nisan'da kendi evinde toplanan kuruculara bir
konuşma yapan Dr. Küçük, partinin amacını şöyle açıklamıştı:

"Bizim, yani bugünkü temelleri atılan partinin tek bir gaye ve tek bir
hedefi vardır ki, o da kanuni ve meşru yollardan yürüyerek cemaatımız
için salah ve refah çarelerini aramaktır".

23 Nisan günü yapılan oylamada; Dr. Küçük Genel Sekreterliğe (Başkanlık
yoktu), A. Pertev, Eczacı Münür, Faiz Kaymak, Siret Bahçeli de yönetim
kuruluna seçilmişlerdi. Yine aynı gün yaptığı ilk toplantıda mücadele
hedeflerini belirleyen parti, bu hedeflerini 29 Nisan 1944 tarihinde
Halkın Sesi gazetesinde ilan etmiştir:
Buna göre mücadele hedefleri şöyle sıralanıyordu:


1. Enosise ve muhtariyete karşı çıkmak,
2. Çeşitli dairelere, yüksek mevkilere, Rum unsurundan yapılan
atamaların protesto edilmesi ve Türklere de yer verilmesi için mücadele
etmek.
3. Rum cemaatinin resmi dini olarak "Yunan Ortodoks"dendiği gibi, Türk
cemaati için de sadece müslüman yerine "Türk Müslüman" denmesi.
4. Rum cemaati gibi Türk cemaatinin de bağımsız bir cemaat reisine sahip olması için lazım gelen kanun ve tertibatın alınması.
5. Türkiye'de olduğu gibi aile hukuku ve münasebetlerini tanzih edecek olan medeni bir aile hukukunun kabul edilmesi.
6. Türkiye'de öğrenim gören avukatlara da Kıbrıs'ta çalışma izni verilmesi.

Bir süre sonra adını "KIBRIS TÜRKTÜR" partisine çeviren MİLLİ PARTİ
yukarıda sıralanan hedefler dogrultusunda verdiği mücadele ile Kıbrıs
Türk Halkı içinde yaygın bir şekilde örgütlenmiş ve sonraki 10 yıl
içinde hedeflerinin büyük çoğunluğunu gerçekleştirmişti. Hiç şüphesiz
bunun başında da Evkaf'ın ve Müftü seçiminin Türk toplumuna devredilmesi
gelmekteydi.










İlk Kıbrıs Türk İşçi Sendikaları Ve Kıbrıs Türk Kurumları Birliği ne zaman ve nasıl kurulmuştur?


1940'lı yıllara kadar
Rumlarla birlikte aynı sendikalara üye olan Türk işçileri, üye oldukları
Rum sendikalarının Enosis faaliyetlerini yoğun bir şekilde
desteklemeleri sonucu, kendi bağımsız sendikalarını kurmaya karar
verirler. İlk olarak Niyazi Dağlı başkanlığındaki 12 Türk dülger Rum
sendikalarından ayrılarak ilk Türk Amele Birliği'ni kurdular. Çeşitli
mesleklerden yeni katılımlar olmasıyle birlikte, Birliğin adı, 1943
yılında "Yapıcı ve Amele Birliği" olarak değiştirildi. Bu birlik perde
gerisinde Milli Parti Başkanı Dr. Küçük tarafından da desteklenmekteydi.

Bu arada Ağustos 1944'de Kıbrıs'ı ziyaret eden Sir Cosmos Parkinson'a
Enosis lehinde bir muhtıra veren ve "Kıbrıs işçilerinin Enosis
istediğini" iddia eden PEO sendikasına üye Türk işçiler de bunu protesto
için 22 Ağustos 1944 tarihinde bu solcu sendikadan ayrılarak aynı gün
"Güneş Türk İşçi Birliği" ni kurdular. Bu birliğe Niyazi Dağlı
başkanlığındaki Türk İşçileri de katılınca, 1000 civarında Türk işçisi
bir çatı altında toplanmış oldu. (15 Ekim 1944) Daha sonra ismi "Lefkoşa
Türk Birliği" olarak değiştirilen bu birliğin amaçları şöyle
özetleniyordu:


- Kıbrıs'taki bütün Türk işçilerini bir çatı altında toplamak
- Kıbrıs Adası Türk İşçi Birlikleri Siyasi Partisini kurmak
- Kıbrıs'taki tüm kuruluşları bir çatı altında toplamak ve Enosis'e karşı tek bir vücut olarak karşı çıkmak.

Bunun hemen ardından çeşitli bölgelerde ve değişik kollarda yeni
sendikalar kurulmaya başlandı. Ardından da 1945 yılında 20 civarında
sendikayı çatısı altında örgütleyen Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri Kurumu
kuruldu. Böylece Kıbrıs Türkleri Enosis'e karşı mücadele eden ve bugüne
kadar gelen en köklü işçi örgütünü oluşturmuşlardı.

Kıbrıs Türk Kurumları Birliği Nedir?
Ağustos 1945'de kurulan Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri Kurumu'nun siyasi amaçları arasında şu noktalar vardı:

- AKEL'in Türk işçileri arasındaki gizli faaliyetlerini etkisiz kılmak.
- Enosis'e karşı etkin bir biçimde mücadele etmek.
- Belediye seçimlerinde tek vücut olarak Rumların karşısına çıkmak.
- Milli Parti, KATAK, Çiftçiler Birliği ve Türk İşçi Birlikleri Kurumu'nun bir çatı altında birleşmesini sağlamak.

Nitekim, İşçi Birlikleri Kurumu'nun kurulması üzerinden çok kısa bir
zaman geçtikten sonra, bütün kurumları bir çatı altında toplama
girişimleri başlatıldı. İşçi Birlikleri'nin çağrısı ile biraraya gelen
KATAK, Milli Parti, Çiftçiler Birliği ve Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri
Kurumu, 23 Aralık 1945'de Kıbrıs Türk Kurumlar Birliği'ni kurdular.
Kuruluşun amacı, Enosise karşı tek vücut olarak mücadele etmekti. Ancak
bu birlik, çeşitli nedenlerle 6 ay sonra dağılacak ve daha sonraki
yıllarda Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu kurulana kadar, her örgüt
bağımsız olarak çalışmalarını sürdürecekti.










Kıbrıs Türk Birliği (İstiklal) Partisi nedir?


Daha önce 1930'da İngilizci
adaylara karşı Kavanin Meclisi seçimlerine katılan ve seçimleri
kazanan, daha sonra ise 2. Ulusal Lefkoşa Kongresi'ni örgütleyen Necati
Özkan'ı bu kez bir siyasi hareketin başında görüyoruz. Nitekim 2.
Dünya savaşından hemen sonra İSTİKLAL adlı bir gazete yayınlayarak,
politikaya yeniden atılan Necati Özkan, bu gazeteyi ileride kuracağı
partinin bir sesi olarak düşündü. Kendisini CHP'nin Kıbrıs'taki
temsilcisi olarak da gören M. Necati Özkan, Atatürk'ün kurduğu parti
Cumhuriyet Halk Partisi'nin amblemi olan 6 ok'u kendi partisi için
amblem olarak seçmitti. Necati Özkan'ın partisi, "KIBRIS TÜRK BİRLİĞİ
(İSTİKLAL)" adı ile 21 Haziran 1949'da örgütlenmeye başladı. 9 Kasım
1949 tarihli İstiklal gazetesinde bir yazı yayınlayan Necati Özkan, o
tarihe kadar 10000 kişinin partiye üyelik için başvurduğunu açıkladı.
İSTİKLAL Partisi diğer partilerden farklı olarak 90 kişilik bir yönetim
kuruluna sahipti ve bu kurulda Lise mezunlarına, sanatkarlara
tüccarlara,kasap ve manavlara, kadınlara 10'ar; köylülere ise 30
kişilik kontenjan ayrılmıştı.

Partinin tüzüğündeki bazı maddeler şöyleydi:

Madde 1: "Parti, iktisadi, sınai, milli, kültürel, siyasi bir partidir".
Madde 2: Amacı, Kıbrıs Türk Cemiyeti'nin İktisadi, sınai, kültürel ve
siyasi sahadaki ilerlemesini temin etmektir. Bu amaçla mahalli hükümet,
Türkiye ve İngiltere hükümetler ile temas etmek partinin görevidir.
Parti, adadaki Türk Cemiyeti'nin varlığını tehlikeye koyacak ilhak ve
muhtariyete karşı mücadele eder.
Madde 7: Partinin, komünizimle mücadele etmek en büyük şiarıdır.

İlk Kongresini 4 Haziran 1950'de yapan partinin başkanlığına N. Özkan,
Yardımcılığına M. Şevki, Sekreterliğe Safi Alper ve Veznedarlığa da
Turgut Avkıran seçilmişti.









Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu nedir?



Kıbrıs Türk Kurumları
Birliğinin dağılmasından sonra Enosis'e karşı verilen mücadele bir süre
dağınık şekilde sürdürüldü. Ancak her geçen gün artan Enosis
faaliyetleri, dağınık çalışmanın Türk Halkını bir sonuca götürmeyeceğini
ortaya koyuyordu. Bu amaçla biraraya gelen tüm kurum ve kuruluşlar bir
üst örgüt kuruma yönünde karar alırlar. Bu birlik, "Kıbrıs Türk
Kurumları Federasyonu" adı ile 1949 yılında kurulur ve birleşme yönünde
karar alırlar. Bu arada mevcut partiler de, "Kıbrıs Türk Milli Birliği"
adı altında birleştirilir. Böylece, birbiri ile koordine içindeki iki
merkezi örgüt, 1949 yılından itibaren Türk halkının nabzını eline
alarak, Enosise karşı mücadeleyi tırmandırır.

Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve Türk Milli Birliği heyetleri ardı
ardına Türkiye'ye ve dünyanın belli başlı merkezlerine ziyaretler
yaparak, Türk Halkının görüşlerini etkin bir biçimde anlatmaya
başlarlar. Bu arada Türkiye'deki siyasi partiler, politikacılar,
hükümet, basın, kurum ve kuruluşlar da sürekli olarak uyarılarak Türk
Kamuoyunun Kıbrıs'a sahip çıkması sağlanır. İngiltere, BM ve tüm dünya
ülkeleri, telgraflarla, mitinglerle Kıbrıs Türkünün sesine kulak vermeye
çağrılarak, büyük bir mücadele başlatılır...

Bu arada savcı olarak çalışmakta olan Rauf Denktaş da bu görevinden 1957
yılında istifa ederek, K. T. Kurumları Federasyonu başkanlığına
seçilir. Denktaş'ın Federasyonun başkanlığına seçilmesinden sonra bu
örgütün çalışmaları yeni bir ivme kazanır. Kıbrıs Türk Halkının siyasi,
demokratik ve mukavemetci örgütlenmesi tamamlanarak Enosis'e karşı
verilen varoluş mücadelesi, merkezi bir yönetime kavuşur. Böylesine
koordineli bir çalışma ile 1960 Zürih ve Londra anlaşmalarında Türk
Halkının eşit bir ortak olarak yeni Cumhuriyetin kurucusu olması
sağlanır...


Nerde isitsem Adini Gözlerim Gezir Seniiiii


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.ay-maral-can.tr.gg
MaRaLCaN
Admin


Üyelik tarihi : 27/03/10

Mesaj Sayısı : 6713

Rep Gücü : 18340

Rep Puani : 218


MesajKonu: Geri: Yavru Vatan Kıbrıs Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler   Cuma Nis. 01, 2011 11:33 pm

1950 Enosis Plebisiti nedir?



Rum liderliği ile
Yunanistan'ın Enosis için ortamın çok uygun olduğu inancı ile plebisit
yönünde girişimler başlatılması üzerine harekete geçen ve Enosis
şampiyonluğunu kiliseye kaptırmak istemeyen Komünist AKEL Partisi daha
çabuk davranarak, 1949 yılı içinde Enosis için bir imza kampanyası
başlatmıştı. Bu kampanya çerçevesinde seferber olan AKEL üyeleri 1949
yılı Aralık ayında ev ev gezerek, "Enosis istiyorum" yazılarının altında
imza toplamaktaydılar. Diğer yandan Enosis şampiyonluğunun
bayraktarlığını elinden kaçırmak istemeyen kilise de ayrı bir plebisit
düzenleme çalışması içine girer. O zaman Baf metropliti bulunan Makarios
ise, plebisit olayının başarı ile sonuçlanması için büyük bir çaba
gösterir. Çünkü bu başarısı ona Başpiskoposluk kapılarını açacaktır.
Böylece asırlardır Enosisin bayraktarlığını yapan kilise de, 15 Ocak
1950'de bir plebisit gerçekleştireceğini, açıklar ve halkın kendilerinin
düzenleyeceği plebisite katılmasını ister. Kilisenin kendilerine cephe
alması üzerine, başarısız bir sonuç almak yerine, kiliseyi
desteklemeyi uygun gören komünist AKEL partisi, kendi düzenlediği
plebisiti iptal eder ve halkın, kilisenin düzenlediği plebisite
katılması için çağrıda bulunur. 15 Ocak 1950'de kiliselere konan
defterlere "Enosis'e Evet" ya da "Enosis'e Hayır" şeklinde imza atarak
gerçekleştirilen plebisit sonucu, Rum halkının %96'sının" Enosis'e
Evet" dediği açıklanır. Böylece Kıbrıs Türkü, bir kez daha sağcısı ve
solucu ile tüm Rumların Enosisci olduğunu kendi deneyimi ile görmüş
olur.

Bu eylemden sonra Makarios Batpiskopos seçilir. Makarios'un Batpiskopos
seçilmesinden sonra Enosis faaliyetleri eskiye oranla çok daha fazla
yoğunlaşır.


Konu, daha sonra 1954'de Yunanistan tarafından Birleşmiş Milletler'e
götürülür. BM'in konuyu reddetmesi üzerine de 1955 yılında EOKA
kurularak, silahlı eyleme geçilir. Amaç, politik anlamda plebisit
sonuçlarını heyetler vasıtası ile tüm dünyaya duyururken, bu sonuçlara
saygı duyulmaması halinde Kıbrıs'ın bir kan gölüne dönüştürüleceğini
dünyaya göstermektir. Nitekim, bir süre sonra Kıbrıs gerçekten bir kan
gölüne dönecektir





Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler




"Kıbrıs Türktür" Komiteleri nedir?



Kıbrıs sorununu Türk
kamuoyuna ve Türkiye hükümetlerine mal eden ve konunun ULUSAL BİR DAVA
halinde gelmesine en büyük desteği veren Hürriyet Gazetesi ve bu
gazetenin kurucusu SEDAT SİMAVİ olmuştur. Kıbrıs Türk liderliği ile
Türkiye'ye giden Kıbrıs heyetlerinin görüşlerine ve Kıbrıs'taki
gelişmelere büyük yer veren Hürriyet gazetesi, öncelikle Türk
gençliğinin Kıbrıs davasına sahip çıkmasını sağlamıştı. Bu çerçevede bir
gençlik teşkilatı olarak Türkiye Milli Talebe Federasyonu 24 Temmuz
1954'de yaptığı bir toplantıda bir Kıbrıs Komitesi kuruyor ve sorunu
gündemde tutmak için yaygın mitingler örgütlemeye başlıyordu. Türkiye
Milli Talebe Federasyonu'nun, 24 Ağustos 1954 tarihinde basın, gençlik
ve üniversite temsilcilerinin katıldığı bir kongre toplaması ile yeni
birtakım oluşumların ortaya çıktığı biliniyor. Bu oluşumlar içinde en
önemlisi,4 saat süren uzun bir toplantıdan sonra kurulan "KIBRIS TÜRKTÜR
KOMİTESİ"dir.


Dr. Hüsamettin Canöztürk, Orhan Birgit, Ahmet Emin Yalman, Dr. Ziya
Somer, Nevzat Karagil, Kamil Önal ve gazeteci Hikmet Bil'den oluşan bu
komitenin ardından, bütün Türkiye'de aynı isimle birçok komitenin
oluşturulduğu gözlenmektedir. Bunun ardından İngiltere'de de bir "Kıbrıs
Türktür Komitesi" oluşturulurken, Kıbrıs'ta ise Dr. Küçük'ün başkanı
bulunduğu Milli Parti'nin ismi "Kıbrıs Türktür Partisi"ne
dönüştürülmüştü. Böylece Türkiye, İngiltere ve Kıbrıs'ta "Kıbrıs Türktür
Komiteleri" paralel eylemler, mitingler düzenlemeye başlamışlardı.

"KIBRIS TÜRKTÜR KOMİTELERİ'nin" eylemlerinin ve yaptıkları yüzlerce
mitingin en önemli sonuçları, sorunun Türkiye hükümetleri tarafından da
Ulusal bir dava olarak ele alınmasını sağlamak, Türkiye kamuoyunu
harekete geçirmek, tüm dünyaya Kıbrıs'ta ayrı bir Türk Halkı
bulunduğunu, bu halkın Enosis'e karşı çıktığını ve Kıbrıs 'ın geleceği
üzerinde söz sahibi olduğunu göstermek olmuştur




Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



EOKA nedir, ne zaman kurulmuştur?



EOKA, Kıbrıs'ta Türk halkını
yok edip, adayı Yunanistan'a bağlamak için kurulmuş olan bir terör
örgütüdür. EOKA için ilk gizli görüşmeler 2 Temmuz 1952'de Atina'da
Makarios'un başkanlığında yapılmıştı. Bu toplantıların ardından 7 Mart
1953'de bir "İHTİLAL KONSEYİ" kurulmuş ve bu konseyin kurucuları Enosis
için şu gizli yemini etmitlerdir:

"Enosis davası hakkında bildiklerimi ve bundan böyle bileceklerimi
işkence altında ve canım pahasına bile olsa bir sır olarak gizli tutmaya
Tanrı huzurunda yemin ederim. Bana verilen tüm emirlere sorusuz olarak
itaat edeceğim"...

Bunun ardından 1954 yılının ilk aylarında Yunanistan hükümetinin bilgisi
dahilinde Kıbrıs'a gizli silah sevkiyatı başladı. Grivas ise 9 Kasım
1954'de gizlice adaya çıktı. Bir süre sonra ise Yunan Dışisleri Bakanı
Stefanoplus'un direktifi ile 1 Nisan 1955'de EOKA, ilk bombalarını
patlatarak resmen eyleme geçti. EOKA'nın amacı önce İngilizleri adadan
atmak,ardından da topyekün bir imha hareketi ile Türk halkını yok ederek
adayı Yunanistan'a bağlamaktı. Nitekim kısa süre sonra İngilizlerin
adadan ayrılmasını dahi beklemeden, 21 Haziran 1955'den itibaren
saldırılarını Türklere de yöneltmeye başladı.


Grivas hatıralarında 22 Kasım 1954'de Makarios'un, kurduğu PEON adlı
gençlik örgütünü eğitip silahlandırması için karar aldığını yazmakta,
böylece EOKA'nın gerisinde Makarios'un olduğunu vurgulamaktadır.
Makarios'un, önceleri Atina'ya yaptığı çeşitli ziyaretlerde konuyu Yunan
yetkilileri ile kararlaştırdığı da bilinmektedir. Grivas, 4.6 1959
tarihli bir mektunda Makarios'un kendisini EOKA'yı yönetmek üzere
Kıbrıs'a çağırdığından söz etmekte ve tedhiş örgütüne silah alınması
için para yardımında bulunduğunu açıklamaktadır. Nitekim 27 Mart 1955
tarihinde de Grivas'ı çağırıp,eyleme geçmesi emrini bizzat Makarios
vermiştir. Makarios'un, EOKA'nın siyasi lideri olduğunu ögrenen
İngilizler ise, 9 Mart 1956 tarihinde onu tutuklayıp Seyşel adalarına
sürgüne göndermişti.

EOKA, eylemlerde bulunduğu süre içinde yüzlerce Türk yanında 100 İngiliz
ve yüzlerce Rumu katletmiş, 30 Türk köyünü yakıp yıkmış ve bu
köylerde, yaşayan Türklerin göç etmesine neden olarak adayı kan ve
ateşe boğmuştur. Aynı EOKA, 1963'de yeniden saldıralara başlamış ve bu
kez de 103 Türk köyünü yakıp yıkarak onbinlerce Türk'ü göçe zorlamış,
500'den fazla Türk'ü de katletmiştir. EOKA, 15 Temmuz 1974'de bu kez
EOKA B adı ile silahlarını kendi halkına çevirerek 2000 Rum'u
katletmiştir.









Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler




EOKA bir ulusal kurtuluş örgütü müydü?



Bugün Rum propagandası,
EOKA'yı bir "Ulusal Kurtuluş Örgütü" ve EOKA mücadelesini de bir "Ulusal
Kurtulut Mücadelesi" olarak sunmaya gayret göstermektedir. Ne acıdır
ki, bu yönden yapılan yoğun propagandaya hem kendi halkları içinden, hem
de dünyadan inanacak birçok kişi bulmuşlardır. Bu iddiaları
çerçevesinde, vurulan EOKA'cıların heykellerini, büstlerini dikmekte,
anılarına adanmış anıtlar inşa etmekte ve birer teröristen başka birşey
olmayan EOKA'cıları Ulusal Kahraman olarak ilan ederken, EOKA'nın
faaliyete geçirildiği 1 Nisan'ı da resmi ulusal tatil olarak
kutlamaktadırlar. Oysa bu, gerçeğin saptırılmasından başka birşey
değildir. Çünkü bir örgütün ulusal kurtuluş örgütü sayılabilmesi için
halkın ve ülkesinin kurtuluşunu ve bağımsızlığını savunması
gerekmektedir. Oysa EOKA ne kurtuluşu, ne de bağımsızlığı savunmuttur.
EOKA'nın tek bir hedefi vardı: ENOSİS. Çok iyi bilindiği gibi ENOSİS,
adanın bağımsızlığını değil; bir başka ülkeye, bağlanmasını, ilhak
edilmesini ifade etmektedir. Yani ulusal kurtuluş ve bağımsızlık değil;
bağımlılık söz konusudur. Bu kadar da değil. Çünkü EOKA, Enosis'i;
Kıbrıs Türklerini köleleştirerek, köleleşmeyi kabul etmeyenleri ise
soykırım yolu ile toptan imha ederek gerçekleştirmeyi hedeflemekteydi;
yani bir cinayet ve terör örgütüydü, gerici, faşist bir katiller
teşkilatıydı. Bu nedenle EOKA'nın bir kurtuluş örgütü olduğunu,
mücadelesinin de bağımsızlık ve kurtuluş mücadelesi olduğunu ileri
sürmek kadar saçma ve gülünç bir şey olamaz. Bağımsızlığı hedeflemeyen
bir örgütün bu niteliklere sahip olduğu iddia edilemez.


Bugün hala daha EOKA'ya böylesi nitelikler yüklemeye,yani bu terör
örgütünü kurtuluş örgütü olarak tanıtmaya çalışmak, onun Enosis
mücadelesini haklı görmekten ve Enosisciliği körüklemekten başka birşey
değildir...





Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



TMT nedir? Ne zaman kurulmuştur? TMT faşist bir örgüt müydü?





Açık adı "Türk Mukavemet
Teşkilatı" olan TMT, 27 Temmuz 1957'de Burhan Nalbantoğlu, Rauf Denktaş
ve Kemal Tanrısevdi tarafından Lefkoşa'da kuruldu. 1 Nisan 1955'de
faaliyete geçen ve Türklere saldırmaya başlayan, Türk köylerini yakıp
yıkan, EOKA tedhiş örgütüne karşı Türk halkının savunmasını yapacak bir
örgütlenme gereksinimini duyan Kıbrıs Türkleri, önceleri çeşitli
mukavemet grupları oluşturmuştu. Bunlar arsında en etkili olanı
VOLKAN'dı. Ne var ki bu mukavemet grupları dağınık, küçük ve eğitimsiz
oldukları için, askeri bir yapıya sahip EOKA karşısında, Türk Halkının
savunmasını yapabilmeleri olası değildi...


TMT, işte bu gereksinimden doğmuş ve dağınık olarak faaliyet gösteren
küçük mukavemet gruplarını birleştirerek, tüm adaya yaygın, her Türk
köyünde varlık gösteren güçlü bir mukavemet örgütü olmuştu. TMT,
Rumların iddia ettiği gibi bir saldırı ve tedhiş örgütü değildi. Zaten
EOKA'dan 2.5 yıl sonra, Türklere yönelik saldırıların yoğunlaşması
üzerine kurulmuş olması da, buna doğrulayan bir nedendir. Yine aynı
şekilde faaliyette olduğu süre içinde hiçbir Rum köyüne saldırmış
olmaması, sadece Türk gençlerini eğiterek, onlara savunmaları için
gerekli silahları sağlaması ve onları bulundukları yerleşim yerlerini
savunmakla görevli kılması da bunun bir başka kanıtıdır...

TMT'nin amaçlarını şöyle sıralamak olasıdır:

1-Kıbrıs Türklerinin can ve mal güvenliğini sağlamak,

2-Enosise ve bu hedef doğrultusunda yapılan girişimlerle estirilen teröre karşı durmak,

3-Türklere yapılacak saldırıları geri püskürtmek,

4-Türk Toplumunun birliğini ve bütünlüğünü sağlamak,
Enosis'i savunan AKEL'in Türk toplumu içinde ideolojik etkinlik kurmasını ve iç cepheyi bölmesini önlemek,

5-Rumlara ve İngilizlere karşı Kıbrıs Türklerinin haklarını savunmak,

6-Anavatan Türkiye ile sıcak ilişkileri ve Türk Halkının Anavatana bağlılığını sürdürmek...
TMT bu ilkeler doğrultusunda verdiği savaşında başarılı olarak 1958-60
ve 1963-74 döneminde Türk Halkının direnişini örgütlemiş, Rum
saldırıları karşısında ayakta kalmasını sağlamıştır. TMT'nin bu
direnişi, adanın Yunanistan'a bağlanmasını önlediği ve bağımsızlığın
gerçekleşmesini sağladığı için, ilerici bir niteliğe sahipti. TMT'nin
direnişi, objektif olarak bağımsızlığa hizmet ettiği için, Kıbrıs'ta
asıl Ulusal Kurtuluş Örgütü, Türk Mukavemet Teşkilatı'dır.

Bugün efsanevi mukavemet teşkilatımız TMT'yi karalamak için bir takım
çevreler ve Rum liderliği tarafından sürdürülen yoğun bir propaganda ile
TMT'nin gerici, faşist bir örgüt olduğu yayılmak istenmektedir.
Faşizm, bilindiği gibi ırkçı görüşleri benimseyen, tekelci sermaye
çevrelerinin egemenliğini kırmayı amaçlayan, kendinden başka hiçbir
görüşe yaşam hakkı tanımayan bir ideolojidir. Faşizm, bu amaçlarına ise
tek parti diktatörlüğü ile ulaşmayı öngörür. Oysa TMT, daha önce de
vurguladığımız gibi sadece Türk Halkının savunmasını birinci planda
tutan bir örgüttür. TMT için birinci planda olan kişilerin sahip
oldukları görüşler değil, Türk halkının can ve mal güvenliğidir.
Nitekim TMT, Türk halkını savunurken elinde silah olan ve Türk halkı
için bir tehlike arzeden EOKA üyelerini veya EOKA ile ENOSİS davasına
hizmet edenleri hedef seçmiştir. Yoksa hiçbir Rum, sırf Rum olduğu için
hedef alınmamıştır. Hiçbir Rum yerleşim yerine saldırıda
bulunulmamıştır. TMT'nin sermaye çevrelerine hizmet etmediği, onların
bir aracı olmadığı da ortadadır. Çünkü TMT içinde çetitli kademelerde
yönetici ve üye olarak görev alan kişiler sermayeye hizmet için değil,
Türk Halkının can güvenliğini korumak için bu örgütte görev
almışlardır. Ezici çoğunluğu işçi ve köylülerdir. Zaten eğer TMT faşist
bir örgüt olsaydı, toplumun yönetimini eline aldığı 1963-74 döneminde,
İtalya ve Almanya'da olduğu gibi faşist bir parti kurar, yönetimini bu
partiye bırakır ve Toplumu faşist ideoloji doğrultusunda yönetirdi.
Bugün TMT'nin faşist olduğunu söyleyenler, onurlu direnişimizi ve bu
mücadelenin örgütü TMT'yi gözden düşürmek ve ulusal değerlerimizi yok
edip tarihimizi lekelemek isteyenlerdir.


Nerde isitsem Adini Gözlerim Gezir Seniiiii


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.ay-maral-can.tr.gg
MaRaLCaN
Admin


Üyelik tarihi : 27/03/10

Mesaj Sayısı : 6713

Rep Gücü : 18340

Rep Puani : 218


MesajKonu: Geri: Yavru Vatan Kıbrıs Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler   Cuma Nis. 01, 2011 11:40 pm

Taksim nedir?



Kıbrıs Rumlarının bir
yüzyılı dolduran Enosis mücadeleleri karşısında Kıbrıs Türklerinin de
hem kendi çıkarlarını koruyan, hem de dünya konjonktürüne ters düşmeyen
bir hedef ortaya koyması gerekmekteydi. Böyle bir hedef ortaya
konmaması halinde, tüm toplumunu bir ülkü etrafında mobilize etmek ve
dünyaya ne istediğimizi anlatmak olası değildi. Kıbrıs Türkleri tarihi
süreç içinde hep değişen koşullara uygun olarak, değişen birtakım
hedefler benimsemişlerdi. Ama esas hedef her zaman Enosisi önlemek ve
Rum-Yunan boyunduruğuna girmemek olmuştur. Örneğin 1878-1930 döneminde
"Ada eski ve asıl sahibine verilmelidir" denmekteydi. Sonraları,
1930'lu yıllarda ada artık hukuken de bir İngiliz toprağı olduktan
sonra, Enosis tehlikesine karşı İngiliz yönetiminin devamı, ancak Türk
halkının haklarının korunması savunulmuştur. İkinci dünya savaşından
sonra ise muhtariyet görüşü savunulmaya başlanmıştır.

1950 Plebisitinden sonra ve EOKA'nın da eyleme geçmesinin ardından
savunulan "TAKSİM" fikri, Kıbrıs Türk Halkının Self-determinasyon
hakkına sahip çıkılması görüşünden kaynaklanıyordu. Kıbrıs Rumları,
self-determinasyon haklarına dayanarak Enosis istiyorlarsaydı, Kıbrıs
Türkleri de yine bu haklarına dayanarak TAKSİM, yani kendilerine ait
olan bölümün Türkiye'ye bağlanmasını istemekteydi. TAKSİM fikri, birçok
noktadan o günlerde Enosise karşı ileri sürülen en doğru tezdi.
Herşeyden önce, Türklerin can ve mal güvenliğini koruyacak bir formüldü.
İkinci olarak, Türkiye'nin stratejik çıkarlarını korumaktaydı. Üçüncü
olarak, Kıbrıs Türklerinin, Self-determinasyon hakkına sahip çıktığının
ve adada ayrı bir halk bulunduğunun ifadesiydi. Nitekim bu tezin doğru
olduğu, Türk Halkını mobilize etmesinden, Enosisi önlemesinden ve
bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti'nin doğmasına neden olmasından belli
olmuştur. Türk Halkı, eğer bu teze sahip çıkmasaydı, ada daha sonra
bağımsız Cumhuriyet olmayacak, Enosis gerçekleşecek ve Türkler de
azınlık hakları ile yetinmek zorunda kalacaklardı.



Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



27-28 Ocak Direnişi nedir?



TMT'nin kurulmasından sonra
yer aldığı en önemli olaylardan biri, 27-28 Ocak 1958'de İngiliz
Sömürge Yönetimi ile meydana gelen çatışmadır. TMT'nin insiyatifi ile
Liseli Türk Öğrencilerin 27 Ocak günü başlattıkları "TAKSİM" lehindeki
yürüyüş, o güne kadar Rumların "ENOSİS" lehindeki yürüyüşlerine seyirci
kalan sömürge yönetimi tarafından şiddet kullanılarak dağıtılmaya
çalışıldı. Türk öğrenciler barışcı yürüyüşlerinin şiddetle
bastırılmasına sert tepki göstererek, sömürge askeri ve polisine karşı
koydular. Sömürge yönetimi cop, gözyaşartıcı bomba ve silah kullanarak
büyük bir anti-sömürgeci şahlanışa dönüşen gösterileri dağıtmada
yetersiz kaldı. Çatışmalar, gösteri ve yürüyüşler ertesi gün de sürerek
bütün adaya yayıldı. Limasol, Baf, Mağusa va Larnaka'da büyük protesto
gösterileri oldu. Bu çatışmalarda 100'den fazla kişi yaralandı, birçok
kişi tutuklandı, 7 Türk de öldürüldü. 27-28 Ocak Direnişi bir kez
daha, Kıbrıs Türk Halkı dikkate alınmadan varılacak herhangi bir
çözümün yaşama şansı olmadığını gözler önüne serdi.


27-28 Ocak direnişinin bir diğer önemli yanı ise, Türk Halkının, iddia
edildiği gibi İngiliz yanlısı olmadığını net bir şekilde ortaya koyması
ve Enosise olduğu kadar sömürge yönetimine de karşı olduğunu
göstermesiydi. 27-28 Ocak direnişi, Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye'nin
pozisyonunu güçlendirdi. 27-28 Ocak direnişi, adanın bağımsızlığına
giden yolun açılmasına neden oldu. 27-28 Ocak direnişi, Türk halkının
Enosise karşı mücadele azmini kamçılayan bir olay oldu.













Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler




Muhtariyet nedir, bu amaçla ne gibi planlar sunulmuştur?



Muhtariyet, İngiliz sömürge
yönetiminin, 2. Dünya savaşından sonra dünyada bağımsızlık lehinde esen
rüzgarların ve içte de Türk ve Rum toplumlarının sömürge yönetimine
karşı artan hoşnutsuzluklarının ve tepkilerinin etkisi nedeniyle ortaya
attığı bir görüştür. İngiliz sömürge yönetimi bu etkilerle 1947
yılından itibaren temelde birbirine benzeyen çeşitli muhtariyet veya
"Self-government" planı önermeye başlamıştır. Bu planları şöyle
sıralamak olasıdır:

*1947 Lord Winster Planı

*1948 Jackson Planı

*1955 1. Mac Millan Planı ( Eylül)

*1955 1. ve 2. Harding Planları (Kasım 1955-Ocak 1956)

*1956 Rad Cliffe Planı (Aralık)

*1958 2. Mac Millan Planı

*1958 SPAAK Planı (NATO Genel Sekreteri)
Bütün bu planların ortak unsuru adadaki İngiliz hakimiyetinin sürmesi
düşüncesi üzerinde kurulmuş olmalarıydı. Buna göre adadaki İngiliz
egemenliği devam edecek, bu egemenliğin simgesi Vali olacak, Vali'nin
başkanlığında Türk ve Rumların nüfus oranlarına göre katıldıkları bir
Danışma veya Yasama Meclisi olacaktı. Ne var ki bu Danışma veya Yasama
Meclisinin yetkileri sınırlı olacak ve çıkardıkları yasalar Vali
tarafından onaylandıktan sonra, yürürlüğe girecek, bunun yanında bu
Meclisler hiçbir şekilde adanın İngiliz hakimiyetinden ayrılması
konusunu görütmeyeceklerdi. Burada en önemli konu, sunulan bütün
planların da Enosis'i tam olarak öngörmediği için, Rum liderliği
tarafından reddedilmesidir. Nitekim Rum liderliği aşamalı olarak
bağımsızlığa gidebilecek muhtariyet tekliflerini reddederek, Enosis'i
gerçekleştirmek için EOKA'yı kurmuş ve silahlı eylemlere başlamıştı.
Onlar için çözüm yolu tekti ve o da ENOSİS'ti. Bu amaçla sömürge
yönetiminin tek yanlı olarak oluşturduğu Meclislere katılmayarak
"Aşamalı Enosis" yerine "Doğrudan Enosisi" öngören "Enosis ve Yalnız
Enosis" sloganına sarıldılar.





Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Kıbrıs'ın Türkiye için önemi nedir?



Hiç şüphesiz Kıbrıs'ın
Türkiye için önemi, en başta adada aynı soydan gelen, aynı kültürü, aynı
dili paylaştığı Kıbrıs Türk Halkının yaşamasından kaynaklanır.
Türkiye, sınırlarından 40 deniz mili ötede Kıbrıs Türk Halkının
ezilmesini, katledilmesini,köleleştirilmesini ve insan haklarından
mahrum edilerek acılar içinde yaşatılmasını kabul edemez.

Türkiye'nin birinci hedefi adadaki Türk halkının barış, özgürlük ve
güvenlik içinde yaşamasını temin etmek ve Kıbrıs'ın bölgede bir barış
adası olmasını sağlamaktadır. Buna ilaveten Türkiye 1960 Garanti
Andlaşması ile Kıbrıs'ta huzuru, sükunu ve adanın bağımsızlığı ile
bağlantısızlığını koruyacağına dair uluslararası yükümlülük altına
girmiştir. Uluslararası yükümlülüklerine ve taahütlerine bağlı bir ülke
olan Türkiye, Kıbrıs'ta anlaşmalara aykırı gelişmelere göz yumamazdı.
Dolayısı ile Kıbrıs, Türkiye'nin uluslararası andlaşma ve
yükümlülüklerine bağlılığını kanıtlaması açısından da önemlidir. Bunun
yanında Doğu Akdeniz'in en kilit noktasında bulunan Kıbrıs, Türkiye'nin
Güney sahillerinin güvenliği açısından çok önemli bir stratejik konuma
sahiptir. Nitekim tarihte Kıbrıs'a üslenen korsanlar, Akdeniz'deki
ticaret gemilerine saldırabildikleri gibi, yine Kıbrıs'ı elinde
bulunduran kavimler de burasını üs olarak kullanarak, Anadolu'nun Güney
sahillerine sürekli olarak akınlar düzenlemekteydiler. Ege Denizi'nde
Yunanistan'a verilen adalarla kuşatılmış bulunan Türkiye'nin, tek açık
olan sahil kapıları güneydedir. Bu sahillerin karşısında ise Kıbrıs
bulunmaktadır.

Kıbrıs'ın Türkiye'ye düşman bir ülke elinde olması halinde Anadolu'nun
bütün ikmal yollarının kapatılmış olacağı ve Türkiye'nin kendi
güvenliğinin tehlikeye gireceği açıktır. Nitekim daha sağlığında Atatürk
de bu gerçeğe parmak basmıştır. Güney sahillerinde bir tatbikatı
izlemekte olan Atatürk, çevresinde topladığı kurmaylarına "Türkiye'nin
yeniden işgal edildiğini ve Türk Kuvvetlerinin sadece bu bölgede
mukavemet ettiğini farz edelim. İkmal yollarımız ve imkanlarımız
nelerdir?" sorusunu sorar. Subaylar birçok görüş ve düşünceler ileri
sürerler. Atatürk hepsini sabırla dinler, sonra elini haritaya uzatır ve
Kıbrıs'ı işaret ederek, "Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu
sürece, bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs'a dikkat ediniz.
Bu ada bizim için çok önemlidir" der.

Atatürk'ün de çok açık bir şekilde ortaya koyduğu gibi Türkiye'nin
Kıbrıs'a karşı yüklendiği uluslararası yükümlülükleri olmasa bile,
Türkiye kendi sahillerinin güvenliği açısından Kıbrıs'ın düşman elinde
bulunmasına izin veremez. Bütün bunlara ilaveten önümüzdeki 5-10 yıl
içinde Kafkasya, Orta Asya ve Hazar petrolleri ile doğal gazı, borularla
İskenderun körfezine gelecek ve buradan dünyaya pazarlanacaktır. Irak
petrolü, halen buraya akmaktadır. Türkiye'nin bu bölgede denize dökülen
suyu da yapılacak yükleme istasyonları vasıtası ile Orta Doğu'ya ve
Kıbrıs'a aktarılacaktır. Gelişen İskenderun ve Mersin limanları
Türkiye'nin ithalat ve ihracatında önemli bir rol oynamaktadır. GAP ile
birlikte yaşanacak üretim patlaması, bu limanlardan dünyaya
pazarlanacaktır. İşte Kıbrıs, bu stratejik bölgeyi kontrol eden bir
konumdadır. Dışişleri Bakanı İsmail Cem, 6 Nisan 1998'de yaptığı
açıklamada Doğu Akdeniz'in 2005-2010 yıllarında dünyanın en stratejik
bölgesi olacağını söylemiş ve Türkiye'nin ulusal güvenliği ve ulusal
çıkarları açısından bu bölgeyi kontrol eden Kıbrıs gibi bir mevziden
asla vazgeçmeyeceğini, bunun bedelini de ödemeye hazır olduğunu tüm
dünyaya ılan etmiştir. İngiltere, ABD ve AB da olaya bu açıdan
yaklaşarak stratejik üstünlük elde etmeye çalışmaktadır. Nitekim daha
yıllarca önce İngiliz Amirali Lord John Hay, Kıbrıs'ı, "bir deniz üssü
olarak elde edilebilecek en iyi yer" olarak nitelerken, İngiliz Devlet
Adamı Beaconsfiled de Kraliçe Victoria'ya Kıbrıs'ın, "Ön Asya'nın
Anahtarı" olduğunu söylüyordu.

Kıbrıs'ın Anamur'dan sadece 40 deniz mili uzakta olduğunu düşünmek ve
Yunanistan ile komşu ülkelerin Türkiye üzerinde her zaman için tarihten
kaynaklanan yayılmacı emeller beslediğini bilmek bile, Kıbrıs'ın
Türkiye için stratejik değerini daha kolay ortaya çıkarır ve
Türkiye'nin Enosis tehlikesi karşısında niye sessiz kalamayacağını
açıkça izah eder. Türkiye'nin Enosise bu karşı çıkışı ve direnişe geçen
Türk halkına verdiği sarsılmaz destek, adanın Yunanistan'a
bağlanmasını önleyip, bağımsızlık kapısını açan en önemli faktör
olmuştur.











Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler




Londra Konferansı nedir?



1950 Yılında yapılan Enosis
plebisitinden sonra, Yunanistan'ın siyasi tercihini daha açık bir
şekilde Enosis lehinde ortaya koyması, Kıbrıs Rum liderliği için yeni
arayışların doğmasına neden olmuştu. Kıbrıs Rum lideriği ve kilise
sorunu, "Self-determinasyon hakkı" gibi kutsal bir çerçeveye sokarak,
dünya platformalarına taşımak niyetindeydi. Nitekim Yunan yönetimi ile
yapılan işbirliği sonucu sorun ilk kez 1954 yılında
"Self-determinasyon", yani "Kıbrıs'ın kendi geleceğini tayin etme hakkı"
gibi saygıyla karşılanacak bir taleple BM'e götürüldü. Oysa Kıbrıs'ta
iki ayrı halk vardı ve Self-determinasyon söz konusu olursa, bu hak her
iki halk için de geçerli olmalıydı. Türk halkının ve Türkiye'nin,
Yunanistan'ın bu başvurusuna tepkisi büyük oldu. Bu tepkinin etkisi ve
İngiltere'nin karşı yönde tavır koyması sonucu konu BM gündemine
alınmadı.

Kıbrıs Rumları bundan sonra 1 Nisan 1955'den itibaren silahlı eyleme
başladı. İngiltere'nin Orta-Doğu'daki etkinliğini kırıp yerini almak ve
Ak Deniz'de bir güç olmak isteyen ABD de, Rum-Yunan ikilisinin Enosis
istemini desteklemekte, İngiltere'yi köşeye sıkıştırmaya çalışmaktaydı.
Bu baskılar altında çıkış yolları arayan İngiltere, Türkiye'yi de
Kıbrıs sorununa resmen taraf yapmak ve bir denge sağlamak amacı ile 29
Ağustos 1955'de Londra Konferansı'nı organize eder. İngiltere'nin
çağrısı ile Londra'da toplanan bu konferansa Türkiye Yunanistan ve
İngiltere katılır. Yunanistan bu toplantıda "Self-determinasyon" adı
altında Enosisi savunurken, Türkiye, adada iki halk bulunduğunu ve her
iki halkın da Self-determinasyon hakkının varlığını savunur.

Toplantıdan somut bir sonuç çıkmaz. Ama siyasi bakımdan Türkiye artık
soruna resmen taraf olur ve ondan sonraki her gelişmede görüşü ve onayı
alınmak gerekliliği doğar. Konferansın, bu açıdan üzerinde durulması
gereken tarihi önemi vardır.





Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler




Zürih ve Londra anlaşmaları nedir?



Kıbrıs Türk Halkının Enosise
verdiği mücadele, 1960 öncesinde adanın Yunanistan'a bağlanması ve
bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti'nin doğmasını sağlayan en önemli faktör
olmuştu. Rumların Enosis talepleri karşısında Türk halkının her yolla
Self-determinasyon hakkına sahip çıkması, tek yanlı bir Enosis
gerçekleşmesi olasılığını tümden ortadan kaldırmıştı.

İki halk arasında başlayan çarpışmalar sonucu, Rumların savunduğu Enosis
ve Türklerin savunduğu Taksime karşı bir orta yol olarak, adanın
bağımsızlığı fikri doğmuştu. Bu fikrin, İngiltere, Yunanistan, Türkiye
ve ABD tarafından benimsenmesinden sonra, 11 Şubat 1958'de Zürih
anlaşması ve 19 Şubat 1959'da da Londra anlaşması imzalandı. Bu
anlaşmaların altına İngiltere ve iki anavatan yanında, adadaki her iki
toplum da eşit statüde iki kurucu ortak olarak imza attı. Zürih ve
Londra anlaşmalarına göre Cumhurbaşkanı Rum, Yardımcısı Türk olacaktı.
Bakanlar Kurulu 7 Rum 3 Türk üyeden; Temsilciler Meclisi 35 Rum 15 Türk
üyeden; Cumhuriyet Ordusu 60-40 ve memur kadroları 70-30 oranı ile her
iki toplum fertlerinden oluşacaktı. Her iki toplumun kendi iç işlerine
bakacak birer Cemaat Meclisi olacaktı. Bu Meclis toplumsal harcamalar
için vergi koyma hakkına sahip olacaktı. Ayrıca din, eğitim ve kültür
işlerinden de sorumlu olacaktı. İç güvenliği, polis ve jandarma
sağlayacaktı. Ceza davalarında mahkeme heyeti suçlunun ait olduğu
toplumun yargıçlarından oluşacaktı. Beş büyük şehirde ayrı belediyeler
olacaktı. Resmi dil Türkçe ve Rumca olacaktı. Cumhurbaşkan Muavini Veto
yetkisine haiz olacak ve önemli konularda Türk üyelerin ayrı oy
çoğunluğu gerekli olacaktı. Her iki anavatan kendi toplumlarına eğitim
ve kültürel alanlarda mali yardımda bulunabilecekti.

Enosis ve Taksim yasaklanmıştı, Ne ki Rum liderliği bütün eski
EOKA'cıları Cumhuriyetin kilit noktalarına yerleştirmiş ve Anayasada
yasaklanmasına karşın Enosis faaliyetlerini bizzat Makarios'un
önderliğinde sürdürmüştü.

Anayasal konulardaki anlaşmazlıklar için bir Türk, bir Rum ve bir de
tarafsız yargıçtan oluşacak Anayasa Mahkemesi kurulacaktı. Nitekim bu
mahkemenin ilk tarafsız yargıcı Alman Anayasa Hukuku Profesörü Ernest
Forsthoff olmuştu. Yardımcı ise Christian Heinze idi. Ne var ki Rumlar
bu tarafsız yargıcın verdiği adil kararlardan rahatsızlık
duyduklarından, uyguladıkları tehdit, baskı ve yıldırma kampanyası
sonucu Forsthoff ve yardımcısının isifa edip adadan ayrılmasına neden
olmuşlardı.


Nerde isitsem Adini Gözlerim Gezir Seniiiii


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.ay-maral-can.tr.gg
MaRaLCaN
Admin


Üyelik tarihi : 27/03/10

Mesaj Sayısı : 6713

Rep Gücü : 18340

Rep Puani : 218


MesajKonu: Geri: Yavru Vatan Kıbrıs Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler   Cuma Nis. 01, 2011 11:46 pm

İttifak anlaşması nedir?



İttifak Anlaşmasının 1.
maddesine göre "taraflar ortak savunmaları için işbirligi yapacaklardır.
Savunma dolayısı ile ortaya çıkan sorunlarda birbiri ile danışacaklar.
2. maddeye göre "Taraflar Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığına veya
toprak bütünlüğüne karşı doğrudan veya dolaylı yönetilen herhangi bir
hücum ve saldırganlığa ortak karşı koyacaklar".

3. maddeye göre "Bu ittifakın amaçları bakımından ve yukarıda gösterilen
amaca erişmek için Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarında bir üçlü karargah
kuracaklar. Üçlü, karargaha katılacak Yunan askerlerinin sayısı 950;
Türk askerlerinin sayısı ise 650 olacaktı. Buna paralel olarak ise
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı ve Muavini anlaşarak Yunan ve Türk
Hükümetlerinden birliklerini artırmayı ve azaltmayı isteyebilirler.
Yunan ve Türk birliklerindeki subaylar Kıbrıs Ordusunun eğitimi işini de
yapacaktı. Üçlü Karargah'ın komutanlığı Yunanistan, Türkiye ve Kıbrıs
Cumhurbaşkanı ile Muavininin atayacakları Kıbrıslı, Yunan ve Türk
generaller tarafından bir sene süre ile rotasyonla yapılacaktı. Kıbrıs,
Yunanistan ve Türkiye Dışişleri Bakanlarından oluşan ortak bir komite,
ittifakın en üst organı olacak ve üç bağlaşık ülkenin hükümetlerinin
sunacakları ittifakı ilgilendiren sorunları inceleyeceklerdir.






Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Garanti anlaşması nedir?

Zürih ve Londra
anlaşmalarına ek olarak, Kıbrıs, Türkiye, İngiltere ve Yunanistan
arasında imzalanan GARANTİ ANLAŞMASI'nın 1. maddesinde, "Kıbrıs
Cumhuriyeti herhangi bir devletle tamamen veya kısmen herhangi bir
siyasi veya iktisadi birliğe katılmamayı taahüt eder. Bu itibarla
herhangi bir diğer devletle birleşmeyi veya adanın taksimini doğrudan
doğruya veya dolayısı ile teşvik edecek her nevi hareketi yasak ve ilan
eder" denilmektedir. Buna göre adanın Yunanistan, Türkiye veya AB'la
birleşmesi, mümkün değildir...

İkinci maddede ise şöyle denmektedir: "Yunanistan, Türkiye ve Birleşik
Kırallık, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bu anlaşmanın birinci maddesinde
gösterilen yükümlülüklerini göz önüne alarak, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü, güvenliğini ve aynı zamanda
Anayasanın temel maddeleriyle kurulan düzenini tanırlar ve garanti
ederler". 4. Maddenin son paragrafında ise şöyle denmektedir: "Ortak
veya anlaşarak hareket olası olmadığı taktirde garanti veren her üç
devletten herbiri, bu anlaşma ile kurulan düzeni tekrar kurmak amacı ile
harekete geçmek hakkını saklı tutarlar. Türkiye, 1974 Barış
Harekatını, işte bu anlaşmanın 4. maddesinin kendisine verdiği hakka
dayanarak yapmıştır. Bu nedenledir ki, 1974 Barış Harekatı Uluslararası
bir anlaşmadan doğan bir hakkın kullanılarak, o anlaşmanın yüklediği
vecibelerin yerine getirilmesidir. Bu nedenledir ki, Rum-Yunan liderliği
sürekli olarak garanti anlaşmasına saldırmakta ve bu hakkın korunması
için ısrar edilmesi, en azından tek yanlı müdahale hakkından taviz
verilmemesi halinde, olası bir anlaşmayı imzalamayacağını söylemektedir.
Türkiye'nin garantörlüğünün kaldırılması veya B. M. Güvenlik
Konseyi'nin kararına bağlanarak sulandırılması, Enosis'in gerçekleşmesi
için gerekli zemini yaratacaktır.



İngiltere'nin elde ettiği olanaklar nedir?

Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken İngiltere de birtakım olanaklar elde
etmiştir. Buna göre Ağrotur, Piskobu, Paramal, Dikelya, Pergama, Ay
Nikola ve Ksilofago bölgelerinde İngiltere tam egemen olacaktı. Bu
bölgeler arasında personel ve her türlü malzemenin nakli için yol, liman
ve diğer kolaylıkları serbestçe kullanabilecekti. Bu arada Mağusa'daki
limandan ve her türlü su, telefon, telgraf, elektrik vb.
hizmetlerinden yararlanabilecek, askerlerin eğitimi için tesbit edilen
bazı yerleri kullanabilecek, Lefkoşa uçak alanını, meydanda veya
meydana bağlı gerekli tüm bina ve kolaylıkları kullanabilecek, İngiliz
askeri uçaklarının barış ve savaşta hareketi için hava trafiği üzerinde
sınırsız uçabilecek, üsleri ve tesisleri teknik bakımdan geliştirmek
için yeni bölgeleri ve hakları Kıbrıs Cumhuriyeti ile görüştükten sonra
elde edebilecekti. Bu anlaşma ile İngiltere 31 yerde çeşitli "bölgelere
ve tesislere" sahip olurken 11 yerde de eğitim ve atış sahalarına
sahip olacaktı.


Egemen üs bölgelerinin yüz ölçümü sorunu taraflar arasında uzun
tartışmalara yol açmış bir sorundur. Başlangıçta İngiltere bu bölgelerin
12 mil kare olmasını istemiş, buna karşılık Makarios 36 mil kare
olmasını önermişti. Görüşmelerin çıkmaza girmesi üzerine Dr. Küçük'ün
önerdiği 100 mil kare esası üzerinden anlaşmaya varılarak, bu bölgelerin
adanın 3576 mil karelik yüzölçümü içinde 99 mil kare olması
kararlaştırılmıştı.

Bugün adadaki İngiliz askeri varlığı ve Dikelya ile Ağrotur askeri
üsleri bu anlatma çerçevesinde faaliyet göstermektedir. Bu bölgeler
"İngiliz Toprağı" sayıldığından idari bakımdan tam egemen durumdadırlar.


Cumhuriyetin işleyişi ve anlaşmazlık konuları nelerdir?

a. Bakanlar Kurulu'ndaki Oylamalar
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının 46. maddesinin 2. fıkrası, Cumhuriyet
Bakanlar Kurulu'nun 7 Rum ve 3 Türk'ten oluşmasını öngörmekteydi.
Bakanlar Kurulu, her iki toplum Cemaat Meclislerine açıkça tanınmamış
olanlar dışında kalan bütün konularda karar alma yetkisi ile
donatılmıştı. Rum Bakanlar, Rum olan Cumhurbaşkanı tarafından, Türk
Bakanlar da Türk olan Cumhurbaşkan Muavini tarafından seçilmekteydi.
Bakanlar Kurulu'nda kararlar salt çoğunlukla alınmaktaydı. Cumhurbaşkanı
veya Yardımcısının Veto hakları bulunmaktaydı. Bazı önemli konularda
Türk Bakanların ayrı oy çoğunluğu da gerekmekteydi. Bakanlar Kurulu'nda
Rumlara çoğunluk sağlayan bu orantı ancak çoğunluğun iyi niyetli
tavırları istismar etmemesi ile işleyebilirdi. Ne var ki Rum bakanlar,
hiçbir zaman bu iyi niyeti göstermemişler, Türklerin en hassas olduğu
konularda kendi çoğunluklarına dayanarak kararlar alma yoluna
gitmişlerdir. Bunların en güzel örneği ise belediyeler konusunda
yaşanmıştır. Anayasa her iki toplumun da 5 büyük tehirde ayrı
belediyelere sahip olmasını öngörmesine karşın, Temsilciler Meclisi Rum
çoğunluğu, bu konuyla ilgili yasayı yapmamış, Bakanlar Kurulu da Rum
üyelerin çoğunluğu ile belediyeleri İnkişaf Encümeni olarak tanımlayan
bir karar almıştır. Ne var ki Türk tarafının Anayasa Mahkemesi'ne
başvurması sonucu bu tek yanlı karar iptal edilmişti.

b. Anayasa Mahkemesi'nin Dinlenmesi
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nın 153. maddesine göre tarafsız bir
hakimin başkanlığında bir Türk ve bir Rum yargıçtan oluşan Anayasa
Mahkemesi Cumhuriyetin yaşadığı üç yıl boyunca kritik ve dikkatleri
üzerinde toplayan bir kurum oldu.

Alman Anayasa Profesörü E. Forsthoff'un başkanlığını yaptığı Anayasa
Mahkemesi'nde gerek belediyeler konusunda, gerekse 60/40 oranı
nisbetinde kurulması öngörülen ordu konusunda önemli davalar açıldı.
Kıbrıs Türk liderliğinin açtığı bu davaların düşürülmesi veya olumsuz
sonuçlanması için Rumlar ve bizzat Makarios tarafından yargıçlar üzerine
büyük baskılar yapıldı, tehditler savruldu.

Forsthoff'un Yardımcısı, Dr. Christian Heinze EOKA üyeleri tarafından
taciz edildi, takip edildi. Hakkında çeşitli dedikodular çıkarıldı.
Özellikle belediyeler konusunda büyük baskılara dayanamayarak istifa
ettiği zaman yaptığı açıklamada, kendisine yapılan baskıları
açıklamıştı. Esasen Makarios, belediyeler konusunda mahkemenin
kararından önce yaptığı açıklamada alınacak kararın aleyhte olması
halinde bu karara uymacağını açıklamıştı. Yasaları uygulamakla görevli
olan bir cumhurbaşkanının anayasayı uygulamaması, bu konuda Yüksek
Anayasa Mahkemesi'nin aldığı kararı ise dikkate almaması, herhalde
dünyada eşine ender rastlanan bir olaydır.


c. Veto Hakkına Karşı Çıkılması
Veto hakkı, Kıbrıs Rum Liderliğinin iki halklı ortaklık Cumhuriyetini
Meclis ve Bakanlar Kurulu'nda çoğunluklarına dayanarak istedikleri yere
sürükleme girişimlerini en etkili şekilde önleyen bir silahtı. Türk
olan Cumhurbaşkanı Muavini'ne, Bakanlar Kurulu ve Temsilciler
Meclisi'nin kararlarını Veto etme, yani yürürlüğe girmesini önleme
yetkisi Anayasanın 50. maddesi ile verilmişti.

Türk olan Cumhurbaşkanı Muavini, Dışişleri, Savunma ve Güvenlik
konularında Temsilciler Meclisi ve Bakanlar Kurulu kararlarına karşı
Veto hakkını kullanabilmekteydi. Bunun yanında diğer konularda bir diğer
önlem de, gerek Cumhurbaşkan Muavini'ne, gerekse Cemaat Meclislerine
tanınan, Anayasa Mahkemesi'ne başvurma hakkıydı. Bu önlem, Rumların
kendi çoğunluklarına dayanarak iyi niyete, Cumhuriyetin kuruluş, amaç,
ilke ve niteliğine ve Anayasaya ters kararlar alarak, Türkler aleyhine
uygulamalar içine girmelerini önlüyordu. Nitekim Cumhuriyetin yaşadığı 5
yıl boyunca Rum liderliği Anayasanın bu maddesinin iptali veya
etkisizleştirilmesi için her türlü çabayı göstermiştir. Rum liderliğinin
Türklere tanınan bu haklara uymamak istemesi, Anayasa Mahkemesi'nin
iptal edeceğini bile bile Anayasaya ters kararlar almaları iki halk
arasındaki ilişkileri kökünden dinamitlemekteydi.

d. Temsiciler Meclisi'nde Sorunlar
Kıbrıs Anayasasının 6, maddesine göre yasama yetkisi, Anayasada her iki
halkın Cemaat Meclislerine tanınan konular dışında kullanılmak üzere,
"Temsilciler Meclisi" adlı 50 üyeli Meclisteydi. Bu Meclisin 35 üyesi
Rum, 15 üyesi de Türktü. Temsilciler Meclisi'ndeki bu sayısal
eşitsizliğin sorun yaratmaması için aynen Bakanlar Kurulu'nda olduğu
gibi iyi niyetin varolması zorunluydu. Ne var ki Rumlar, Temsilciler
Meclisi'nde sahip oldukları çoğunluğu her zaman kendi istedikleri tek
yanlı kararları almak için kullanmışlardı. Bu eğilimleri nedeniyle gerek
vergi, gerek Anayasanın emrettiği ayrı belediyeler kurulması, gerekse
ordunun kurulması konusunda sert tartışmalar olmuş, Meclis bu konularda
iki halk arasındaki güveni geliştirme yerine güvensizliği besleyen bir
odak noktası haline gelmiştir.

Gerek Bakanlar Kurulu'nda, gerekse Temsilciler Meclisi'nde Türklerin
durumunu iyileştirecek, Türk bölgelerini gelittirecek kararlar sürekli
olarak engellenmiştir. Türk liderliği bu nedenle sık sık Veto yetkisini
kullanmak veya Anayasa Mahkemesi'ne başvurmak zorunda kalmıştır.

e. 70/30 Oranının Uygulanmayışı
Kamu Hizmetlerinde 70/30 oranının uygulanmak istenmemesi, iki halk
arasında bir diğer ihtilaf konusunu oluşturmaktaydı. Rum liderliği, Kamu
Hizmeti Komisyonu'nun Rum üyeleri ile işbirliği içinde açılan
münhalleri Rumlarla, özellikle eski EOKA'cılarla dolduruyor ve
anayasanın emredeci kurallarına karşı 70/30 oranını uygulamaya
yanaşmıyordu. Bu ayrımcı tutum, Türk aydınları arasında işsizliği ve
göçü teşvik ettiği gibi güvensizliği körükleyen başlıca etkenlerden
biriydi. Hiç şüphesiz Rumların böyle bir uygulamaya girmesindeki esas
amaç, devleti bütünüyle bir Rum devleti haline getirmek ve tüm kamu
kurumlarını içten işgal etmekti. Nitekim kamu hizmetlerine alınan
Rumların çoğunluğunu, EOKA tedhiş örgütünün azılı militanları
oluşturmaktaydı. Görevleri ise bu kurumlarda çalışan Türk memurları
baskı altına almaktı. 7 Rum , 3 Türk üyeden oluşan Kamu Hizmeti
Komisyonu; Rum üyelerin oyları ile yaptığı tek taraflı atamalara
yöneltilen eleştirilere karşı, Türkler içinde okumuş insan olmadığını
ileri sürüyordu. Oysa o dönemde adada üniversite mezunu olan toplam 3274
kişiden 640'ı Türk (%19.5); 2634'ü ise Rum (%80.5).

f. Orduda Ve Poliste Sorunlar
Ordunun oluşturulmasında en birinci sorun, eski EOKA militanlarının
Kıbrıs Ordusu'na doldurulmasıydı. En önemlisi ise Eoka'cı Yorgacis'in
İçişleri Bakanlığına getirilmesiydi. Bu, EOKA'dan çok çeken Türk halkı
için büyük bir tehlike idi. Eski EOKA'cıların ellerine silah
tutuşturulması Türklerin kabul edemeyeceği bir durumdu. Bunun yanında
orduya atanan 150 subayın hepsi de EOKA üyeleri idi. Aynı şekilde polis
birliklerine de eski EOKA'cılar doldurulmuştu. Bu işlem
gerçekleştirilirken, Türk polisler anayasaya aykırı olarak işten
atılmıştı.

Ordu ile ilgili ikinci anlaşmazlık noktası, Anayasanın 132. maddesinin
uygulanması konusunda oldu. Buna göre eğer bir yerleşim yerindeki halk
sadece Türklerden oluşuyorsa, o yerleşim bölgesine yerleştirilecek
kuvvet sadece Türk ordu mensuplarından oluşacaktı. Rum liderliği bu
görüş çerçevesinde ordunun küçük birliklere ayrılarak belirlenecek
bölgelerde konuşlandırılmasına karşı çıkıyordu. Bundan güdülen hedef ise
Türk bölgelerini savunmasız bırakmak ve Türk ordu mensuplarını belli
bir bölgede çoğunlukta olan Rum ordu mensuplarının baskısı altında
tutmaktı.

g. Vergiler Konusundaki Sorular
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının 78. maddesi, vergi konusunda Temsilciler
Meclisi'nde alınacak kararlarda, her iki toplum milletvekillerinin
ayrı ayrı yapacakları oylamalarda çoğunluk oyunu gerekli kılmaktaydı.
31 Aralık 1960'da süresi sona eren vergi yasalarının yerine, yeni vergi
yasaları çıkarmayan Rum liderleri, uzatmalarla konuyu geçiştirmeye
çalışıyordu. 1961 Ocak- Mart döneminde, 3 aylık uzatmayı kabul eden Türk
milletvekilleri, Rum liderliğinin Türklerden topladığı vergilerle Kamu
hizmetlerine eşitsiz oranda Rum alınması ve Türk bölgelerinin
kalkınması için harcama yapılmazken, Rum bölgelerine oluk gibi para
akıtılmasına kullanma karşısında, ikinci bir uzatmayı ancak 3 aylık bir
süre için kabul edeceklerini açıkladı. Ne var ki Rum liderliği,
"Kıbrıslı Türklerle varolan diğer gerilimli sorunların çözümünde,
Rumlara baskı yapma fırsatı vereceğine inandıkları için" bu öneriyi
reddetti. Türk liderliğinin ve milletvekillerinin tüm iyi niyetli
girişimlerine karşın, tek yanlı anayasa dışı tutumunu sürdürmekte ısrar
eden Makarios, vergi dairelerine doğrudan emir vererek ilk 3 aylık
sürenin dolduğu 31 Mart 1961'den sonra da vergi dairelerinin vergi
toplamayı sürdürmelerini istedi. Türk liderliği ise bu yasa dışı
uygulamayı protesto için halkı vergi ödememeye çağırdı. Makarios ise,
Türklerin bu haklı tepkisi üzerine yangına adeta körükle gidiyor ve
gerekirse 70/30 oranının hiç uygulanmayacağını, anayasanın kendisini
kısıtlıyan maddelerine uymayacağını açıklıyor ve tüm dünyada Türkleri
suçlu göstermek için kampanya başlatıyordu.

Makarios, bunlara paralel olarak Türklere tanınan ve Anayasa tarafından
garanti altına alınan tüm hakları ortadan kaldırmak için sunduğu 13
maddelik anayasa değişiklik önerilerinin Türkiye, İngiltere ve Kıbrıs
Türk halkı tarafından reddedilmesi üzerine, 21 Aralık 1963'de kanlı Noel
saldırılarını başlattı. Nitekim 1964'de Kıbrıs Rum Milli Muhafız
Ordusu Komutanı olan Korgeneral Karayannis, "Türkler anayasanın
değiştirilmesine karşı çıkınca, Başpiskopos planını uygulamaya koydu"
diyerek, saldırıların nasıl planlı başladığını açıklayacak ve Akritas
Planı'nı doğrulayacaktı.


h. Ayrı Belediyelerin Kurulması Konusunda Anlaşmazlık
Kıbrıs Anayasasına göre 5 büyük şehir olarak Lefkoşa, Mağusa, Limasol,
Larnaka ve Baf'ta ayrı belediyeler kurulacak ve bu belediyeler kendi
toplumlarının yaşadığı bölgelerin imarı için çalışacaklardı. Esasen 1941
yılından 1958 yılına kadar ortak belediyelerde nüfus oranlarına uygun
temsiliyetleri ile birlikte çalışan Kıbrıs Türkleri ile Rumları, bu
konuda daha başlangıçta kötü bir deneyime sahipti. Rum belediye
başkanları, belediye meclislerinde çoğunluğu oluşturan Rum üyelerin de
desteği ile Türk bölgelerine hizmet vermiyor, Rum bölgelerine götürülen
hizmetlerin onda biri bile Türk bölgelerine götürülmüyordu. Türklerin
belediyelerde olan işleri zamanında yapılmıyor, Türk mahalle ve sokak
adları Rumca olarak değiştiriliyor, Türk şehitlerinin kabirleri ile
kutsal sayılan yerler yıkılıyor, her türlü yolla şehirlerin Türk
karakteri ortadan kaldırılmaya çalışılıyordu. Rumların bu tutumu,
belediye meclislerini iki halkın çatıştığı, çok sert tartışmaların
yapıldığı bir arena haline getirmişti. Nihayet 1958 yılında Kıbrıs
Türkleri bir emrivaki ile kendi belediyelerini kurmak zorunda
bırakılıyordu. Kıbrıs Türkleri, ikide birde tüm dünyaya Enosis
telgrafları çeken ve Enosis mücadelesinin şampiyonluğunu yapan bu
meclislerde daha fazla duramazlardı.


Anayasa görüşmeleri yapılırken iki halk da bu konuda görüş ayrılığı
içine düşmüş değildi. Ayrı belediyelerin varlığı fiili bir gerçek olarak
kabul edilmişti. Hatta eski Yunan Dışişleri Bakanı Averof'un "LOST
OPPURTUNITIES" (Kaybedilen Fırsatlar) adlı eserinde açıkladığı gibi,
Makarios, fakir Türk bölgelerinin yükünü çekmemek için ayrı belediyeler
kurulmasını da bizzat istemişti. Ne var ki daha sonra bu madde
anayasaya girince, bu kez, "söz konusu kuralın uygulanması halinde
adanın taksim edileceğini" söylemeye başlamıştı. Oysa Türkler için bu
bir kimlik sorunuydu. Ayrı belediyeler, "The Observer" gazetesinin dış
haberler editörü Robert Stephens'in de vurguladığı gibi,"Türklerin
kendi kendilerini yönetmelerinin ve Kıbrıslı Rumların, Türk toplumunun
ayrı bir kimliği olduğunu ne denli kabul ettiklerinin bir
göstergesiydi".


Anayasa, belediyelerle ilgili yasaların 6 ay içinde yapılmasını
öngörmesine karşın, Rum liderliği bu yönde bir çalışma yapmadığı gibi bu
alandaki gelişmeleri de engelliyordu. Vakit gelip dayanmıştı.
İngilizler tarafından kabul edilen ve 1958 yılında kurulan ayrı Türk
belediyelerini tanıyan kanun, 31 Aralık 1960'da yürürlükten kalkmıştı.
İki toplum liderleri arasında yapılan görüşmelerde Makarios'un anayasa
dışı uyulamada ısrar etmesi sonucu, bir sonuç alınamadı. Bu durum
karşısında eski yasalar 3'er aylık sürelerle uzatılmaya başlandı. Ne var
ki Makarios, 1962 yılı sonunda artık bu süreleri uzatmayacağını
açıkladı. Türk Cemmat Meclisi bu durumda 29 Aralık'ta aldığı bir kararla
Türk belediyelerinin çalışmalarını sürdürmelerini kararlaştırdı. Bu
arada Lefke'de de bir belediye kuruldu. Rum liderliği buna tepki
gösterdi. Önce Türk belediyelerin telefonları kesildi. Çalışmarını
engellemek için her yola başvuruldu. Bütün bu engellemelerin başarılı
olmadığını gören Makarios, Türk belediyelerini yetkisi olmadığı halde
fesh ettiğini açıkladı. Bakanlar Kurulu'nun Rum üyeleri ise, 2 Ocak
1963'de aldıkları bir kararla Türk belediyelerin sınırları içine giren
bölgeleri "İnkişaf Sahaları" olarak ilan edip bu bölgelere inkişaf
encümenleri atıyordu. Türk liderliği bu durum karşısında Anayasa
Mahkemesi'ne başvuruyor ve başvuruyu görüşen Anayasa Mahkemesi, Bakanlar
Kurulu'nun aldığı kararı Anayasa'ya aykırı bularak iptal ediyordu.
Anayasa Mahkemesi, ayrıca, Makarios, "Çıkacak karar olumsuz olması
halinde asla tanımayacağım" demesine karşın, beş büyük şehirde ayrı
belediyeler kurulması gerektiği konusunda bir karar alıyordu.

Anayasa Mahkemesi başkanı E. Forsthoff'un Yardımcısı Dr. Christian
Heinze, bu konuda şöyle diyordu: "Rumların Kıbrıs Anayasasını ihlal
ettikleri en önemli örneklerden bir tanesi belediyeler konusuydu.
Türkler için ciddi sonuçlar doğuran beş kentte ayrı belediyeler
kurulması yönündeki anayasa maddesinin ihlali, Türk liderliği tarafından
Anayasa Mahkemesi'ne getirildi. Ancak Rum liderliği Anayasa
Mahkemesi'nin alacağı kararı tanımayacağını önceden açıkladı. Böylece,
Rumlarla Türkler arasında uyuşmazlıkların getirilebileceği tek bağımsız
organ olan Yüksak Anayasa Mahkemesi işlemez hale getirilmişti".












Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Yabancı yazarlar Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yıkılmasını nasıl değerlendirdi?

Profesör Richard A.
Patric, "Political Geography and the Cyprus Conflict 1963-1971" adlı
yapıtında, Rum liderliğinin Cumhuriyeti yıkmak için sürdürdüğü gizli
hazırlığı şöyle anlatıyor:

"Kıbrıs Rum gizli ordusunun el altında kadrolarının doldurulması, eğitim
ve teşkilatlanması, 1961'in ilk aylarında başladı. 1955-59 döneminin
EOKA teşkilatı dağıtılmıştı ama silahlarının çoğu Kıbrıs polisine teslim
edilmemişti. Teşkilatın hücrelerinin karşılıklı bağımsızlık ve
yükümlülükleri de hala canlıydı. Bu hücreler yeni kuvvetin önce
çekirdeğini oluşturdu. 1967'de bölük çapındaki birliklerin atış ve silah
eğitimleri Kıbrıslı Rum subay namzetlerinin nezaretinde ve hükümetin
silah depolarından ödünç alınan silahlarla Trodos dağlarında
yürütülmekteydi. 1963 Aralık olayları başladığında, saldırılara katılan
ve belli bir derecede eğitilmiş 5000 civarında Rum vardı".

Bundan başka H. D. Purchell ve Prof. Pierre Oberling gibi yazarlarla,
1960-1963 döneminde Kıbrıs Anayasa Mahkemesi Başkan yardımcısı olan
Alman hukukuçu Dr. Christian Heinze ise, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
yıkılışına ilişkin gözlemlerini şöyle anlatıyorlar:


"Yalnızca Türk Rum oranı bozulmakla kalmadı. Anayasanın izin verdiği
yardımcı Rum polis kuvveti de yaratıldı. Özel olarak yaratılan
kadroların çoğu da eski EOKA'cılara nasip oluyordu. Hem polis, hem de
jandarmada terfi edenler, çoğunlukla bu teşkilatın eski adamlarıydı.
(Purchell S.315-316)

"Kıbrıslı Rumların anayasayı ihlal ettikleri örneklerden Kıbrıslı
Türkler için en ciddi sonuçlar taşıyan bir tanesi, yani beş kentte ayrı
ayrı Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk belediyeleri kurulması hakkındaki
anayasa hükmünün ihlali Kıbrıs Cumhuriyeti Yüksek Anayasa Mahkemesi'nin
önüne getirildiğinde Rumlar davayı kabul ettiler. Ancak bundan daha
önce ve özellikle 1963 Nisan'ında verilen karardan sonra da Kıbrıs
hükümetinin Rum kanadı, bu kararı tanımayacağını ilan etmişti. Bu,
anayasanın ihlalinin resmen hukuki olarak geçerlilik kazanması ve
Kıbrıs'ta Kıbrıslı Rumlar ve Türkler arasındaki uyuşmazlıkların
getirilebileceği tek bağımsız merci olan Yüksek Anayasa Mahkemesi'nin
itlemez hale getirilmesi demekti".
(Heinze S.20)

"Forsthoff ve Heinze, Makarios'un anayasa ihlallerini ortaya
koyduklarında Kıbrıs Rum Cemaati Liderleri için önemli bir sorun haline
geldiler. Saygınlıklarını lekelemek ve istifaya zorlamak üzere dedikodu
kampanyası başlatıldı".
(Oberling S.63)

"Dr. Forsthoff "küçük rütbeli bir nazi subayı olmakla" suçlandı, ve
Heidelberg Üniversitesi'nin 2. sınıf bir profesörü olmakla
nitelendirildi. Dr. Heinze'nin Türklerden aldığı rüşvetle lüks içinde
yaşadığı söylentileri yayıldı, hayatı bile tehdit edildi."
(Purchell S.317)

"Müşterek bir yasama oluşturmadaki başarısızlık ilgili tarafların
beceriksizliğinden değil, yönetimdeki Kıbrıslı Rumların egemen kesiminin
işbirliğine gitmek veya bir uzlaşmaya varmak çabası harcamayıp varolan
anayasayı gözardı etmelerinde ve hiçe saymalarında artan bir inatla
diretmelerinden gelmektedir. Anayasanın başarısızlığı, bundan
yararlanmak için iyi niyetin olmamasındandı".
(Heinze S.25)


"Veto hakkını ortandan kaldırmak bahanesini gösterip, gerçekte kanuna
uydurup, Enosis'i gerçekleştirmek istemekteydiler. Bu tasarıyı uygulamak
üzere Makarios; Yorgacis, Papadopulos ve Glafkos Klerides, gizli bir
eylem planı hazırlamakla görevlendirildi. İlk defa 21 Nisan 1966'da
PATRİS gazetesinde yayınlanan meşhur AKRİTAS PLANI, biraz da gizemli bir
biçimde "ŞEF AKRİTAS" diye imzalanmıştı. Oysa, bu, AKRİTAS ayni
dönemde adada iç barışı sağlamakla görevli olan Yorgacis'ten başkası
değildi. Plan, Enosis'i gerçekleştirmek amacı ile hükümet içinde bir
darbe yapılmasını ve güçlenmesine izin vermeden Türk muhalefetinin
temizlenmesini öngören bir programdı."
(Oberling S.64)

(Bu konularda daha genit bilgi için Bkz: Prof. Richard A. Patric
Political Geography And the Cyprus Conflict 1963-1977 S.37-38 Waterloo,
Onfario-1976.)
1. H. D. Purchell (Cyprus S.315-316-317) LONDRA 1969
2. Dr. Christian Heinze (The Cyprus Conflict S.20-25) Lefkota 1967
3. Pierre Oberling (Bellapais'e Giden Yol S.63-70)Ankara 1978


Nerde isitsem Adini Gözlerim Gezir Seniiiii


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.ay-maral-can.tr.gg
MaRaLCaN
Admin


Üyelik tarihi : 27/03/10

Mesaj Sayısı : 6713

Rep Gücü : 18340

Rep Puani : 218


MesajKonu: Geri: Yavru Vatan Kıbrıs Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler   Cuma Nis. 01, 2011 11:52 pm

Makarios ve Rumlar bağımsızlığı benimsemiş miydi?

Enosis yemini etmiş ve
uzun yıllar boyu Enosis içi savaşmış olan Makarios ve Kıbrıs Rumları,
hiçbir zaman bağımsızlığı benimsemiş değillerdi. Makarios ve Rum
liderliği, bağımsızlıktan Enosise nasıl sıçrayacaklarının hesabını
yapmaktaydılar. Nitekim, Londra'da bağımsızlık anlaşmalarının altına
imza koyan Makarios, adaya dönüşünde daha ayağının tozu kurumadan Enosis
demeçleri vermeye başlıyordu.15 Ağustos 1962'de EOKA'cıların yuvası
olan Cikko Manastırı'nda yaptığı bir konuşmada bağımsızlığı
değerlendirerek şöyle diyordu: "Sekiz asırdan beridir Kıbrıs'ın yönetimi
ilk kez Yunanlıların eline geçmiştir. Kıbrıs Rumları EOKA kahramanları
tarafından başlatılan işi tamamlamak için çalışmalıdırlar. Mücadele
timdi yeni bir biçimde sürmektedir, hedefimize ulaşıncaya kadar
sürecektir".4 Eylül 1962'de Panayia köyünde yaptığı bir konuşmada ise
şöyle diyordu:

"Hellenizmin müthiş düşmanı olan Türk ırkının bir parçasını teşkil eden
küçük Türk Toplumu adadan kovulmadıkça EOKA kahramanlarının görevi asla
sona ermiş sayılmaz".

Yine aynı Makarios 28 Mart tarihinde Cyprus Mail gazetesine verdiği bir başka demeçte ise şöyle diyordu:

"Beni bilen hiçbir Rum, bir Kıbrıs Ulusu yaratmak için uğraşmayağımı çok
iyi bilir. Anlaşmalar bir devlet yaratmıştır, fakat bir ulus değil".


Bu arada Kıbrıs Develtinin tüm organlarına eski EOKA liderleri ve Enosis
için mücadele eden Eokacılar getiriliyordu. İçişleri Bakanı Yorgacis
de bunlardan biriydi. Diğer yandan Rum kesiminde Bayraktar ve Ömerye
Camileri ve Vadili İlkokulu havaya uçuruluyor, sivil Türkler yollarda
yoklamalara tabi tutuluyor, Türklerin evleri aniden basılarak
aranıyordu. Herşey Rum liderliğinin Cumhuriyeti yıkmak istediğini
göstermekteydi. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası tarafların iyi niyeti
üzerine bina edilmişti.

Makarios ve Rum liderleri anayasaya sahip çıkıp iyi niyetle uygulamaya
çalışsalardı, sorunlar görüşmelerle aşılabilirdi. Oysa onlar daha ilk
günden, anlaşmaların kendilerine "ZORLA EMPOZE EDİLDİĞİNİ" açıklarken,
Rum basını ve önde gelen liderleri de "ZÜRİH VE LONDRA'NIN ZİNCİRLERİNİ
KIRACAĞIZ" diye sloganlar atmaktaydı. Böyle bir anlayış, Cumhuriyeti
yaşatacak iyi niyeti gösterebilir miydi?









Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Kıbrıs Türkleri bağımsızlığı benimsemişler miydi?

Kıbrıs Türkleri 1960'dan
önce bağımsızlık için mücadele vermemiş olmalarına karşın,
anlaşmalarla kurulan düzenden memnundular. Çünkü özverili
mücadelelerinin sonucunu görmüşler, adanın Yunanistan'a bağlanmasını
önlemişlerdi. Bundan öte, yeni kurulan Cumhuriyetin iki eşit kurucu
ortağından biri olmuşlar ve gerek adanın bütününün, gerekse kendi
geleceklerinin üzerinde kesin söz hakkına sahip olmuşlardı. Rum ortak
kendilerine birşey sormadan, Türk halkının onayını almadan hiçbir adım
atamazdı. Kamu hizmetlerinde, orduda, poliste, belli oranlarda katılım
hakkı elde edilmişti. Cumhurbaşkanı Muavini Türk olacaktı ve onayı
olmadan önemli yasaların yürürlüğe girmesi söz konusu değildi. Üstüne
üstlük Türk askeri de 82 yıl sonra yeniden adaya dönmüt ve kurulan
rejimin de garantörü olmuttu. Hal böyleyken kurulan rejimi bozmak Türk
halkına ne kazandıracaktı? Enosise karşı verdikleri özverili mücadele
ile meşru haklarını elde eden Türk halkının bağımsız Cumhuriyetin
çözümünden ne kazancı olabilirdi?


Nitekim, Rum liderliğinin 3 yıllık Cumhuriyet dönemi içinde Enosis
lehine açıklamaları bir gerçekken ve Enosis için yapılan gizli
çalışmalar, gizli örgütlenmeler, gizli silahlanma, belgeleri ile ortaya
konmuşken, Türk liderlerinin Cumhuriyetin yıkılmasını savunan veya
adanın taksim edilmesini ifade eden tek bir açıklamasına rastlamak olası
değildir.

Tam aksi, Rum liderliğinin, kışkırtıcı konuşmalarına karşı sürekli
olarak protestoda bulunan, bu tavrın Cumhuriyeti yıkılışa götüreceğini
ifade edip uyarılar yapan ve Rum liderini anayasal çizgiye davet eden
Türk liderliğiydi. Ne ki, ortaklığa dayanan bir devletin, tek ortağının
istemesi ile yıkılmadan kurtulamayacağı bir gerçeklikti. Nitekim, Türk
halkının iyi niyeti ve arzusu da Cumhuriyeti kurtarmaya yetmeyecekti.











Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Makarios'un 13 maddelik anayasa değişiklik önerisi neydi?

Aklına bağımsızlığı
sığdırmayan ve yeminine bağlı kalarak Enosisin önündeki engelleri
kaldırmak isteyen Makarios, bu amaçla Türk Halkına Cumhuriyette etkin
söz hakkı veren Anayasanın 13 maddesini değiştirmek için bir plan
hazırladı. Bu plana göre söz konusu 13 maddenin değiştirilmesini
Türklere önerecek, reddetmeleri halinde ise zorla empoze edilmesi yoluna
gidilecekti, Türklerin karşı koyması halinde "Türkler hükümete isyan
etti" diye olay dünyaya duyurulacak, "asilerin ezilmesi", Kıbrıs
hükümetinin bir iç meselesi olarak sunulacaktı. Türk halkı ve Türkiye
tarafından derhal reddedilen 13 maddelik değişiklik önerileri şöyleydi:

1-Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkan Muavini'nin Veto haklarının
kaldırılması. (Anayasaya göre Başkan ve Yardımcısı Bakanlar Kurulu ve
Meclis'in Dış İlişkiler, Savunma ve Güvenlik konularındaki kararlarını
veto etme hakkına sahipti).

2-Cumhurbaşkanı yurt dışında iken veya görevlerini yerine getirmeyecek
durumda olduğunda, Başkan Yardımcısının ona vekalet etmesi. (Bu aslında
göz boyamak için ileri sürülmüştü).

3-Rum Temsilciler Meclisi başkanı yurt dışında, ya da görevlerini yerine
getiremeyecek durumda olduğunda, Meclis Başkanlığı görevinin Meclis
Başkan yardımcısı tarafından yerine getirilmesi.

4-Meclis Başkanı Rum, Yardımcısı Türk üyelerce ayrı ayrı
seçileceklerine, her ikisinin de Meclis Genel Kurulunca seçilmesi. (Bu
durumda çoğunlukta Rumlar olduğu için Meclis Başkanı hep Rum olurken,
Türk Yardımcı, Rumların istedigi bir kişi seçilecekti. Bu Türklerin
birliğini bozmaya yönelik bir öneri idi).

5-Bazı yasaların Meclis'te onaylanması için, ayrı çoğunluk şartının
aranmaması. (Anayasaya göre vergi, belediyeler ve seçim yasaları için
ayrı ayrı çoğunluk gerekirdi. Bu durumda Rumlar herşeyi çoğunluklarına
dayanarak istedikleri gibi yapacaklardı).

6-Birleşik Belediyelerin kurulması. (Anayasaya göre beş büyük şehirde
ayrı belediyeler kurulacaktı. Bu durumda Belediye Başkanları hep Rum
olacaktı).

7-Adaletin dağıtımının birleştirilmesi. (Rum suçlulara Rum, Türk
suçlulara da Türk yargıçlar bakıyordu. Bu durumda Türk sanıklar suçsuz
olsalar bile Rum yargıcın insafına kalıyorlardı. Bunun bir batka
tehlikesi de Rum yargıçlardan alınacak tutuklama ve arama emirleri ile
ikide bir Türk evleri ve yerleşim yerlerinin aranması, kişilerin
tutuklanıp baskı altına alınması idi).

8-Güvenlik Kuvvetlerinin, polis ve jandarma olarak ikiye ayrılmasına son verilmesi.

9-Güvenlik Kuvvetlerinin sayısının yasa ile belirlenmesi. (Anayasaya
göre Cumhurbaşkanı ve yardımcısı sayıyı ortaklaşa olarak azaltıp
çoğaltabilirdi).

10-Hükümete ve orduya iki toplumun katılma oranlarının iki toplumun
nüfus oranına göre değiştirilmesi.(Bu önerinin kabulü, Kıbrıs Türkleri
için yok olmayı kabul etmekti).

11-Amme Hizmeti Komisyonu'nun üye sayısının 10'dan 5'e indirilmesi. (On üyeden üçü Türk'tü).

12-Amme Hizmeti Komisyonu'nun tüm kararları basit çoğunlukla alması. (Bu
durumda çoğunlukta olan Rum üyelerin her istediği olacaktı).

13-Rum Cemaat Meclisi'nin yürürlükten kalkması. (Bu öneri de Rumların
Cumhuriyet yönetimini bir Rum yönetimi yapmak girişiminin bir
sonucuydu).











Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Kıbrıs Cumhuriyeti nasıl yıkılmıştır?


1963 yılı Rum
liderliğinin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni yıkmak için hazırlıklarını
yoğunlaştırdığı bir yıldır. 25 Mart 1962'de yapılan ilk saldırıdan
sonra, 25 Ocak 1963 gecesi Rum bölgesindeki Bayraktar Camisi ikinci kez
havaya uçuruldu. Rum polisi tarafından Türklere yönelik baskı ve
kışkırtmalar yoğunlaşırken 3 Mart 1963'de bir konuşma yapan İçişleri
Bakanı Yorgacis, "Ulusal hedefimizin gerçekleşmesi için ilerlemekte
azimliyiz" diyordu. 12 Mart'ta ise "özgürlük savaşımızın ruhunu fiiliyat
sahasına aktarmalıyız. Halkımızın emellerinin gerçekleşmesi bize
bağlıdır" demekteydi.

3 Mart günü Marat'taki Pertev Pata Türbesi tahrip ediliyordu. 30 Mayıs
akşamı Ömeriye Camii ikinci kez saldırıya uğruyordu. 7 Ekim 1963'de
Karpaz Bölgesi EOKA'cılar Cemiyeti bir toplantı yaparak "Cumhuriyeti
yıkıp ilhakı gerçekleştirmek için mücadele etmeye karar verdiğini"
açıklıyordu. Cumhuriyeti koruyup kollamakla görevli Cumhurbaşkanı
Makarios ise cemiyet üyelerine gönderdigi bir mesajla onlara batarılar
diliyordu. Oysa Anayasa Enosisi ve Enosis yönünde çalışmayı
yasaklamaktaydı. Ama ne İçişleri Bakanı, ne de Cumhurbaşkanı Anayasanın
bu maddesini uygulamak niyetinteydi...

9 Aralık günü Lefkoşa Türk Lisesi Rum Polisler tarafından basılıyor,
açılan ateş sonucu Türk öğrenciler yaralanıyordu. 21 Aralık günü Atatürk
Heykeli ve Türk Lisesi Rum polisleri tarafından yine kurşunlanırken,
Türk bölgeleri bütün gece kurşun yağmuruna tutuluyor ve 22 Aralık günü
Matyat köyü yakılıyordu. 23 ve 24 Aralık'ta çarpışmalar bütün gün sürdü.
Silahlı Rumlar Küçük Kaymaklı ve Kumsal bölgelerine saldırdı. Kaymaklı
yakıldı, Kumsal'da binbaşı İlhan'ın çocukları ve eşi banyo içinde
katledildi. Birçok Türk evlerinden alınıp götürüldü. Bu arada Türk memur
ve milletvekilleri silah zoru ile yönetimden uzaklaştırılarak devlet
gasbedildi. Tüm devlet daireleri, Radyo-TV işgal edildi. Böylece
Cumhuriyet bir Rum devletine dönüştü.






Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Akritas Planı nedir?



Rum liderliği
Cumhuriyeti yıkma girişimini AKRİTAS adlı bir plan uyarınca
gerçekleştirdi. 21 Nisan 1966 tarihli PATRİS GAZETESİ'nde yayınlanan bu
plana göre Türk halkı ani bir saldırı ile yok edilecek ve ada
Yunanistan'a bağlanacaktı. Bu planın hazırlayıcıları arasında AKRİTAS
kod adlı İçişleri Bakanı Yorgacis, Cumhurbaşkanı Makarios, Meclis
Başkanı Klerides gibi isimler de bulunmaktaydı...7 Şubat tarihli PATRİS
gazetesi bu planda görev alan Rum liderlerini şöyle sıralamıştır:
Başkan : Polikarpos Yorgacis
Başkan Vekili : Çalışma Bakanı Thassos Papadopulos
Kurmay : Milletvekili Nikos Koçit
Kurmay Daireleri Md : Meclis Başkanı Glafkos Klerides

Planın anahtarı şöyleydi:
"Makarios'un verdiği demeçler milli davanın alacağı yönü göstermiştir.
Esas gaye değişmemiştir. (İlhak, Enosis) Amaca ulaşmak için iç ve dış
tahrikler izlenecektir.

- EOKA müdahalesinin son safhasında Kıbrıs davası dünya kamuoyuna ve
diplomatik çevrelere "Kıbrıs Halkının self-determinasyon hakkına
kavuşması" şeklinde sunulmuştu. Şimdi ilk hedefimiz uluslararası alanda
Kıbrıs probleminin çözümlenmediği ve yeniden gözden geçirilmesi
gerektiği kanaatını yaymak olmalıdır. Bu amaçla, bulunmuş olan çözümün
tatminkar olmadığı adil olmadığı, iki toplumun birarada yaşayabileceği
belirtilmelidir.
- Kıbrıs liderliği yerinde bir davranışla anlaşmaları halk oyuna sunmamış ve elimizdeki bu durum koz olmuştur.
- Kıbrıs'ın şimdiye kadar Rumlar tarafından idare edildiğini, Türklerin
ise sadece olumsuz, köstekleyici bir fren rolü oynadığını gösterdik.
- Gizliliğe uyulacaktır..."

Planın diğer bölümlerinde imhanın yeraltında çalışmalarını sürdüren EOKA
aracılığı ile nasıl gercekleştirileceği anlatılmaktadır. Buna göre her
bölgede ne kadar kuvvet bulundurulacağı, silah miktarı, bölge
sorumluları, saldırı planları, ayrıntılı olarak şemalar üzerinde
gösterilmiştir. 21 Aralık günü Atatürk Heykeli ve Türk Lisesi Rum
polisleri tarafından yine kurşunlanırken, Türk bölgeleri bütün gece
kurşun yağmuruna tutuluyor ve 22 Aralık günü Matyat köyü yakılıyordu. 23
ve 24 Aralık'ta çarpışmalar bütün gün sürdü. Silahlı Rumlar Küçük
Kaymaklı ve Kumsal bölgelerine saldırdı. Kaymaklı yakıldı, Kumsal'da
binbaşı İlhan'ın çocukları ve eşi banyo içinde katledildi. Birçok Türk
evlerinden alınıp götürüldü.

Bu arada Türk memur ve milletvekilleri silah zoru ile yönetimden
uzaklaştırılarak devlet gasbedildi. Tüm devlet daireleri, Radyo-TV işgal
edildi. Böylece Cumhuriyet bir Rum devletine dönüştü. Nitekim
saldırıların da aynen bu planda öngörüldüğü gibi gerçekleştirildiği daha
sonra ortaya çıkmıştır. Ne ki Türk Halkının mukavemeti, planda
öngörülen sonuçların, bütünü ile gerçekleşmesini önlemiştir.

Planın tam metni şöyleydi:


Çok Gizli Karargah
Başpiskopos Makarios'un verdiği son demeçler Milli davanın yakın bir
gelecekte alacağı yönü gösterir. Geçmişte de belirttiğimiz gibi milli
davalar bir günde halledilemez. Milli davaların çeşitli gelişim
merhalelerinin tamamlanması için belli zaman tahditleri koymak da mümkün
değildir. Davamız şimdiye kadar yer almış olan gelişmelerin, bu süre
içinde belirmiş şartların ve alınmış tedbirlerin ışığında, bu
tedbirlerin ayarlanması ve tatbiki de göz önüne alınarak incelenmeli ve
alınacak tedbirler iç ve dıştaki politik duruma uygun olmalıdır. Bütün
bu işlem gerçekten güçtür ve birçok safhadan geçirilmesi şarttır; çünkü
sonucu etkileyecek olan çok ve çeşitli nedenler vardır. Herkesin,
alınan tedbirlerin esaslı bir inceleme sonucu alındığını ve gelecekte
alınacak tedbirlerin temelini teşkil ettiğini bilmesi kafidir. Ayrıca,
şimdi düşünülen bu tedbirlerin, `ilk adım'ı ve `self-determinasyon'
hakkımızı kayıtsız şartsız ve tam olarak tatbiki olan gayemizin `yalnız
bir safhasını' teşkil ettiğini de bilmesi kifayet eder.

Esas gaye değişmeyip aynı kaldığına göre, incelenmesi gereken bu gayenin
gerçekleştirilmesi için izlenecek yol ve usüldür. Bunlar da, zaruri
olarak iç ve dış (uluslararası) taktikler diye ikiye ayrılmalıdır.
Çünkü, davamızın, içte ve dıştaki takdimi ve yönetilmesi ayrıdır.

A. Dıtta Kullanılacak Metod
EOKA mücadelesinin son safhasında Kıbrıs davası dünya kamu oyuna ve
diplomatik çevrelere "Kıbrıs halkının self-determinasyon hakkına
kavuşması: şeklinde sunulmuştu. Fakat hatırlanacağı gibi bu arada 'Türk
azınlığı sorunu', bilinen şartlar altında ortaya atılmış ve
toplumlararası çarpışmalardan sonra iki toplumun birleşik bir idare
altında beraber yaşayamayacağı fikrini kabul ettirmek için büyük çaba
harcanmıştı. Sonunda problem birçok uluslararası çevrelerin zannınca
Londra ve Zürih anlaşmaları ile halledilmiş ve bu anlaşmalar, mücadele
eden taraflar arasındaki görüşmeler sonunda varılan çözüm olarak
gösterilmişti.

a. Bu sebeple ilk hedefimiz, uluslararası alanda, Kıbrıs probleminin
çözümlenmediği ve yeniden gözden geçirilmesi gerektiği kanısını yaratmak
ve yaymak olmuştur.
b. Aşağıda belirtilen kanıların yaratılması ilk gaye olarak kabul edilmiştir:
i. Bulunmuş olan hal çaresi tatminkar ve adil değildir.
ii. Varılan anlaşma, çatışmakta olan tarafların iradesi sonucu elde edilmemiştir.
iii.Anlaşmaların tadili arzusu Rumların imzalarını inkar etme niyetinden
değil; onların varolması için elzem oluşundan doğmaktadır.
iv.İki toplumun birarada yaşaması mümkündür, ve
v. Yabancıların güvenmesi ve dayanması gereken kuvvetli unsur Türkler değil, Rum ekseriyetidir.
c. Yukarıdaki gayeleri gerçekleştirmek çok güç ise de tatminkar sonuçlar
alınmıştır. Birçok diplomatik temsilci, anlaşmaların tatminkar ve adil
olmadığına gerçek görüşmeler sonucu değil de, gözdağı ve baskı ile
imzalandığına ve birçok tehditler sonunda empoze edildiğine inandılar.
Anlaşmalar sonucu varılan hal çeresinin halkın tasvibine sunulmamış
olması elimizde önemli bir kozdur. Liderliğimiz de aklıselimle hareket
ederek bir referandumdan kaçındı. (Aksi halde, 1959'daki atmosfer içinde
halk anlaşmaları mutlaka tasvip ederdi). Genel olarak dıtarıya
Kıbrıs'ın şimdiye kadar Rumlar tarafından idare edildiğini, Türklerin
ise sadece olumsuz, köstekleyici bir fren rolü oynadığını gösterdik.
d. Birinci safhadaki faaliyetlerimizi ve gayelermizi böylece
tamamladıktan sonra ikinci safhayı uluslararası bir seviyede
gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bu ikinci safhadaki gayemiz aşağıdaki
hususları belirtmek ve kabul ettirmektir:
i. Rumların gayesi Türkleri ezmek değil, idari mekanizmanın aykırı ve makul olmayan kısımlarını ortadan kaldırmaktır.
ii. Bunların hemen ortadan kaldırılması gerekir, çünkü `yarın' çok geç olabilir.
iii. (yayınlanmamıştır)
iv. Bu gözden geçirme sorunu Kıbrıslıların bir iç sorunudur ve bunun
için kimseye, dıştan herhangi bir müdahale -güç kullanılsın veya
kullanılmasın- hakkını vermez; ve
v.Öngörülen değişiklikler makuldür, adildir ve azınlığın makul addedilen haklarını da korur.
e. Genel olarak denilebilir ki bugünün uluslararası düşünüşü her türlü
baskının -bilhassa azınlıklara yapılan baskının- karşısındadır. Şimdiye
kadar Türkler dünya kamu oyunu Adanın Yunanistan'a ilhak edilmesinin
kendilerini köle durumuna sokacağına inandırmakta başarı gösterdiler. Bu
şartlar altında mücadelemizi "Enosis" değil de "self-determinasyon"
temeline dayayarak dünya kamu oyunu etkileyebiliriz.

Self-determinasyon hakkımızı tamamen ve engellenmeden kullanabilmemiz
için de anlaşmalardan (Garanti ve İttifak anlaşması vs) ve anayasanın
halk iradesinin kayıtsız bir şekilde ifadesini engelleyen ve dış
müdahale tehlikesi arz eden hükümlerinden kurtulmamız gerekiyor. Bu
sebeple ilk hedefimiz Kıbrıslı Rumlarca kabul edilmemiş diye
belirtilmesinde karar kıldığımız Garanti Anlaşmasının elimine
edilmesidir. Garanti anlaşması ortadan kalktıktan sonra önümüzde bizi
bir plebisitle kendi geleceğimizi seçmekten alıkoyabilecek hiçbir hukuki
ve manevi engel kalmayacaktır.


Yukarıdaki izahattan anlaşılacağı üzere planımızın başarısını temin
etmek için kademeli bir "çaba ve gelişme" yolu seçilmesi gerekiyor. Bu
çabalar ve gelişmeler gerçekleşmezse gelecekteki davranışlarımız kanun
bakımından haksız, politik yönden ise başarısı imkansız bir hale girer.
Ayrıca Kıbrıs'ı ve halkın (Rumları) büyük tehlikelerle karşı karşıya
bırakmış oluruz.

İzlenecek hareket hattı şöyledir:


a. Anayasanın olumsuz maddelerini tadil etmek ve bunun sonunda "Garanti
ve İttifak anlaşmalarını" de facto olarak ortadan kaldırmak.
Bu adım kaçınılmazdır; çünkü herhangi bir anlaşmanın olumsuz yönlerini
tadil etmek ihtiyacı, genellikle bütün dünyaca kabul edilmiştir ve makul
addedilmektedir. (Burada bir pasaj yayınlanmamıştır). Buna karşılık
böyle bir tadil çabasını önlemek gayesini güden herhangi bir dış
müdahale haksız ve gereksiz sayılmaktadır.
b. Bunu gerçekleştirir gerçekleştirmez Garanti Anlaşması (müdahale hakkı) kanunen ve esas olarak tatbik edilmez.
c. Garanti ve İttifak anlaşmalarının self-determinasyon hakkını
kısıtlayıcı hükümleri böylece ortadan kaldırıldıktan sonra Kıbrıs halkı
(Rum toplumu) kendi iradesini serbestçe ifade edip uygulayabilecektir.
d. O zaman, devlet kuvvetlerinin (Polis Gücü) ve buna ek olarak dost
ülke askerlerinin, dıştan veya içten gelen herhangi bir müdahaleye karşı
koyması mümkün olacaktır, çünkü o zaman tamamen bağımsız bir durumda
olacağız.

Görülüyor ki harekatın (a) maddesinden (b) maddesine kadar olan kısımlarının belirttiğimiz sıraya göre tatbik edilmesi şarttır.

Bunun sonucu olarak da belirtilen gerçek şudur: Eğer Uluslararası alanda
başarı şansı umuyorsak mücadelemizin herhangi bir safhasını, bir
önceki safha tamamlanmadan açıklamamak zorundayız. Örneğin, yukarıda
bellirtiğimiz dört safhanın gerekli sırayı teşkil ettigi kabul edilirse,
bu sıranın (d) maddesi önceden açıklandığı zaman (a) maddesindeki
tadillattan söz etmek anlamsız ve faydasız olur, çünkü anayasanın
olumsuz hükümlerini tadil etmek yollarını ararken böyle bir revizyonun
Devlet ve Anlaşmaların fonksiyonu için gerekli olduğu bahanesini öne
sürmekle gülünç bir duruma düşmüş oluruz.

Yukarıda belirtilenler, hedef ve gayelerimiz ve uluslararası alanda izlenecek usul ile ilgili noktalardır.


B. İç Cephe
İç alandaki hareketlerimiz Türklerin yapacakları tepkiye, dışta bu
hareketlerin yorumlanmasına ve yapacaklarmızın milli davamız üzerindeki
etkisine göre düzenlenecektir.

`Aşılmaz' diye tanımlayabileceğimiz tek tehlike asker kullanarak
yapılacak bir dış müdahale ihtimalidir. Kısmen veya tüm olarak kendi
gücümüzle karşılayabileceğimiz bu tehlike, yaratması muhtemel maddi
zarardan ziyade politik alanda yapacağı olumsuz etki yönünden önemlidir.
Eğer dış müdahale, planımızın 'c' safhası uygulanmadan önce yapılırsa,
böyle bir müdahale tamamen haklı görünmese de hukuki yönden geçerli
sayılabilir ki bu da uluslararası alanda ve Birleşmiş Milletler'de
aleyhimize olur. Son zamanlarda yer almış olan buna benzer olayların
tarihi gösteriyor ki, hiç bir müdahale olayında -müdahale hukuk
dayanağından tüm olarak yoksun olsa bile- mütecaviz,saldırıya uğrayandan
önemli tavizler koparmadan, ne Birleşmiş Milletler ne de diğer
kuvvetler tarafından sökülüp atılmıştır. İsrail'in 1959'daki Süveyş
saldırısında, harekatın Birleşmiş Milletler tarafından takibine ve
Sovyetler Birliği'nin duruma müdahale tehdidine rağmen, saldırıyı yapan
İsrail, geri çekilmesine karşılık Kızıl Deniz'deki Eliat limanını elde
etmesini bilmiştir. Kıbrıs için böyle bir durumda çok daha büyük
tehlikeler vardır.

İyi çalışır ve yukarıda (a) safhasında belirtilen teşebbüsümüzü başarılı
kılarsak, göreceğiz ki hem müdahaleyi haksız gösterecek, hem de bütün
dünyanın desteğini kazanmış olacağız, çünkü Garanti anlaşmasına göre
garantör devletler (İngiltere, Yunanistan ve Türkiye) arasında
müzakereler yer almadan müdahale yapılmaz. Asıl uluslararası desteğe
işte bu devrede (müdahale öncesi temas devresi) ihtiyacımız olacaktır.
Böyle bir desteği de ancak Anayasada yapılmasını teklif ettiğimiz
değişiklikler haklı ve akla yakın görüldüğü zaman kazanabiliriz. Bu
sebeple öne süreceğimiz değişiklikleri kararlaştırırken çok dikkatli
olmamız gerekir. Bu durumda, ilk adım, müdahale tehlikesini ortadan
kaldırmak için Anayasayı tadil etme teklifi yapmaktadır. İzlenecek
taktik (yayınlanmamıştır).


Aşikardır ki müdahalenin haklı gösterilmesi için anayasadaki basit bir
revizyon teklifinden daha ciddi bir sebep, daha yakın bir tehlike olması
gerekir. Bu sebepler tunlar olabilir:
a. 'a' ve 'c' hareketi yerine getirilmeden ENOSİS'in ilanı.
b. 'Türklerin katliamı' diye aksettirilecek ciddi toplumlararası huzursuzluk ve çarpışma.

İlk sebep, birinci safha için hazırlanan plan gereğince kendiliğinden
ortadan kalkmıştır; böylece geriye `toplumlararası çatışma' tehlikesi
kalmış oluyor. Tahrik edilmeksizin Türklere karşı bir katliam girişmek
veya hücum etmek niyetimiz yoktur. Bu sebepten...(Bu kısım Rum yayın
organlarınca gizli tutulmuş yayınlanmamıştır) Türkler şiddetli reaksiyon
göstererek olaylar ve çatışmalar yaratabilirler, veya çarpışmalar
yaratarak Rumların kendilerine hücum ettiği ve bu yüzden can ve mal
emniyetleri için müdahalenin kaçınılmaz olduğu intibaını yaratmaya
çalışabilirler.

İzlenecek taktik: Anayasayı tadil etme çabalarmız gizli olmayacak. Daima
barışçı görüşmelere hazır görüneceğiz ve hareketlerimiz hiç bir zaman
tahrik edici veya sert bir şekilde olmayacak. Patlaması muhtemel her
olay, başlangıçta kanun çerçevesinde ve kanuni kuvvetler -Devletin Polis
Gücü- tarafından, belli bir plana göre karşılanacaktır. Bütün
hareketlerimiz hukuki bir çerçeve içinde yapılacaktır.


(Bu madde gizli tutulmuş yayınlanmamıştır).


Türklerin, Anayasayı tadil için girişeceğimiz ciddi hareketlere tepki
göstermeyeceğini düşünmek ve genel planımızın yukarıda anlatılan birinci
safhasını gerçekleştirme çabalarımıza karşı olaylar ve çatışmalar
yaratmayacaklarına inanmak safdillik olur. Bu sebeple Teşkilatımızın
varlığı ve kuvvetlenmesi zaruridir. Çünkü:
a. Türklerin içten gelen bir direnmesine karşı bizim karşı hücumumuz ani
olmazsa, Rumlar arasında -özellikle kasabalarda- panik yaratılması
tehlikesi vardır. O zaman geniş ve çok önemli bölgelerde Türklere 'hücum
gücümüzü' ani olarak ve etkili bir tekilde gösterebilirsek,
kendilerine gelecekler ve hareketleri önemsiz, tecrid edilmit olaylara
inhisar edecektir.
b. Türklerin planlı veya plansız herhangi bir hücumu karşısında- bu
hücum bir gösteri olsun veya olmasın- hemen harekete geçmek, şiddet
kullanarak böyle bir hücumu en kısa bir zamanda bastırmak zorundayız.
Çünkü durumu bir iki gün içinde tam olarak kontrol edebilirsek, dış
müdahale mümkün olmayacağı gibi haklı da görülmeyecektir.
c. Herhangi bir Türk tetebbüsünün kuvvet kullanarak, kat'i olarak
bastırılması, bizim sonradan gireceğimiz ve Anayasada yeni tadilata
matuf hareketlerimizi kolaylaştıracak ve aynı zamanda tatbikatta bir
Türk reaksiyonunu önleyecektir. Çünkü Türkler, gösterecekleri herhangi
bir reaksiyonun toplumları için ciddi sonuçlar doğurabileceğini kavramış
olacaklardır.
d. Çatışmaların yayılıp büyümesi halinde plandaki (a) ve (d) safhalarını
uygulamaya ve ENOSİS'i derhal ilan etmeye hazır olmalıyız. Çünkü o
zaman diplomatik faaliyete ihtiyaç kalmamış olacaktır.


Bütün bu safhaların tatbikinde büyük rol oynayacak bir faktörü unutmamak
lazım. Üyelerimizi ve halkı aydınlatmak ve planlarımızı bilmeyen veya
bilmesine imkan olmayan `tutucu' çevrelerin propagandalarına karşı
koymak. Bellirttiğimiz gibi mücadelimizin en azdan dört safhadan geçmesi
şarttır. Ayrıca bu süre içinde planlarımızı ve niyetlerimizi, zamansız
olarak açıklamamak zorunluğundayız.

Görüleceği gibi bu konuda her şeyi gizli tutabilmek milli görevden de
üstün bir görevdir. "Gizlilik" başarımız ve bekamız için hayati bir önem
taşır. Bunun böyle olması 'tutucu' zümreyi ve sorumluluk duygusundan
yoksun demagogları, tahrik edici konuşmalar yapmaktan, sözde millici
beyannameler dağıtmaktan alıkoymayacaktır. Planlarımızın geçiş safhaları
onlara bir çok fırsatlar verecek niteliktedir. Liderlermizin esas
gayesi'nin 'milli hedef' olmadığını ve yalnız anayasayı tadil etme
peşinde koştuğumuzu söyleyecekler, ithamlar yağdıracaklardır.
Anasyasayı, kararlaştırdığımız gibi aralıklı merhalelerle ve hüküm
sürülen şartlar çerçevesinde tadil etmek gerekliliği işimizi daha da
güçleştiriyor. Bütün bunlar bizi sorumsuz demagojiye, sokak politikasına
ve millicilik yarışına itmemelidir. İcraatımız bizi, inkar edilmeyecek
bir şekilde, haklı gösterecektir. Her halukarda, hepimizin iyi bildiği
nedenler yüzünden, bu Planın gelecek seçimlerden çok önce tatbik
edilmesi ve başarı ile sonuçlanması gerektiğine göre, önümüzdeki kısa
devre içinde göstereceğimiz itidal ve soğukkanlılıkla temayüz etmeliyiz.
Buna paralel olarak vatansever kuvvetlermizin birliğini ve disiplinini
korumak ve bununla da kifayet etmeyip bu birliği takviye etmek
zorunluluğundayız. Bu konuda başarı sağlamak için üyelermizi iyice
aydınlatmalıyız ki onlar da halkı aydınlatabilsinler.

Herşeyden önce 'tutucuların' gerçek kimliklerini açıklamalıyız. Bunlar
küçük, sorumsuz demagoglar ve fırsatçılardır. Son yılların tarihi bunu
açıkça ortaya koymuştur. Bunlar, liderliğimize kuduz köpekler gibi
saldıran, fakat geçerli, pratik ve akla yakın herhangi bir çözüm yolu
göstermekten aciz, başarı yoksunu,menfi ruhlu gerici insanlardır.

Hareketlerimizde başarı sağlayabilmemiz için, son dakikaya kadar
kuvvetli ve istikrarlı bir hükümete ihtiyacımız vardır. Bu böyle
bilinmelidir. Bu tutucular güruhu, nutuk çekmekten başka bir şey
yapmaktan aciz gürültücü parolacılardır. Daima, ciddi ve kesin bir
hareket gerektiği zaman, fedakarlık gerektiği zaman, ortada güçsüz
zavallılar olarak kalmışlardır ve kalacaklardır. Bunun en tipik örneği
şimdiki tutumlarıdır: En iyi hareketin Birleşmiş Milletler'e başvurmak
olduğunu teklif ediyorlar. Bu yüzden bunların tecrid edilmeleri ve daima
uzakta tutulmaları şarttır.

Planımızı üyelerimize YALNIZ SÖZLÜ olarak anlatmalıyız. Toplantılar
teşkilatın Alt-Karargahlarında (bölge karagahlarında) yapılmalı ve
üyelerimizin halkımızı aydınlatabilmeleri için, bölge karargah lideri
ile üyeleri, planımız ve niyetlerimiz konusunda iyice aydınlatılmalıdır.
HERHANGİ BİR YAZILI İZAHAT YAPILMAMALIDIR. YUKARIDAKİLERLE İLGİLİ HER
HANGİ BİR DÖKÜMANIN KAYBI VEYA DIŞARIYA SIZDIRILMASI VATANA İHANET SUÇU
SAYILIR. Bu dökümanın açıklanması, ihbarı veya muhalefet tarafından
yayınlanması kadar zararlı ve mücadelemize bu kadar ağır bir darbe
indirecek başka bir hareket düşünülemez.

Üyelerimizin sözlü aydınlatılması dışındaki bütün çalışmalarımız,
bilhassa basındaki yayınlarımız çok ılımlı olmalı ve planımız hiçbir
şekilde ifşa edilmemelidir. Yalnız sorumlu üyeler halka hitab edebilir,
nutuk söyleyebilir beyanat verebilir. Onlar da planımıza temas ederken
kendi şahsi sorumluluklarına ek olarak alt-karargah başkanlarının
sorumluluğu ile hareket ederler. Yazılı plandan söz etmek gerekirse, bu,
alt-karargah başkanlarının izni ile yapılır. Başkanlar yapılacak
konuşmayı veya verilecek demeci iyice kontrol ederler. Hemen şunu de
bildirelim: Böyle bir konuşma veya demecin HİÇ BİR ŞEKİLDE BASINDA VEYA
BAŞKA YAYINLARDA YER ALMASINA İZİN VERİLMEMELİDİR.

İzlenecek taktik: Üyelerimizi ve halkı SÖZLÜ OLARAK aydınlatmak için
büyük çabalar harcanmalıdır. Kendimizi "ılımlı" gösterebilmek için hiç
bir çaba esirgenmemelidir. Hiç bir yazıda, veya basında, veya herhangi
bir dökümanda planımızdan bahsedilmemelidir, böyle bir konuya temas
edilmemelidir. Sorumlu üyelerimiz halkı aydınlatmaya devam edecekler,
moral yükseltmek, halkın mücadele ruhunu takviye etmek için gerekli
çalışmayı -basın veya diğer kanallarla planlarımızı ifşa etmeden- en iyi
şekilde yapacaklardır.

NOT: Bu döküman, alındığı günden itibaren on gün içinde, alt-karargah
başkanının sorumluluğu altında ve bütün kurmay üyelerinin huzurunda
yakılmak suretiyle yok edilecektir. Bu dökümanı kısmen veya tüm olarak
kopya etmek şiddetle yasaktır. Alt-karargahın kurmay üyeleri,
başkanlarının sorumluluğu altında planı alıp inceleyebilirler. Lakin
bölge başkanı dahil hiç bir üye bu dokümanı alt-karagah binasından
çıkaramaz.



Nerde isitsem Adini Gözlerim Gezir Seniiiii


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.ay-maral-can.tr.gg
MaRaLCaN
Admin


Üyelik tarihi : 27/03/10

Mesaj Sayısı : 6713

Rep Gücü : 18340

Rep Puani : 218


MesajKonu: Geri: Yavru Vatan Kıbrıs Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler   Cuma Nis. 01, 2011 11:54 pm

Batkan

AKRİDAS
Olaylardan Kıbrıs Türkü'nü sorumlu tutanlar için, yukarıda açıklanan
belgede bir çok cevap bulunmaktadır. Kimin kurulu düzeni bozmak için
planlar hazırladığı, şu kadar zaman sonra atılacak adımı hesapladığı ve
sonuca dolu dizgin ilerlemek için kan akttığı bu sayede açığa
çıkmıştır. Rum-Yunan ortak cephesi, 1960-1963 devresinde geçirilen tüm
krizlerin nedenini teşkil etmiştir. İstenen, Anayasanın işlemediğini
isbat idi. Bu uğurda belediye, ordu, memur meseleleri, vergiler
üzerinde tartışma yaratılmış, hatta Anayasa Mahkemesi başkanının
yıpratılmasına kadar gidilmiştir. Amaçları, sunduğumuz belgeden de
anlaşıldığı gibi, halk oyu ile Enosisi tahakkuk ettirmektir. Sadece
dikkat edilen husus, Türk müdahalesinin bertaraf edilmesi idi. Nitekim,
Aralık 1963'e yaklaşıldığında, "Garanti Andlaşması"nın silahlı
müdahale hakkı tanımadığı tezinin ortaya atıldığı görülmüştür.

Bu belge ile şunu ortaya koymaktayız: Rumlar Cumhuriyetin devamında
samimi değildir. Rumlar Cumhuriyeti bir ara aşama kabul etmekteydiler.
Bir takım kişilerin Makarios'u bağımsızlığın timsali yapmaları, tepeden
tırnağa kadar hatadır. Makarios, icabında kan dökerek adayı ilhak etmek
kararında idi ve bunu Aralık 1963'de uygulamıştır. Niçin Aralık 1963
seçilmiştir? Yayınlanan belgede de belirtildiği gibi, Cumhuriyet'ten
Enosise geçişi başarabilmek için ortaya konan plan kademe kademe
uygulanmalı idi. Bunun için 1961'de yahut 1962'de silahlı hareket
olamazdı. Çünkü Anayasanın işlemediği isbat edilmemiş, belediye, ordu,
memur meseleleri dışa duyurulmamıştır. Ve uygulama bir sıraya göre
oluyordu.

Siyasi planlama yanında ismi konmaksızın, "Teşkilat" olarak anılmakta
olan bir Rum Yeraltı Teşkilatı kurulmuştur. Kademe kademe gidişin bir
gün silahı gerektireceği zaten kendilerince teslim edilmiştir. Yeraltı
Teşkilatı kurulmuştur. Kademe kademe gidişin bir gün silahı
gerektireceği zaten kendi PATRİS Gazetesinin 22 Ocak 1967 tarihli
sayısında da silahlı Rum teşkilatı hakkında gerekçe şu şekilde
verilmiştir: (Yukarıda geçen (a),(b),(c), ve (d) maddelerini burada da
özetliyerek tekrarlamayı faydalı görüyoruz) "TEŞKİLAT NASIL KURULDU:
Kayıtlar AKRİDAS (Yorgacis) tarafından hazırlanmıştır. Kuvvetli bir
teşkilatın varlığı zaruridir.

Çünkü:
a. Türkler tepki gösterirse ve ani hücumumuz olmazsa, Rumlar arasında
paniğe sebep olacağız. O zaman tamiri imkansız bir durum doğacaktır. Bir
çok bölgeleri kaybetmiş olacağız. Bu bölgeler Türklerin eline
geçecektir. Gayelerimizden biri Türkleri dar bölgelere sıkıştırmaktır.
b. Türklerin, sebeplerini perdeleyerek girişecekleri hareketlerini, kısa
zamanda durdurmak zorundayız. Türkleri birkaç günde bertaraf edersek,
bir dış müdahale imkan dahilinde olmayacaktır. Ve böyle bir müdahale
haklı görülmeyecektir.
c. Yukarıda belirtildiği gibi istenen olursa, ilerdeki hareketlerimiz
kolaylaşacak ve tepki ile karşılaşmayacağız. Çünkü Türkler, tepkilerinin
kendilerine zararı dokunacağını anlayacaklardır.
d. Eğer çarpışma genelleşirse ve adaya yayılırsa yukarıdaki planlara
göre hareket etmeli ve derhal Enosisi ilan etmeliyiz. Çünkü diplomatik
faaliyet için sebep olmayacaktır.


Akridas'ın görüşleri: Tek tehlike dıştan şiddet yoluyla bir müdahale
ihtimalidir. Böyle bir müdahaleye karşı koyabileceğimiz için, maddi
zararımız ağır olmayacaktır. Sadece tamamlanması gereken, siyasi
sahadaki güçlüklerdir". Bu gerekçe ile Cumhuriyetin İçişleri Bakanı
Polikarpos Yorgacis başkanlığında silahlı bir teşkilat kurulmuştur.
Yorgacis "Akridas" takma adını kullanmıştır. Teşkilat, Lefkoşa esas
alınarak kurulmuş ve vuruş kabiliyeti buna göre ayarlanmıştır. Patris
gazetesinin 27 Ocak 1967 tarihli sayısında ilgili evrakın listesi de
verilerek "Genel Harekat Planı" açıklanmıştır. Plan Türk bölgelerinin
kontrol altına alınması ve Türk liderlerinin kaçırılmasını öngörmekte
idi. Esas noktalar şöyle belirtilmektedir.

Plan 1:
(Lefkoşa ve Varoşları Karargahının Harekatı Planı) Lefkoşa ve civarı
"Karargah" adı altındaki bölgeyi teşkil etmektedir. Bölge beş kesime
ayrılmıştır.

Birinci Kesim: Şehrin Batı kesimi (Ayios Pavlos-Ayios Demotios) (Hava alanı yolu)
İkinci Kesim: Eski Şehir (Dereden Mağusa kapısına kadar)
Üçüncü Kesim: Kuzey Kısım (Yenişehir-Kızılbaş)
Beşinci Kesim: İç Kısım (Şehir ve civarlarının diğer kısımları) bu kesime yedek kuvvetler de dahildir.

- Her "kesim", bölge komutanı tarafından idare edilecektir.
- Bu komutan "Karargaha" bağlıdır. "Karargah" aynı zamanda Lefkoşa kazasındaki grupları da idare eder.
- "Karargahın görevi": Türklerin planlı ve plansız her hücumuna karşı,
Kıbrıs Rum halkının can va malını, okulları ve saireyi korumak ve
Türklere karşı büyük çapta misillemeye girişmektedir.
- Her bölgenin komutanı da aynı görevi paylaşır. Ve bu gaye için kuvvetler bulunmaktadır.
Savunma grupları: Türklerin hareketlerini püskürtmek için.
Yedek grupları: Savunma gruplarını takviye için.
Sabotaj grupları: Bu gruplar, Türklerin herhangi bir hareketine karşı, misillemeye giriteceklerdir.
Emniyet grupları: Bu gruplar, binalar çevresinde devriye gezeceklerdir.

Yukarıdakilere ilaveten karagahın emrinde yedek ve sabotaj grupları
bulunmaktadır. Bu gruplar her hangi bir bölgenin imdadına
koşabilecektir.

- Her bölge ve yedek kuvvetler için ayrı harekat planları vardır. Bu planlar, genel planın bir parçasıdır.
- "Karargah", durumu izleyip, yedek kuvvetleri ihtiyaçlı yerlere gönderir.
- "Karargah" Planların engelsiz çalışması için gerekli personeli,
kararlaştırıp herkesi yerine sevkedecektir. Yukarıdakilere ilaveten,
şehir ve civarı karargahı aşağıdaki işleri yapmalıdır:
(Bu kısım Rum yayın organlarınca mahzurlu buluna-rak yayınlanmamıştır).

- Türk semtlerine giritilecek sabatoj hareketleri için genel bir plan
hazırlanmalıdır. Ve plana göre her bölgenin sabotaj grupları faaliyete
geçirilmelidir.
- Daha büyük bir plan hazırlanması ve "karargah'a" bağlı olan grupların bunu tahakkuk ettirmeleri gerekmektedir.
Örnek: Patlayıcı madde taşıyan arabaları uçurmak Benzin arabaları ile yangın çıkarmak v.s.
- Silahsız halkı teşkilatlandırmak ve kendilerine av tüfekleri vermek.
Böylelikle her evde bir av tüfeği bulundurmak ve ailenin emniyetini
temin etmek mümkün olacaktır. Bu takdirde yoldan her geçen Türke atet
edilebilecektir.
Şimdi elde bulundurulmakta olan zırhlıların varlığını tamamiyle gizli
tutmak ve sırası geldiğinde bunları kullanmak önemlidir. Bu zırhlıları
kullanacak kişiler eğitim göreceklerdir".

Rum toplumunun "tetkilatlanması" hakkında 29 Ocak 1967 tarihli Patris
gazetesinde aşağıdaki belge ile yeni bilgiler elde edilmiştir. Önemli
olduğu için tercümesini aynen veriyoruz:

Plan 2:
Lefkoşa ikinci harekat planı

1- Kıbrıs Türklerinin nümayiş yapmaları ve daha sonra Rum semtlerine
girip sabotaj hareketlerinde bulunmaları muhtemeldir. İlaveten ani ve
gizli olarak, bilhassa geceleyin Rum semtlerine, Rumların can ve
mallarına tecavüz etmeleri mümkündür. Ayrıca daha büyük harekatlara
girişimleri muhtemeldir. Aynı zamanda açık veya kapalı yerlerde toplu
halde bulunan Rumlara hücum etmeleri ve hükümete veya fertlerine ait
binaları bombalarla havaya uçurmaları mümkündür.
2- Bölge emirleri: Türk nümayişlerine karşı koymak kudretinde olmalıdır.
- Baf sokağı ve Ermu sokağı güneyinde, Ayluka ve Aykasyanos'taki Rum
evlerini, Türk hücumlarına karşı korumak ve Türklerin Rum semtlerine
akmalarına mani olmak.
- Türklerin harekatları püskürtüldükten sonra Türk semtlerine sızmak ve cetvel 2'de gösterilen hedeflere sabotaj yapmak.
(Cetvel 2 Rum yayın organlarınca yayınlanmamıştır).
- Ermu sokağına yakın Türk evlerini yok edecek durumda olmalıdır. Türk
semtlerine yakın olan önemli binaları kilise, okul v.s.'yi korumak.
- Cimnasyo, Fanoromani Kilisesi ile Fanoromani Okulunu korumak.

3- Eski Şehirdeki bütün Rum semti bu bölge komutanlığına bağlıdır. Ortak bölgedeki sokaklar şunlardır:
Baf, Ermu, Karababa, Ayyakavos, Büyük Konstantin, Yuannu Çimitku, Kraliçe Elizabeth, ayiospridanos, Franro, Su Deposu.
4- Bu bölgeye şu gruplar bağlıdır:
9 Savunma grubu :109 kiti
2 Emniyet grubu : 24
4 Yedek grubu : Normal kadro
4 Sabotaj grubu : 20 kiti
Mevcut Silahlar : 25 otomatik (sten tipi), 2 bren,
19 piyade, 91 av tüfeği, 4 tabanca. Ayrıca
Bazuka, havan ve el bombası.
(Yedek grupların silahları dahil değildir)"

31 Ocak 1967 tarihli Patris gazetesinde Rumların silahlı harekatları ile
ilgili tamamlayıcı bilgi yayınlanmıştır. Aynen aktarmaya devam
ediyoruz:

Plan 3:
Lefkoşa şehri 4.bölge harekat planı:


1- Kıbrıs Türklerinin özellikle Ortaköy, Gönyeli ve Mandrez'den,
Yenişehir ve Kızılbaş bölgelerine büyük ve küçük gruplar halinde sızıp
Rum emlakine karşı mevcut irtibatını kesmeleri, nihayet açık ve kapalı
yerlerdeki Rum topluluklarına hücum etmeleri mümkündür.
2- Bölge emirleri: Bu iki bölgedeki Rumları Türk bölgelerinden gelecek hücumlara karşı korumak.
- Yenitehir'in savunması, normal savunma ile yapılacaktır. Kızılbaş'ın
ise Gönyeli ve Ortaköy'den gelen yolların üzerinde mevziler
yerleştirilerek yapılacaktır.
Görevlerden biri de iki bölge arasındaki irtibatı temin etmektedir. Türk
semtlerinde Cetvel 4'de görüldüğü gibi.(Cetvel 4 Rum yayın
organlarınca açıklanmamıştı)
- "Karargahtan" alınacak emirler üzerinde sabotaj hareketlerinde bulunacaklardır.
Üçüncü bölgedeki grupların Türklere karşı girişecekleri hücumlarda
kendilerine yardım edilecektir. Bu bölge "Doğudadır". Bu bölgedeki Türk
aileleri bertaraf edilecektir.
3- Bölgedeki gruplar:
4 Savunma grubu : 44 kiti
2 Emniyet grubu : 8 kiti
3 Yedek grubu :.....(Rakam gizlenmiştir)
2 Sabotaj grubu :10 kiti
Silahlar : 3 tabanca, 11 otomatik (sten tipi),
1 ağır makineli, 1 bren, 32 av tüfeği,
bazuka ve el bombaları." Yedek
grupların silahları dahil değildir.

1 Tubat 1967 tarihli Patris gazetesinde Rum silahlı teşkilatı hakkında
tamamlayıcı bilgi yayınlanmıştır. Beşinci bölge hakkında bilgi
verilmemiş, altıncıya geçilmiştir.
6- Birinci Savunma Grubu: (Grup komutanının adı verilmedi. Bu grup 16
kişiden kuruludur. Silahları: 2 Otomatik (sten tipi), 1 bren, 11 av
tüfeği ve el bombaları.
Hilarion sokağından, benzin istasyonuna ve oradan Trafik polisine kadar
görev yapacaktıi. Daha sonra Cavella sokağından Kilisenin üstüne kadar
mevzilenip Türklerin sızmasına mani olacaktır. Trafik polisinin
işgalini planlayacak ve "Karargahın" emrinden sonra harekete
geçecektir. Kızılbaş ve Un fabrikasındaki Rumlarla irtibat kurup Girne
yolunun kapanmasını sağlayacaktır.
7- İkinci Savunma Grubu: Bu grubun kuvveti 12 kişidir. Silahları: 1
Bren,1 Otomatik, 1 tabanca, 2 piyade, 7 av tüfeği. (Grup komutanın adı
ile el bombası adedi verilmedi).
Görevi: Truman sokağından, Dangli sokagına kadar mevzilenip, Türklerin
sızmalarına mani olmak. Devamlı olarak buzhanenin önünden Türk okulları
ile civardaki Türk evlerine ateş açılacaktır. Birinci ve üçüncü
gruplarla iplik fabrikası ve buzhane grupları ile irtibat halinde
bulunacaktır. Toplanma yeri iplik fabrikasıdır.
8- Üçüncü Savunma Grubu: Grubun kuvveti 18 kişidir. Silahları: 3
Otomatik (sten tipi), 2 piyade, 13 av tüfeği. (El bombaları ve komutanın
adı verilmedi).
İşgal edeceği mevkiler: Dangli sokağı ile Truman sokağından,
Yenişehir'deki okullar arasındaki bölgeden sorumlu olacaktır. Türklerin
sızmasına mani olacak. Yenşehir'deki okulda, kuvvetli bir mukavement
kuracaktır

Devamlı atışla, Tepedelen sokağı kontrol edilecektir. Kaymaklı'nın
batısında olan gruplara yardım edecek durumu yaratacaktır. Ateş saha ile
Kızılbaş grubuyla irtibat temin edecektir. Toplanma yeri isidoru
sokağıdır".
Gazete 9 ve 10. maddeleri yayınlamaktan sakındı.
11- Birinci Yedek Grupları: Bu gruplar tam kadrolu ve silahlı olup, ismi
verilmeyen bir komutanın emrindedir. Bölge komutanı tarafından emir
alır almaz derhal sabotaj hareketlerine girişecektir. Dangli sokağının
doğusundaki Türk semtine sızma yapacak ve cetvel 4'teki gibi, (cetvel 4
Rum yayın organlarınca yayınlanmadı) sabotaj hareketleri yapacaktır.
Toplanma yeri Saray Sokağıdır.
12- İkinci yedek grubu: Yenişehir
Tam kadrolu ve silahlıdır. Emir verilince şu görevleri yapacaktır:

İkinci grupla beraber Yenişehir'de kalan Türk ailelerini bertaraf
edecektir. Bir ve İkinci savunma gruplarını takviye edecektir.
"Karargahtan" emir çıktıktan sonra Trafik polisini işgal için birinci
gruba yardımcı olacaktır. Güney ve batıdaki Türk semtlerine sızacak,
cetvel 4'deki gibi sabotaj hareketleri yapacaktır. Toplanma yeri Bidinu
sokağıdır.
Aşağıdaki savunma gruplarını teşkilatlandırmak ve silahlamak, bu bölgenin sorumluluğundadır:

Un fabrikası, İplik fabrikası, Buz fabrikası, Dianellos Tütün fabrikası.

Bu grupların kadrosu ve silahları yeterli derecede tutulmalıdır.
Kadrosu, bu fabrikalarda çalışan işçilerden olacak ve silahlar bu
fabrika sahipleri tarafından satın alınacaktır. Fabrikaların savunma
grubu komutanları, Kızılbaş ve Yenişehir'deki gruplarla temas edip,
birbirlerine yardımcı olmaya çalışacaklardır. Fabrikaların gözetimi
daimi olacaktır. Silahlar şimdiden fabrikalarda saklanacaktır".














Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Mart 1964 tarihli kararın önemi nedir, Yeşil Hat ne zaman çizildi?

Saldırıların sürmesi
üzerine 24 Aralık 1964'de bir toplantı yapan Türkiye Hükümeti, ateş-kes
anlaşmasına uyulmaması halinde ateş-kesin Türk Silahlı Kuvvetleri
tarafından sağlanması yönünde bir karar aldı. Ancak saldırılar yine
durmadı, tam aksi, Yunan Alayı da saldırılara katıldı. Küçük Kaymaklı
düştü. Lefkoşa'ya saldırılar yoğunlaştı. Bunun üzerine 25 Aralık
1963'de, Türk Savaş uçakları Lefkoşa üzerinde alçak uçuşlar yaptı. Bir
müdahaleden korkan Rumlar, İngiltere'nin arabuluculuğu ile bir ateş-kesi
kabul etti.


27 Aralık günü bir İngiliz generalin komutasında üç garantör ülkenin
askerleri "Barışı Koruma Kuvveti" adı altında göreve başladı. Bu arada
30 Aralık günü görevli İngiliz general tarafından mevcut durum
çerçevesinde YEŞİL HAT çizildi. Bu hat, Lefkoşa'nın Türk ve Rum kesimini
ayıran ve Rum saldırılarının durdurulduğu hattı. Yeşil bir kalemle
çizildiği için adına YEŞİL HAT denmişti. Diğer yandan Denya, Ayvasıl,
Şillura köyleri işgal edildi. Ayvasıl köylüleri toptan kadledilerek
toplu mezara gömüldüler. 24 Aralık günü yer alan bu katliamda 21 sivil
insan katledildi.

1 Ocak 1964'de ise Makarios 1960 anlaşmalarını tek yanlı olarak
feshettiğini açıkladı. Ardından Şubat ayı içinde Arpalık, Limasol, Baf,
Mağusa, Poli Türkleri saldırıya uğradı. Bunun üzerine Türkiye 13 Tubat
1964'de Güvenlik Konseyi'ne bat vurdu. Güvenlik Konseyi 4 Mart 1964
tarihinde bir karar aldı. Bu kararda Kıbrıs'ta durumu kötüleştirecek
davranışlardan kaçınılması, bu amaçla bir BM. Barış Gücü kurulması ve
bir arabulucunun tayini istenirken "Kıbrıs Hükümeti"nden şiddet ve kan
dökülmesini önleyecek her türlü tedbiri alması isteniyordu. İşte bu
"Kıbrıs Hükümeti" ifadesidir ki, yasadışı Rum yönetiminin yasal Kıbrıs
Hükümeti olarak tanınmasını sağlamıştır. Çünkü bütün dünya bu karara
dayanarak yasal hükümet olarak devleti ele geçiren Rum yönetimini
tanıdı. Türkiye de, gerek Kıbrıs'ta Türk kanı akıtılmasını önlemek için
bir an önce ateş-kes olmasını sağlamak, gerekse Güvenlik Konseyi
üyelerinin kendisine Rumları yasal hükümet olarak tanımayacakları
şekilde verdikleri güvenceye dayanarak, bu karara olumlu oy vermiştir.
BM Güvenlik Konseyi üyeleri ise verdikleri sözleri tutmayarak, gayrı
meşru, gaspçı Rum idaresini tüm Kıbrıs'ın meşru hükümeti olarak
tanımıştır. Bundan sonra bu karar gaspçı Rum idaresinin Kıbrıs hükümeti
olarak tanınmasını sağladığı için anlaşmanın önündeki en büyük engel
olmuş, bizim yalnızlığa itilmemize neden olmuştur.



Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



BM Barış Gücü adaya ne zaman gelmiştir ve fonksiyonları ne olmuştur?

4 Mart 1964 tarihli
meshur kararın alınmasından sonra, bu karar uyarınca bir BM Barış Gücü
Ordusu kurulması çalışmaları başladı. BM Barış Gücü Ordusuna asker
verecek ülkeler hazırlıklarını sürdürürken, Rum, liderliği, Barış Gücü
askerleri adaya gelmeden önce mümkün olduğu kadar çok Türk köyünü ele
geçirmek için Mart ayı boyunca saldırılarını sürdürdüler. Baf, Malya,
Yayla, Larnaka, Bağlarbaşı, Kazafana, Gaziveren, Lefkoşa Türk bölgesi
yoğun saldırılara uğradı, ağır kayıplar verildi. Bu arada 17 Mart
1964'de Barış Gücü'nün (UNFICYP) kurulması tamamlanmış, 24 Mart'ta
Sakari Tuomiojia arabulucu olarak atanmış, 27 Mart 1964'de ise BM Barış
Gücü göreve başlamıştı. Ne ki, Nisan ayı içinde de saldırılar durmuyor
ve Erenköy, Lefkoşa, Boğaz,bölgeleri saldırıya uğruyor, yollardan
alınan Türkler kurşuna diziliyor, köylere yapılan saldırılar sonucu,
onbinlerce Türk daha salim bölgelere göç etmeye devam ediyordu. Bu
dönemde tam 103 köyden onbinlerce Türk göç etmiş, 1203 yaralı, 203 kayıp
ve 500'ü üzerinde şehit verilmiş, büyük oranda maddi kayba
uğranılmıştı. BM Barış Gücü ise saldırıya uğrayan Kıbrıs Türklerine
yardım edeceği ve saldırıları durduracağı yerde, Rum liderliğine
yardımcı bir tavır içinde giriyordu. BM'nin sadece yaptığı; saldırılar
başladığı zaman aradan çekilmek ve dışarıdan bir gözlemci gibi,
ölenlerle yaralananların kendine göre raporunu tutmaktı.

Türk bölgelerine girişlerde kurulan barikatlarda, sivil halkın, insan
haklarına aykırı ve insanlık onurlarını yaralayıcı bir şekilde
aranmasına seyirci kalınıyor, Rum yönetiminin izin verdiği oranda, açlık
çeken bölgelere sadece yiyecek götürülmesine aracılık ediyordu. Bu
durum 26 Nisan 1964'de yapılan büyük bir mitingle protesto edilerek
BM'nin tarafsız davranması istendi. 20 Haziran 1964'de ise BM Barış
Gücünün ilgisizliğini protesto için kayıp aileleri büyük bir miting
yaptı. Bu durum Barış Gücünün Türklerin güvenliğini sağlayamayacağını
ortaya koydu.




Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Erenköy Direnişi nedir? Türkiye'nin ilk fiili mücadelesi ne zaman olmuştur?

Rum saldırılarının
başlaması ile birlikte Erenköy merkez olmak üzere Süleymaniye, Alevkaya,
Bozdağ, Mansura ve Erenköy'den oluşan bir Türk kantonu meydana
gelmişti. Rum EOKA çeteleri bu kantonu işgal etmek için Nisan ayından
itibaren düzensiz saldırılara başladılar. Ne var ki gördükleri şiddetli
direnç yüzünden bu saldırıları başarıya ulaşmadı. Bu arada ingiltere ve
Türkiye'de yüksek öğrenimde bulunan Kıbrıslı Türk gençler de, 40-50
kişilik, gruplar halinde önceleri sandallar, daha sonraları ise
hücumbotlar aracılığı ile Erenköy bolgesine çıkarak köylülerin
oluşturduğu savunma cephesine katılmaya başladılar. Diğer yandan
Erenköylü balıkçılar da küçük sandalları ile ANAMUR'a giderek, silah ve
cephane getirmeye başladılar.

Bu silah getirme işine TMT sözlüğünde BEREKET, silah getirenlere de
BEREKETÇİ deniyordu. Getirilen silahlar gizli olarak tüm adadaki direniş
ve savunma yuvalarına dağıtılmaktaydı. Denebilir ki Türk Halkının
saldırılar karşısında yok olmamasının en büyük etkeni, Erenköy'lü
balıkçıların getirdiği bu silahlardı.

Bu arada 9 Haziran 1964'de adaya gelen Grivas, Nisan ve Mayıs ayları
boyunca süren saldırılarla bir sonuç alamayan Rum-Yunan birliklerinin
başına geçti ve Yunan Genel Kurmayı tarafından Başkomutanlığa atandı.
Grivas, ilk olarak 5 Ağustos'da Mansura ve Bozdağ'a, ardından Selçuklu
ve Alevkaya'ya saldırdı. 10 binin üzerinde bir kuvvetle tank ve topçu
desteği ile gerçekleşen saldırılar sonucu, bu köyler düştü, mücahitler
ise Erenköy'e çekildi. 30 km.'lik bir cepheyi savunan 500 üniversiteli
ile 200 köylü mücahit, Erenköy'de son savunmayı yaparken, 8 Ağustos'da
Türk jetleri sınırlı bir polis harekatı gerçekleştirildi. Bu harekat,
saldırılar durdurmayınca operasyon 9 Ağustos'da da devam etti. Sonuçta
Rum Yunan ordusu, ateş-kesi kabul etti, ancak işgal ettikleri
bölgelerden de geri çekilmediler. Türkiye'nin bu harekatı, Rum
liderliğine, Enosisin gerçekleştirilmesine Türkiye'nin izin
vermeyeceğine dair kesin bir ihtar oldu. Ve bu direniş Enosis canavarına
vurulan İLK HANÇER oldu. Olayın en önemli yanı ise Türk köylerine
yapılan saldırıları izleyen BM Güvenlik Konseyi'nin derhal toplanarak
Türkiye'ye "Dur" çağrısı yapmasıydı. Rum saldırıları sürerken onlara
"Dur" çağrısı yapma gereğini duymayan BM'nin bu tutumu, tarafsız
davranmadıklarının ve Türk halkının güvenliğini sağlayamayacağının
kanıtıydı.









Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



AKEL'in 1963 saldırılarına ilişkin tavrı neydi?

Her zaman şövenizme
karşı çıktığını ve uzlaşmaz olanın Türk liderliği olduğunu söyleyerek,
Türklere karşı dostluk politikası güttüğünü iddia eden komünist AKEL
Partisi liderleri, Rum çetecilerinin Türklere yönelttiği saldırılara
karşı hiçbir tepki göstermediler.


Nitekim AKEL MERKEZ Komitesi'nin 14 Mayıs 1964 tarihli bildirisinde şöyle deniyordu:

"Kıbrıs Rumlarının kurtuluş mücadelesi, şüphesiz ki Türk dostlarımızın gerçek çıkarlarına hizmet edecektir".


Hiç şüphesiz AKEL "Kurtuluş"dan ENOSİSİ anlamaktaydı. AKEL Merkez
Komitesi'nin Acheson planına ilişkin olarak 8 Ağustos 1964 tarihinde
yaptığı bir açıklamada ise şöyle deniyordu: Kıbrıs halkının isteği
emperyalist NATO ile birleşmek değil, Yunanistan'la olacak birleşmedir.
Yunanistan'la olacak birleşmeye EVET, NATO ile olacak birletmeye
HAYIR".

Yine AKEL eski Genel Sekreteri Papayuannu 22 Ağustos 1964 tarihinde,
Ortadoğu Haber Ajansı ile yaptığı söyleşide ise şöyle diyordu:
"Partimiz, her zaman Enosisten yana olmuştur. Kıbrıs Halkı, kendi
geleceği için karar verme zamanı geldiğinde biz Enosisten yana oy
kullanacağız".

Papayuannu 8 Eylül 1964 günü Associated Press'e verdiği demeçte de şöyle diyordu:
"Partimizin politikası her zaman için Yunanistan'la birleşme yolu ile milli rehabilitasyondan yana olmuttur".


Papayuannu, 16 Eylül 1964 tarihli Merkez Komitesi toplantısında yaptığı
konuşmada self-determinasyon hakkından ne anladığını açıklıkla ortaya
koyarak şöyle diyordu:
"Kendi kaderini tayin hakkını kullanmak, Kıbrıs'ın Yunanistan'la birleşmesi için oy kullanmak demektir".

Aynı doğrultuda bir açıklama da AKEL Merkez Komitesi'nin Plaza Raporuna
ilişkin olarak 5 Nisan 1965 tarihli bildirisi ile yapılmıştır:
"Anti-emperyalist Ulusal Kurtuluş Savaşı mücadelemiz değişmemiştir. Bu
hedef, kendi kaderini, tayin hakkını kullanması ile Kıbrıs'ın anavatan
Yunanistan'la birleşme hedefidir.

Kıbrıs Türklerine yoğun saldırılar olurken, AKEL'in Enosisten başka söz etmemesi, bu partinin gerçek yüzünü göstermekteydi.











Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Cumhuriyetin yıkılmasında Yunanistan'ın sorumluluğu nedir?


Bağımsız Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin devamını sağlayacak garantörlerden biri olarak
Yunanistan, bu bağımsız Cumhuriyetin çökmesinde baş sorumlulardan
biridir. Çünkü Yunanistan, Cumhuriyeti yıkmayı amaçlayan Rumların
silahlanması, eğitilmesi ve örgütlenmesi için her türlü askeri yardımı
sağlamıştır. 1964'de gizlice, adaya takviye edilmiş 20000 kişilik bir
tümen çıkaran Yunanistan'dır. Örneğin Yunanistan Savunma Bakanı
Garafulyas, 28 Mayıs 1964'de Grivas'a gönderdiği bir mektupta şöyle
diyordu:
"... Bu amacı gerçekleştirmek için hükümetim, başından beri hemen her
gün Kıbrıs'a top dahil, her türlü savaş malzemesini göndermekle
yetinmemiş çok sayıda subay da göndermiştir".

Yine Garafulyas'ın Cumhuriyetin iç güvenliğini sağlamakla görevli
İçişleri Bakanı Yorgacis'e gönderdiği 30 Haziran 1964 tarihli bir başka
mektupta ise şöyle denmektedir:
"Yine biliyorsunuz ki ilk andan Kıbrıs'a her türlü savaş malzemesini göndermeye başlamıştım".

"... Kıbrıs'a 10 bin kişilik daimi bir ordu ile 5-6 bin yedek kuvveti
silahlandırabilecek top, tanksavar ve ağır silah dahil her türlü silahı
göndermiş bulunuyoruz. Bu kuvvetleri yönetmek için adaya 300 kadar
subay da gönderdim. Eğitilmek için Atina'ya 500 kadar öğrenci
gönderilmesi üzerine, Kıbrıs'a, onlarlar birlikte asker gönderme
olanağı buldum. Şunların hazırlanması gereğini bildirmiştim: Bir gecede
Karpaz bölgesi de dahil bütün ada sathının temizlenmesi için bir plan
hazırlanması..."

Yine Yunan Savunma Bakanı Garafulyas bir başka raporunda ise, Ağustos
1964'de Enosis planı hazırladığını belirterek,şöyle diyordu: "... Bu
düşünceler beni, mevcudiyeti tehlike yaratan ve kanamakta olan bir
yarayı tedavi için tek yol, olarak, Enosisi tek yanlı ilan etmemiz
gerektiği sonucuna sevk etmiştir..."Garafulyas raporunda daha sonra
muhalefet partilerinin de katıldığı bir toplantıda "bu planın kabul
edildiğini, Makarios'un da bunu onayladığını ve bu durumu Başbakan
Kostopulos'a bildirdiğini" yazıyor...

Yine bu arada Andreas Papandreu'nun yazdığı "Namlunun Ucundaki
Demokrasi" adlı kitapta da, babası Yorgo Papandreu'nun adaya 20 bin tam
teçhizatlı Yunan askeri gönderdiği belirtilmektedir.1964'de
gerçekleştirilen fiili Yunan işgalini saptayan BM belgelerinde ise böyle
denmektedir:
"19... Son raporumdan bu yana Yunanlı asker ve subayların sayısında
artış olup olmadığı konusunda BM kesin bir bilgi elde edememiştir.
Kamuoyuna göre komuta yapısı, milli muhafız ordusunun birer üyesidir"
(S/7350 June 1966)

"22... Adadaki Yunan Alayı'nın dışında her rütbedeki Yunanlı askerler
adada bulunmaya devam etmektedirler. Rum Milli Muhafız Ordusu
üniformalarını giyen bu askeri personelin kesin sayısı hakkında BM'nin
elinde kesin bir bilgi bulunmamaktadır.

"Mağusa'nın kuzeyindeki küçük Boğaz limanının adadaki Yunanlı subay ve
askerlerin yeni birliklerle değiştirilmesi amacıyla kullanıldığına
inanılmaktadır. (S/7969 Haz. 1967).

"24... 11 Temmuz 1967 tarihinde bir yasa geçiren Temsilciler Meclisi,
timdiye dek örtülü olarak Milli Muhafız Ordusu'na komuta eden Yunan
ordusu subaylarına yasal statü sağladı".

"Bu yasa Rum Bakanlar Kurulu'na Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olmayan
birini Rum Milli Muhafız Ordusu Komutanlığı'na atama yetkisi veriyordu".


"Bu yasa ile Yunanlı subay ve askerler Milli Muhafız Ordusu yönetimine
atanabilecekler, ancak herhangi bir disiplin suçu için Kıbrıs askeri
mahkemelerinde yargılanamayacaklardı".

"41... BM gözlemcileri, Kıbrıs hükümetinin Temmuz ayı boyunca Limasol
limanından büyük miktarda silah, askeri teçhizat getirdiğini tesbit
etmişlerdir. Aynı yoldan Yunanistan'dan da 5.000 kişi adaya
getirilmiştir. Adaya getirilen silah ve askeri teçhizatın 1.000 kasa
içinde yaklaşık 3.000 ton civarında olduğu tahmin edilmektedir". (S/6228
Mart 1965).

"37... Büyük çoğunluğu stratejik önemi haiz malzeme, Mağusa'nın 16 mil
kuzeyinde olan Boğaz bölgesindeki yeni limandan adaya sokulmuştur. Bu
malzemelerin ada içine nakli ise 10 Eylül 1965 tarihli anlaşmaya aykırı
olarak BM'den habersiz bir şekilde yapılmıştır". (S/6228 Mart 1965).

"24... Hükümet silahlı kuvvetlerinin etkili bir çoğunluğu, Kıbrıs'taki
Yunan subayları ve askeri personelle takviye edilmiş ve bunlar Milli
Muhafız Ordusu ile bütünleşmişlerdir. (S/7191 Mart 1966).

"74... Kıbrıs'ta iki toplum arasındaki gerginliğin artmasındaki en
önemli faktör, Kıbrıs Hükümeti (Kıbrıs Rum Hükümeti) tarafından adaya
silah, cephane ve askeri araç getirilmesidir". (S/7191 Mart 1966).

"21... Rum Milli Muhafız Ordusu'nun yaptığı tatbikatlar ve ordudaki
hareketlilik, normal eğitimlerinin dışında oldukça artmıştır. (S/11294
Mayıs 1967)

"25... Yeni yasa ile adada bulunan Yunan askeri personeli Kıbrıs'taki
Yunan Alayı'nın bir parçası değildir. Ve BM Barış Gücü'nün de bunların
sayıları ve nerede olduklarına ilişkin kesin bir bilgisi yoktur. Fakat
hükümetin silahlı güçleri içinde önemli bir yerleri olduğuna
inanılmaktadır. Ve yine bunların Mağusa'nın kuzeyindeki küçük Boğaz
limanından değiştirildikleri bilinmektedir.

Daha önce de gizli deniz hareketleri saptanmıştı. (Bak. S/7969 para 22. S/8286 December 1967).


"25... Bilindiği gibi binlerce Yunan askeri, beraberinde askeri
teçhizatları, askeri araç ve tankları olduğu halde adayı terk
etmişlerdir. Bunların hükümetin silahlı güçlerinin bir parçası olduğuna
inanılmaktadır. Çok sayıda Yuanlı subay ve askerin Rum Milli Muhafız
Ordusu'nun çeşitli yönetici kademelerinde görev yaptığı bilinmektedir.
Fakat BM Barış Gücü bunların sayılarını tesbit edebilecek durumda
değildir". (S/8446 Mart 1968).

Bu arada eski Yunan Başbakanı Andreas Papandreu da "Namlunun Ucundaki Demokrasi" adlı kitabında şöyle diyordu:
"O zaman Yunan ordusunda Tuğgeneral olan Grivas, Kıbrıs Türklerine karşı
gelecekte yer alacak askeri çatışmaları tanzim etmesi maksadı ile
Kıbrıs'a yollandı. Aynı zamanda Yunanistan'dan askeri birlikler
getireceğine söz verdi ve sözünde durup bu askerleri gizlice Kıbrıs'a
çıkardı. Bu işi yönetmeyi Savunma Bakanı Peter Garafulyas üstlendi.
Meşhur gazeteci Takis Theodorlecoplus'a göre Garafulyas karanlık altında
fevkalede bir darbe yapmayı başardı. Küçük yatlar ve balıkcı
sandalları kullanarak 9.000 adam ve 950 subay tamamıyla hazırlanmış ve
pek iyi silahlanmış bir şekilde Kıbrıs'a çıktı".



Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



1964-1974 Döneminde Türk halkının yaşantısı nasıldı? Yasak maddeler listesi neydi?

Kıbrıs Türk halkının
1964 saldırılarından sonra Devletin tüm organlarından dışlanması ve 11
yıl sürecek insanlık dışı bir kuşatma altında yaşamaya zorlanması,
olumsuz etkisini her alanda gösterdi. Göçmen olan 30 binden fazla Türk,
çadırlarda, sinema salonlarında okullarda barınmak zorunda kaldı...
Türk Halkı üretimden koptu. Her yaştan tüm erkekler elde silah can
güvenliklerini korumak için mevzilere doldu. Adanın % 3'lük bir
bölümündeki kuşatma boyunca, dış dünyadan soyutlanan Kıbrıs Türklerinin
haberleşmesi, ulaşımı, ekonomik ilişkileri tümü ile yasaklanmıştı. Türk
bölgelerine mektup gelmesi, mektupların dış dünyaya ulaşması yabancı
turistlerin Türk bölgelerine geçmesi bütünü ile engellenmekteydi. Ulusal
gelir günden güne düşerken, Türk Halkı sadece Türkiye Cumhuriyeti'nin
gönderdiği yardımlarla ayakta durabilmekteydi. Yıllarca her Kıbrıslı
Türk kamu görevlisine 30 KL. maaş eşit olarak verildi. Bu para Anavatan
Türkiye'nin gönderdiği maddi yardımdan sağlanmaktaydı. Yiyecek doktor
ve ilaç ihtiyacı bütünü ile Türkiye'den Kızılay'ın gönderdiği yiyecek,
doktor ve ilaç yardımları ile karşılandı. Bu arada Kızılay, tam
teşekküllü bir hastahaneyi de hizmete soktu... Diğer yandan açlığa
mahkum etmekle Türk toplumunu çökerteceğini sanan Rum liderliği,
aralarında çividen, bot bağına kadar her çeşit malzemenin bulunduğu tam
37 çeşit malın Türk bölgelerine girişini yasakladı. Rum liderliği bu 11
yıl boyunca Türk halkının bütçedeki hakkını, dış yardımların tümünü
gasbetti. Vergileri topladı ama, Türk bölgelerine tek bir kuruşluk
yatırım yapmadı... Yol, su, elektrik, sağlık hizmetlerinden
yararlandırmadı. Halkımız utanç barikatlarında onur kırıcı yoklamalara
maruz kaldı. Türk halkı bütün bu ağır koşullara karşın teslim olmadı,
direnişini sürdürdü. Bu insanlık dışı koşullar 1974 Türk Barış
Harekatı'na kadar devam etti.









Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Yasak Maddeler Listesi:


Yıllarca Türk bölgelerine girişi yasaklanan ve 37 çeşitli eşyayı içeren liste şuydu:

1. Demir ve demirden araçlar ve etyalar
2. Çelik ve çelik ürünler
3. Kereste ve kereste çivisi
4. Taş, kum, çakıl, çimento
5. Tel
6. Kamuflaj ağı
7. Kablo
8. Tel kesiciler
9. Mayın arayıcıları
10. Patlayıcılar
11. Telsizler, radyolar
12. Telefonlar
13. Saçma
14. TNT, dinamitler
15. Detonaforler
16. Kükürt
17. Amonyum Nitrat
18. Çelik yün
19. Akaryakıt
20. Oto yedek parçaları
21. Oto lastiği
22. Akü ve bataryalar
23. Dikenli tel
24. Ölçümlü aletleri
25. Yangın söndürücü
26. Torba çetitleri
27. Çizme, çizme çivisi, deri, çizmebağı
28. Lastik ökçe
29. Haki kumat
30. Eldiven
31. Deri ceket
32. Çorap
33. Palto ve yağmurluk
34. Yünlü maddeler
35. İthal kömür
36. Termos
38. Plastik boru



Nerde isitsem Adini Gözlerim Gezir Seniiiii


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.ay-maral-can.tr.gg
MaRaLCaN
Admin


Üyelik tarihi : 27/03/10

Mesaj Sayısı : 6713

Rep Gücü : 18340

Rep Puani : 218


MesajKonu: Geri: Yavru Vatan Kıbrıs Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler   Cuma Nis. 01, 2011 11:56 pm

Rum baskıları BM belgelerine nasıl yansıdı?

Rum saldırılarını ve
insanlık dışı davranışlarını çok yakından izleyen BM Genel Sekreteri,
gözlemlerini sürekli olarak BM Genel Kurulu'na aktarmış ve bu insanlık
dışı uygulamaları örnekleri ile belgelemiştir. Türk halkının 1964-74
döneminde çektiği ekonomik sıkıntıları uygulanan ekonomik ablukaları, ve
bilinçli olarak nasıl geri bıraktırıldığını anlamak için BM Genel
Sekreteri'nin sunduğu raporlara göz atmakta yarar vardır. Bu raporlar,
dikkatlice incelendiği zaman, Türk halkının içine itildiği, 11 yıl
boyunca yaşamak zorunda bırakıldığı ekonomik durum ve bu durumun 1974
sonrasının özgürlük ortamı ile mukayese bile kabul etmeyeceği ortaya
çıkar.

Şöyle diyordu BM Genel Sekreteri raporlarında:
S/5950 10 Eylül 1964 tarihli raporun 140. paragrafı "Yılın birinci
yarısında tarım ve endüstride meydana gelen zararlara ilaveten, Türk
toplumu başka gelir kaynaklarını kaybetmişti ve bunlar içerisinde Kıbrıs
hükümetinde ve Kıbrıs Rum bölgelerinde olan kamu ve özel firmalarda
çalışmakta olan 4.000 kişinin maaşları da vardır."

"Türk Cemaat Meclisi tarafından yayınlanan rakamlara göre Kızılay'dan şu veya bu şekilde yardım alanlarının sayısı 56.000'di"
31 Mayıs 1973 tarihli S/10940 sayılı raporun 67.paragrafı.


"Tekrar gözden geçirilmekte olan zaman zarfında yaşadıkları yerlerden
göç eden Kıbrıslı Türklerin problemlerinin halledilmesine doğru hemen
hemen hiçbir ilerleyiş olmamıştır".
S/10842 sayılı 1 Aralık 1972 tarihli raporun 48. paragrafı.

"Kıbrıs Türk göçmenlerinin genel problemlerinin çözümü için hiç
ilerleyiş olmamıştır. Lefke kasabasında bulunan Türk köyü Yağmuralan'ın
tekrar yerleşime açılması "hükümet" tarafından reddedildi".
S/5950 sayılı 10 Eylül 1964 tarihli raporun 205. paragrafı.

"Gerçi Kıbrıs Türk bölgelerinde açlık görünmedi. Bu kısıntılara tabi
tutulanlarda ciddi rahatsızlıklar oldu ve bazı meselelerde şartlar
zorluk safhasına erişti".

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Güvenlik Konseyi'ne sunduğu UN Doc.
S/8286 sayılı ve 8 Aralık 1967 tarihli raporunda şunları söylüyordu:
"Aralık 1963'te başlayıp da 1964'ün başlarına kadar devam eden
olaylarda, sadece arabalarında ve yanlarında taşıyabilecekleri kadar
eşyaları ile kendilerine göre daha güvenli olarak gördükleri Türk köy ve
bölgelerine sığındılar".

Genel Sekreter, 10 Eylül 1964 tarih ve UN Doc. S/5950 sayılı raporunda ise şöyle diyordu:
" 180. BM Kıbrıs Barış Gücü, adada olayların hüküm sürdüğü dönemde
meydana gelen zararları saptamak açısından ayrıntılı bir araştırma
yaptı. Çoğu Türk veya karma olan 109 köyde 557 ev tahrip edildi, 2.000
ev de zarara uğratıldı ve tahrip edildi. Kasabada 38 ev ve dükkan
tamamen, 122 adet ise kısmen tahrip edildi. Lefkoşa'nın K. Kaymaklı
köyünde 50 ev tamamen tahrip edilmiş olup, aynı yöre çevresinde ise 240
ev kısmen tahrip edildi".

10 Eylül 1964 tarihli ve S/5950 sayılı rapordan;
"222 -Durum endite yaratmaktadır. Kıbrıs'taki Türk toplumuna uygulanan
ekonomik kısıtlamalar, "Kıbrıs Hükümeti'nin" ekonomik baskı yoluyla
olası bir çözümü zorlayarak kabul ettirmeye çalıştığını gösterir".

"188 - UNFICYP'nin üzerinde duracağı problemler arasında en önemlisi
ekonomik kısıtlamalar sorunudur. Bu kısıtlamalar, Kıbrıs Türk toplumuna
olan olumsuz etkisi ve adadaki hukuk düzeninin korunmasını olanaksız
hale getirmesi nedeniyle özel önemdedir".

"189 - 21 Aralık 1963'de başlayan karışıklıklardan itibaren Kıbrıslı
Türklere 15 Haziran tarihli raporumda da açıkladığım, çeşitli
kısıtlamalar uygulanmıştır. Kısıtlamalar ve Türklere yapılan ayırım
nedeni ile yollarda dolaşım özgürlüğüne sahip değiller, toplumun
temsilcileri zor durumda bırakılıyor ve hiç ekonomik faaliyette
bulunmuyorlar. Bu raporda daha önce de belirtildiği gibi UNFICYP kararlı
olarak çeşitli alanlardaki zorlukları ortadan kaldırmaya çaba
sarfetti. O dönemde, yaklaşık 25.000 Kıbrıslı Türkün göçmen durumuna
düşmesiyle işsizlik çok yüksek düzeye çıktı ve buna bağlı olarak Türk
toplumunun gerçekleştirdiği ticaret önemli ölçüde azaldı".

"191 - Temmuz ayının ortalarında hükümet, Kıbrıs Türk toplumuna daha
fazla zorluk yaratmak için iki önlem daha aldı. 17 Temmuz'da UNFICYP'e
resmen 25 maddenin daha Kıbrıs Türk bölgelerine girmesinin
yasaklandığını bildirdi. Bu maddeler çimento, demir, elektirikli
malzemeler, bataryalar, odun, otomobil aksesuarları, lastikler, kimyasal
maddeler, akaryakıt v.b. idi. Ayrıca Kızılay'ın yaptığı yardımlara da
kısıtlamalar getirilmiştir".

"192 - Aralık 1963'den beri 6 gemilik Kızılay yardımı Türk Cemaat
Meclisi aracılığı ile dağıtım yapılması için gönderildi. Bu malzemelerin
çoğunu tıbbi malzeme ve ilaçlar, un ve diğer yiyecek maddeleri
oluşturmaktaydı. 5 gemi Temmuz 1964'den önce geldi ve boşaltıldı, fakat
6. gemi 15 Temmuz'da geldiğinden geminin boşaltılmasına zorluklar
çıkarıldı. UNFICYP tarafından yapılan yoğun girişimler sonunda hükümet
bu malzemelerin boşaltılmasına izin verdi. Fakat bunlardan gümrük talep
etti. Türk toplumu bu yardım malzemelerine gümrük ödemeyi reddettiği
için, boşaltılan mallar sadece gümrükten muaf olan mallardır. Bunun bir
neticesi olarak 900 tonluk kargodan sadece 390 tonu boşaltılmıştı.
Hükümet ayrıca bu gelen yardım malzemelerinin dağıtımını da kontrol için
ısrar ediyordu. UNFICYP'in bu konuda yaptığı birçok başvuru da
başarısız oldu. UNFICYP'in Kızılay konvoylarına refakat etme
girişimlerine de sık sık engeller çıkarılıyordu".

"194 - K. Türk toplumu liderleri hükümetin bu yeni kısıtlamalarının Türk
halkını açlığa mahkum etmedeki kararlılığını gösterdiğini belirttiler
ve Cumhurbaşkan Muavini Dr. Küçük bu kısıtlamaları şiddetle protesto
etti.

195 - Bu hükümet girişimlerinin çok ciddi gelişmelere yol açacağının
bilincinde olan UNFICYP hükümetin dikkatini bu ek kısıtlamaların
yaratacağı tehlikelere çekti.

Aynı zamanda uluslararası Kızılhaç örgütü ile sıkı bir işbirliği yaparak
gelen ve zaten kısıtlanmış olan yardım malzemelerinin dağıtımı için
gerekli başvuruları yaptı. Fakat bu girişimler 5-10 Ağustos 1964
tarihinde Erenköy çarpışmaları ile sona erdi ve Türk toplumuna yapılan
yardımlar durduruldu. Gıda ve diğer gerekli malzemelerin yokluğu
bilhassa Erenköy ve bütün Baf bölgesinde çok ciddi sorunlar yarattı ve
Türkler insancıl açıdan UNFICYP'in ve Kızılhaç'ın Lefke ve Koççina'ya
acil yardımlar yapması için başvurdu.

"196 - Dillirga savaşından sonraki durum:
Dillirga savaşından sonra hükümet Kıbrıs Türkleri tarafından Lefkoşa,
Koççino ve Limnidi'de kontrol edilen bölgelere tüm yardımların
durdurulacağını ilan etti".
Bu ilandan sonra bu bölgelere girecek olan gıda ve diğer elzem malzeme
konvoylarının hedeflerine gitmeleri engellendi. Şayet bu çok aşırı
önlemler devam ettirilirse, Türklerin durumu dayanılmaz olacak ve
Türklerin silaha başvurmalarını gerekli kılacak".

197 - Özel temsilcim ve Barış Gücü Komutanı üzüntülerini hükümete
bildirdiler ve ekonomik kısıtlamalardaki herhangi bir artışın çok ciddi
sorunlara yol açacağını bildirdiler. Görütmeler hükümet ve Türk
liderleri ile yapıldı ve bu hayati soruna bir çözüm bulunmaya çalışıldı.

Kıbrıs Türkleri açlığa mahkum edildiklerini iddia ediyorlar ve Rumlar da
Türklerin depolarda kendilerine aylarca yetecek kadar gıda olduğunu ve
gelen gıdaların da Türk savaşçılarına gittiğini iddia ediyorlar.

Ben anlaşmazlığı gözönüne alarak, 16 Ağustos'da, UNFICYP'e Kıbrıs
Türklerinin yaşadığı 142 köy ve 5 şehirde, Türklerin gıda ve diğer elzem
maddelerini araştıran bir çalışma yaptırdım. Bu çalışma o zaman
köylerin % 40'ından fazlasının unu olmadığını ve bazılarının sadece
birkaç gün için yetecek kadar yemekleri bulunduğunu ve köylerin %
25'inin bir-iki haftalık unları bulunduğunu ve en çok unu olanların da
ancak bir ay dayanabileceğini gösteriyordu.

Bu araştırma ayrıca süt, süt ürünleri, pirinç ve tuz eksikliği olduğunu,
gaz yağının ise çok az olduğunu gösterdi. Buna ek olarak tıbbi
teçhizatın da köylerde çok az olduğu tesbit edildi. Şehirlerde ise durum
köylere nazaran daha iyi olduğunu ama gün geçtikçe durumun oralarda da
kötüleştiğini gösteriyordu. UNFICYP'in araştırmasının getirdiği bir
diğer sonuç da, bu kısıtlamaların Türk bölgelerinde para sıkıntısı
ortaya çıktığını ve bunun işsizlik ve diğer sıkıntılara yol açtığının
tesbit edilmesiydi. UNFICYP ayrıca yardım malzemeleri stoğunun çok az
olduğunu gösteriyordu. Dolayısıyle Türklere uygulanan ambargonun ve
arazilerde yetiştirdikleri sebzelere rağmen çok büyük kısıntılara
girdiğini tesbit etti."

"200 - UNFICYP hükümetin, Lefkota, Lefke ve Koççino dışındaki Kıbrıs
Türk bölgelerine yapılan ambargonun kaldırılacağına dair verdiği teminat
üzerine bu bölgelere gerekli yardımın yapılması için girişimlerde
bulundu. Fakat maalesef o bölgelerde hala daha UNFICYP zorluklarla
karşılaşmaktadır. 27 Ağustos'da Mağusa'dan Baf'a 39 ton gıda maddesi
götüren bir Kızılay konvoyu Rumlar tarafından durduruldu. Fakat
UNFICYP'in yaptığı pretesto sonucu sadece bir bölümün yoluna devam
etmesine izin verildi. Ama aynı tarihte bir Kızılhaç ekibinin eksikliği
hissedilen maddelerle Lefke'ye girmesine izin verilmedi.

"202, 203 - Özel Temsilcim yapılan anlaşmalara karşın süren
engellemeleri protesto etti. Hükümet, bu olayların tüm güvenlik
kuvvetleri aydınlatılmadan önce olduğunu söyledi. Ancak 3 Eylül'ün ilk
haftasında gıda ve diğer malzemeler ile Türk bölgesine et ve peynir
taşıyan bir konvoyun Lefkoşa'nın Türk kesimine girmesine izin vermedi. 4
Eylül'de UNFICYP'den gelen raporlar, hükümetin anlaşmayı uygulamak
istemediği yönündeydi. Konuyu derhal hükümetle ele aldık. Ama hükümet
kısıtlamayı kaldırmak yerine Mağusa ve Larnaka'nın Türk bölgelerini de
kısıtlı bölgeler listesine ekledi. Hükümet ayrıca UNFICYP'e diğer
bölgelere de ekonomik kısıtlama hakkı olduğunu bildirdi. Nitekim daha
sonra engelleme ve el koymalar artmıştır..."

Yine aynı konuda 16 Eylül 1964 tarihinde bir yazı yayınlayan Time dergisi Türk şoförlere yapılanları şöyle anlatmaktadır:
"Bazı barikatlarda Kıbrıslı Türk kamyon şoförleri durdurulup usandırıcı
araştırma yapılmaktaydı ki bu arama maksadıyle meyve veya sebze yükleri
yere boşaltılıyor ve bazen de kullanılması için hasar veriliyordu".

Purcell ise kitabının 358 ve 369 sayfalarında uygulanan ekonomik baskıları şöyle dile getiriyor:
"Geçen Kıbrıslı Türklere hareket edilmekteydi. Fırsat düştükçe de soyulmaktaydılar".

4 - Kıbrıslı Türklere ait ekilebilen arazinin çoğu Rumların elinde
olduğu halde Makarios Hükümeti "Türklerin elinde bulunan Rum arazisini
dengelemek" amacıyla Kıbrıslı Türklerin hububat komisyonu vasıtasıyla
satılan hubutata % 20 vergi koydu. Bu vergi meselesi Kıbrıslı Türklerin
hububatını, Hububat komisyonu vasıtasıyla satmalarını önemli şekilde
engellemek suretiyle bir sürü anlaşmazlıklara yol açtı.

5 - Makarios Hükümeti 1963 Aralığından itibaren Kıbrıslı Türklere sosyal sigorta haklarını ödemeyi durdurdu.

6 -1966 Kasım'ına kadar, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk bölgeleri
arasındaki posta hizmetleri durduruldu. Yeniden başladığında Kıbrıslı
Türklere ait mektuplar sansüre tabi tutuldu.

7 - Makarios Hükümeti Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumların
mağazalarından ihtiyaç duydukları emtiayı alırken, Kıbrıs parası yerine
döviz (Türkiye'den ithalı zorunlu olan ) vermelerini mecbur tuttu.

Bu sınırlamaların bir sonucu olarak Kıbrıslı Türklerin ekonomisi işlemez
hale geldi. Aralık 1966'da Birleşmiş Milletler, Kıbrıslı Türk
nüfusunun ortalama üçte birinin yardıma ihtiyacı olduğunu tesbit
ediyordu."

Richard Patrick ise Türklerin ekonomik durumu ile ilgili olarak tu bilgileri veriyordu:
"Bu dönemde Türk halkının bütün ulusal gelirine, topraklarına ve dış
yardımlara el koyan Kıbrıs Rum toplumu, doğal olarak hızlı bir gelişme
gösterdi. Silah zoru ile yokluğa itilen Kıbrıs Türk halkının iç hasılası
ise insan başına 1963'te 188 Sterlin'den 1968'e 160 Sterlin'e
düşmüştür. Kıbrıs Rumlarının ise 218'den 302 Sterlin'e yükselmiştir.
Kıbrıs Rum toplumu eski Başkanı Kiprianu ise sonraları bu yılları mutlu
yıllar olarak adlandıracaktı".

Yine aynı konuda New York Herald Tribune'nın 16 Eylül 1964 tarihli sayısında yayınlanan bir yazıda ise şöyle deniyordu:
New York Herald Tribune (16 Eylül 1964) "Ambargo herhangi bir amaç için
kabul edilebilir bir araç olarak görülebilir. Ta ki bu uygulama insan
haklarını ve insan yaşamını tehdit eder boyuta ulaşmasın. Kıbrıs'taki BM
Barış Gücü'nün Hindistanlı Komutanı General Thimayya'nın da belirttiği
gibi, Koççino bölgesinde kapana kıstırılmış olan 1.500 Kıbrıslı Türke
uygulanan kuşatma, artık kabul edilebilir boyutları aşmış ve insan
hakları ile yaşamını tehdit eder bir boyuta ulaşmıştır. Bu durum
Kıbrıs'taki uluslararası Kızılhaç'ın İsviçreli Başkanı Max Stolder
tarafından da teyit edilmiştir".

Ekonomik ambargoya BM Genel Sekreteri'nin S/7350 sayılı ve 10 haziran
1966 tarihli raporunun III. paragrafında da değinilmekte ve şöyle
denmektedir.
"Resmi liste, hala daha 31 maddeyi içeriyor. Bu maddelerin çoğu inşaat
malzemesi, otomobil yedek parçaları gibi sivil maddeleri içermektedir.
Buna ek olarak listede bulunmayan diğer sivil mallara da "Kıbrıs polisi" tarafından el konmaktadır".

Kıbrıslı Türklerin 1964-74 döneminde karşılaştığı zorluklardan biri de
eğitim alanındaydı. Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklere vermek zorunda
olduğu bütçe gelirini ani olarak kesmesi sonucu, 2.000'den fazla Türk
öğretmenin maaşları ödenmemiş 10 binlerce Türk çocuğu eğitim
olanaklarından ve ders kitaplarından mahrum edilmişti. Göçler sonucu
köylerini ve okullarını terk eden Türk çocukları altı aylık bir zaman
kaybından sonra tekrar okullarına başladıklarında, gayri sıhhı
koşullarda, kitapsız, deftersiz, kalemsiz, silgisiz eğitim görmeye
başladılar. Adanın dört bir yanındaki 103 köydeki okullar ya tamamı ile
ya kısmen tahrip edilmiş, ya da RMMO tarafından el konmuştu. Diğer
taraftan 1963'den sonra doğan Türk çocuklarının kaydı yapılmayarak,
nüfus kağıdı verilmemişti.

Yurt dışında öğrenime giden Türklere ise her türlü kolaylık
gösterilmekteydi. Ama burada bilinmeyen nokta, gidenlere dönüş izni
verilmeyeceğiydi. Nitekim yüksek öğrenim için ada dışına çıkan Türk
öğrencilerin bu ülkenin vatandaşları olmalarına, aileleri Kıbrıs'ta
bulunmalarına karşın, adaya girmelerine izin verilmiyor ve uçak
alanlarından geri çevriliyordu.
Bu durum, BM Genel Sekreteri'nin 8 Aralık 1967 tarihli S/8286 sayılı raporunda da belirtilmekte ve şöyle denmekteydi:
"108 -Kıbrıslı Türklere dış seyahatlerinde uygulanan kısıtlamalar bu
dönemde çok az değişmiştir. Örneğin: Türkler de Rumlar gibi adayı terk
etmekte serbesttirler. Ama Türk öğrencilerin adaya dönütleri
engellenmektedir. Türkiye'ye çok kısa bir süre için bile giden Türkler
Kıbrıs'a dönüşlerinde çok zorluklarla karşılaşmaktadır". Ne var ki
seyahat ve dolaşım özgürlüğünden tek etkilenen öğrenciler değildi.

BM Genel Sekreteri aynı raporunda şöyle diyor:
"87 -31 Ekim 1967 günü erkenden 1964'den beri adaya sokulmayan ve
Türkiye'de yaşayan Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi Başkanı Sn. Rauf Denktaş,
gizlice Kıbrıs'a tekrar girmeye çalıştı. Fakat adaya ayak bastıktan
kısa bir süre sonra kendisi ile birlikte gelen diğer iki Kıbrıslı
Türkle tutuklanmışlardı".

"88 - Türk Cemaat Meclisi Başkanı Rauf Denktaş'ın 1964'ün başında
Güvenlik Konseyi'nde konuştuktan sonra adaya dönüşü, Kıbrıs hükümeti
tarafından yasaklanmıştı".

Örneğin BM Genel Sekreteri'nin S/5764 sayılı 15 Haziran 1964 tarihli raporunda şöyle deniyordu:
"49 - Ekonomik nedenlerden dolayı şehirler dışına çıkan Kıbrıs Türkleri
bir çok Rum polisi tarafından yoklamalara tabi tutulmaktadır ve şahsi
güvenceleri de yoktur".

"100 - 1 Temmuz'da hükümetin Lefkoşa'nın Türk kesimini 3 günlüğüne
kapatması ve tüm Türklerin buraya giriş ve çıkışlarını yasaklaması ile
çok ciddi bir kısıtlama daha getirildi ve Kıbrıslı Türklerin dolaşma
özgürlügü ortadan kaldırıldı"./S/7350 10/6/66"

"55 - Son raporumda (S/ 7976 para. 74)'de belirttiğim gibi Hala Sultan
Tekkesi'nin durumu, Kıbrıslı Türklerin şikayet gerekçesi olmaktadır.
RMMO'nun oradaki birliklerini biraz uzağa kaydırmalarına rağmen,
Tekke'yi ziyaret etmek isteyen Türkler, Rum askerlerinin çok yakınından
geçmek zorunda kalmaktadırlar ve Türk liderliği hala daha bu camiye
serbestçe girme olanağına sahip olmadıklarını belirtmektedirler."













Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler




Acheson Planları neydi?

1963 saldırılarından sonra devreye giren ABD ve İngiltere 31 Ocak
1964'de ortak bir plan sundu. Bu plana göre adaya 10 bin kişilik bir
NATO birliği gelecek. Bu arada 1200 kişilik bir ABD birliği de gelerek
Türk, Yunan, İngiltere birliklerine katılacak, bu birlikler bir İngiliz
Komutanın emrinde olacak ve NATO tarafından bir arabulucu tayin
edecektir. Bu planın Makarios tarafından reddinden sonra, ABD Dışişleri
Bakanı George Ball tarafından sunulan bir barış planı da, Makarios
tarafından reddedildi. Bu arada Makarios, 4 Nisan 1964'de ittifak
anlatmasını feshettiğini açıkladı. Bu gelişmelerin ardından 15 Temmuz
1964'de ABD, Acheson aracılığı ile bir plan sundu. Bu plana göre
Karpas'da ada yüzölçümünün %5'ini oluşturan bir bölge üs olarak
Türkiye'ye verilecekti. Türkiye buna karşılık Enosisi kabul edecekti.
Kıbrıs 6 yerel yönetime ayrılacak, bunlardan 2'si Türk denetiminde
bırakılacaktı. Enosis'e karşılık Meis adası Türkiye'ye verilecekti.
Kıbrıslı Türklere azınlık hakları tanınacaktı. Makarios, planı,
"Enosis'i şartsız olarak öngörmediği için" reddetti.

Yunanistan ise sunduğu karşı tekliflerde El-Greco burnunda 32.km.
karelik bir alanı üs olarak 25-30 yıllık bir süre için Türkiye'ye
vermeyi ve Türklere azınlık hakları önerdi. Türkiye de bunu reddetti.
Bunun üzerine Ağustos ayı içinde Acheson 2.planını sundu.

- Buna göre Komikebir'in 2 mil batısından geçen bir Kuzey-Güney
çizgisinin doğusu, yaklaşık 200 mil kare, 50 yıl için Türkiye'ye kiraya
verilecekti.
- Ada Türklerine azınlık hakları verilecek ve Lefkoşa'da Türk işlerine bakan bir yüksek memur bulunacaktı.
- Ada Yunanistan'a verilecekti.
- Türk Hakları ABD garantisi altına verilecekti.
- Türkiye prensip olarak bu planı reddederken, Makarios da yine aynı
gerekçe ile "kayıtsız ve şartsız Enosis öngörmediği için" bu planı kabul
etmez.

Sonuç olarak, Makarios, "koşulsuz Enosis" öngörmeyen hiçbir planı kabul etmeyceğini bir kez daha ortaya koymuştu.



Plaza Raporu nedir ve Türkler ilk federasyon önerilerini ne zaman sunmuşlardır?

Acheson'un batarısızlığa uğramasından sonra, Galo Plaza'nın önerileri
gündeme gelir. Galo Plaza, 4 Mart 1964 tarihli Güvenlik Konseyi kararı
uyarınca arabulucu olarak atanan Sakari Tumioja'nın 9 Eylül 1964
tarihinde ölümü üzerine, 16 Eylül 1964'de arabulucu olarak
görevlendirilen Ekvator Devlet Başkanıdır. Plaza taraflarla bir dizi
temaslar yapar. Bu temaslarda Rumlar, Kıbrıs'ın üniter devlet olmasını
garanti-ittifak anlaşmalarının kaldırılmasını, Türklere azınlık hakları
ve bazı konularda muhtariyet verilmesini kendilerine ise
self-determinasyon hakkının tanınmasını isterler. Bundan hareketle
Enosise ulaşmayı planlamaktaydılar. Türkler ise, 1960 anlaşmaları ile
kurulan düzene coğrafi bir temel sağlanmasını isteyerek, ilk kez resmi
bir coğrafi federasyon önerisinde bulunurlar. Buna göre Yayla köyünden
Lefkoşa'nın merkezine ve oradan da Mağusa'ya çekilecek bir hatla ayrılan
ve ada yüzölçümünün % 38'ine eşit olan 1084 mil karelik Kuzey kesimi
Türk Toplumuna bırakılmalıdır. Bu çözüm, her bir taraftan 10 bin ailenin
göç etmesi ile sağlanabilir. İki Toplum kendi bölgelerinde federal
devletin yetkilerine girmeyen bütün konularda muhtariyete haiz olmalı ve
anavatanları ile doğrudan ilişki kurabilmelidir.


Dışişleri, Savunma, federal bütçe, gümrük, ticaret, bankacılık, para
basımı ölçü ve standartların saptanması, vatandaşlık, pasaport, posta
telekominikasyon ve ceza işlerinde yasama ve yargı yetkisi federal
devletin yetki alanına girecekti. Federal Yasama organı; üyelerinin
%30'u Türk ve %70'i Rum olan bir Temsilciler Meclisi ile, Toplumların
eşit sayıda üyelerle temsil edilecekleri Senato'dan meydana gelmelidir.
Bakanlar Kurulunda 70-30, ordu ve poliste 60-40 oranı saklı
tutulmalıdır. Federal devletin bir başka devlet ile birleşmesi, ve
taksimi yasaklanmalıdır, ittifak ve garanti anlaşması anayasanın
ayrılmaz bir parçası olmalıdır.

Plaza, görüşlerini içeren raporunu taraflara 26 Mart 1965'de sunar ve BM
Güvenlik Konseyi önüne getirir. Buna göre Plaza Rum görüşlerini
benimsemiş, Türklere azınlık haklarını önermiş ve anlaşmayı beğenmeyen
Türklerin de Türkiye'ye göç edebilmesini öngörmüştür. Türkiye ve Kıbrıs
Türkleri buna karşı çıkarak Plaza'nın yetkisini aştığını, rapor yerine,
görüş-öneri sunduğunu ve arabuluculuk yetkisinin sona erdiğini
duyurur. Görüldüğü gibi federasyon görüşünü ilk kez ortaya atan ve bunu
istikrarlı bir şekilde 1965'den itibaren savunan Türk tarafı olmuştur.




Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



AKEL ve Rum meclisi'nin aldığı Enosis kararları nedir?

a. AKEL'in Enosis Kararı



1964-1974 döneminin en
çarpıcı gözlemlerinden biri, bir komünist partisi olarak ezilen halkın
ve mazlumların yanında olması gereken AKEL'in, 1960 öncesinde olduğu
gibi, ısrarla Enosis politikasını sürdürmesidir. EOKA çetelerinin Enosis
hedefi ile Kıbrıs Türklerine saldırdığı günlerde saldırılara ve Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin yıkılıp adanın Yunanistan'a ilhakına karşı çıkması
gereken AKEL, ne ilginçtir ki tam aksi bir politika ile Mart 1966'da
toplanan 11. Kurultayında Enosis konusunda kendi kendini daha çok
bağlıyor ve bu yönde bir karar alıyordu. Karar töyleydi:

"Kurultay, AKEL'in ulusal kurtuluş savaşımızdaki sürekli ve değişmez
tutumunun bağlantısızlık, bağımsızlık tam egemenlik, Kıbrıs'ın toprak
bütünlüğü ile, yabancı üslerin ve casusluk için kullanılan radyo
istasyonlarının Kıbrıs'tan kaldırılamasını teyit eder. Ancak bu
amaçların gerçekleşmesiyledir ki, Kıbrıs Halkı geleceğini her türlü
yabancı baskılardan ve müdahalelerden uzak olarak ve dünyaca kabul
edilmiş olan self-determinasyon ilkesi çerçevesinde serbestçe
kararlaştırmak olanağına sahip bulunacaktır. Ancak bu tutum
çerçevesindedir ki Halkımızın ULUSAL REHABİLİTASYONU - KIBRIS'IN
YUNANİSTANLA BİRLEŞMESİ etrafındaki haklı emelleri, herhangi bir
şantajın veya zorlamanın sonucu olarak değil de halkın öz iradesinin
ÖNCE BAĞLARINDAN KURTULMUŞ OLAN HALKIN zorlanmadan, özgürce ifade
edilecek İRADESİNİN SONUCU OLARAK GERÇEKLEŞECEKTİR..."

AKEL'in özetle verdiğimiz bu kararından sonra, 1974 yılına kadar, yani
Türk Barış Harekatına kadar bu parti Enosisi açıkça savunmaya devam
etmiştir. Bu tarihten sonra Enosisi ağzına almayan AKEL, artık
bağımsızlığı savunduğunu iddia etmektedir... Oysa bir parti için geçerli
olan Kurultay kararları ile programıdır ve AKEL, bugüne kadar 11.
Kurultay kararını iptal eden bir karar almadığı gibi, programında
Türklerden AZINLIK diye söz eden ifadeyi de çıkarmış değildir.

Sonuç olarak geçerli olan sözler değil, program ve Kurultay
kararlarıdır. Bu arada önemle vurgulanması gereken nokta AKEL'in Enosisi
iki aşamada öngörmesidir. Birinci aşamada "tam bağımsızlık" dediği
Türk askerinin adadan çıkarılması KKTC'nin yıkılarak "Toprak
Bütünlüğünün" sağlanması, ikinci aşamada ise self-determinasyon yolu
ile Enosis'dir. AKEL'in, kararı dikkatli bir gözle yorumlandığı zaman
çıkan sonuç budur.


b. Rum Meclisinin Enosis Kararı
AKEL'in Enosis kararı almasından sonra, Enosis konusunda her zaman
AKEL'le yarış içinde olan Rum sağı, bayrağı AKEL'e kaptırmamak ve tüm
Rum halkının Enosisten yana olduğunu vurgulamak için konuyu Meclise
getirmeyi uygun gördü. Böylece aynı zamanda, Yunanistan'da darbe ile iş
başına gelen ve Makarios'u Enosis konusunda samimi olmamakla suçlayan
cuntaya karşı da samimiyeti kanıtlanmış olacak, imkan doğduğu anda
Meclise tekrar başvurmadan bir Bakanlar Kurulu kararı ile Enosis'in ilan
edilmesi şansı doğacaktı. 26 Haziran 1967'de yapılan Meclis
Birleşiminde, oy birliği ile alınan Enosis kararının tam metni şöyleydi:

"Temsilciler Meclisi Kıbrıs Rumluğunun ezeli emellerine tercüman olarak
ulusal ereklerini yakın zamanda gerçekleştirmek konusundaki değişmez
kararını dile getirip açıklarken,
a. Ne tür güçlüklerle karşılaşılırsa karşılaşılsın, şu anda tüm ELEN
dünyasının desteği ile yürütmekte olduğu savaşımı başarıya ulaşıncaya
kadar durdurmayacaktır. Başarı derken, arada bir durak yapmadan
Kıbrıs'ın bir bütün olarak anavatanla birleştirilmesi
kastedilmektedir...
b. Kıbrıs Rum halkı ile anavatan arasındaki gönül birliğinin ve ulusal
uğraşımızın başarısı için kaçınılmaz bir koşul olan Yunanistan-Kıbrıs
sıkı işbirliğinin güçlenmesi için elindeki tüm vasıtalarla yardımcı
olacaktır..."

Rum Meclisinin bu kararı hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıktadır
ve Rum toplumu içindeki tüm siyasi parti ve görüşlerin Enosis yanlısı
olduğunu ortaya koymaktadır...

Yine 1974 Barış Harekatı'ndan sonra bu konuyu ağzına almayan Rum
Meclisi, yeni bir karar alarak Kıbrıs'ın bağımsızlığı ve
bağlantısızlığını içerecek bir çözümü savunduklarını ileri sürmüşlerdir.
Ne ki bu karar incelendiği zaman 1967 yılında alınan kararın iptal
edilmediği ve 1967 kararının artık geçersiz olduğuna ilişkin bir ifade
içermediği de çok açık bir gözle görülecektir... Bu durumda iptal
edilmeyen hiçbir kararın hukuken geçerliliğini yitirmediği bilinen bir
geçektir. Bunun yanında zaten bağımsızlık, -AKEL kararında da
belirtildiği gibi- bir ARA AŞAMA'dır. Nihai amaç Enosis'dir. Dolayısı
ile Rum Meclisinin aldığı bağımsızlık kararı ilk aşamayı anlatır, nihai
amaç olan Enosis'i dışlamıyor, tam aksi o kapıyı açık bırakıyor. Tüm
çağrılara karşın Enosis'i yasaklayan bir karar alamamaları ve Enosis
propagandasına ceza getirmemeleri bunun kanıtıdır.




Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Türk Milletvekilleri Meclis'ten nasıl kovuldular?

Rum liderliği dış
dünyaya yaydığı yalanlarda, Türk milletvekillerinin, devlete isyan
ederek, Meclis'ten kaçtıklarını iddia etmektedir. Oysa gerçekte Türk
milletvekilleri ölümle tehdit edilerek meclisten kovulmuşlardır. 1963
saldırıları ile birlikte can güvenliği nedeni ile meclise gidemeyen Türk
milletvekilleri, ortalığın biraz sakinleşmesi üzerine meclise dönmek
istedikleri zaman, Rum yönetiminden aldıkları yanıt, "Gelirseniz Can
Güvenliğinizi Garanti Edemeyiz" şeklindeydi. Bu durum 1965 yılı yaz
aylarına kadar devam etti. 50 kişilik ortak Meclisin 35 üyesini
oluşturan Rum milletvekilleri anayasaya aykırı olarak tek başlarına
toplanıp, gayrı meşru kararlar aldılar.

Bu arada anayasaya aykırı olmasına karşın Rum Milli Muhafız Ordusu (R.
M. M. O.)"yasasını" çıkarıp, yasa dışı bir ordu kurdular. Yunanlı
subayların bu yasa dışı orduda görev yapma, yargılama ve hizmet
koşullarını düzenleyen hukuk dışı yasalar yaptılar. Polis, jandarma ve
belediye yasalarını diledikleri gibi değiştirdiler. Türk halkının
anayasada tanınan haklarını gasbettiler. 21 Temmuz 1965'de ise Seçim
Yasasını değiştireceklerini ilan ettiler. Getirecekleri değişikliklerde,
sadece Rum Cumhurbaşkanının, Rum Bakan ve Milletvekillerinin görev
süresinin uzatılması, öngörülmekteydi. Yapacakları ikinci önemli
değişiklik ise Türk ve Rum milletvekili adaylarının tek bir listeden
seçime girmeleri, bu listelere Rum ve Türklerin birlikte oy vermesi ve
ayrı seçim bölgelerinin birleştirilmesiydi. Bunun anlamı Türk adayların
ayrı liste çıkarma ve Türk halkının kendi temsilcilerini seçme
haklarının fiilen yok edilmesi demekti. Birleşik listelerden aday olacak
Türklerin hiç bir zaman seçilme şansı olmayacaktı. Çünkü Rumlar nüfus
olarak çoğunluktaydı. Bunun bir diğer anlamı da Türk adayların Rum
partilerinden seçime girmelerini zorlamaktı.

Böylece Türk halkının özerkliği, meclisteki temsil hakkı, politik
eşitliği ve tüm anayasal hakları fiilen yok edilerek devlet, Rumların
egemenliğinde ÜNİTER bir yapıya büründürülecek ve Türkler de Maronit,
Ermeni, Latinler gibi önemsiz birer azınlık durumuna indirgenecekti.

Türk Milletvekilleri bu anayasa dışı tutum karşısında 22 Temmuz 1965
tarihinde yeniden Meclis Başkanı Klerides'e başvurarak, Meclis
çalışmalarına katılmalarına olanak sağlanmasını istediler. Klerides bu
istemi reddetti. Bunun üzerine BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisini
arabulucu koyan Türk Milletvekilleri Klerides'den randevu talep
ederler. 23 Temmuz 1965 sabahı BM Barış Gücü'nün koruması altında Rum
işgali altındaki bölgeye geçip Klerides'le görüşen Türk
Milletvekillerinden A. M. Berberoğlu, Ümit Onan ve Ramadan Cemil, bir
kez daha Meclis çalışmalarına olanak sağlanmasını isterler.

Klerides ise bunun 3 koşulla mümkün olacağını belirtir:

1-Türk milletvekilleri, Rum temsilcilerin 1963-1965 döneminde tek
başlarına geçirdiği (anayasaya aykırı olan) tüm yasaları tanıyacaklardı.

2-Bundan böyle geçirilecek yasalarda veto ve ayrı oy çoğunluğu haklarını
kullanmayıp Meclis'deki Rum çoğunluğun kabul ettikleri yasaları olduğu
gibi onaylayacaklardı.

3-Seçim yasasında yapılacak değişiklikle, diğer önemli bazı yasalarda yapılması tasarlanan değişikliklere engel olunmayacaktı.

Bunun anlamı Türk halkının daha önce reddettiği 13 değişiklik maddesini
kabul edip AZINLIK statüsüne indirgenmeyi, devletin tümü ile bir Rum
Devletine dönüşmesini, Enosisin önündeki engellerin kaldırılmasını ve o
güne kadar anayasaya aykırı olarak yapılan değişiklikleri onaylayıp
anayasa dışı eylemlere ortak olmayı kabul etmesiydi. Bir başka deyişle
iki yıllık direnişten sonra teslim olmasıydı. Türk milletvekilleri, bu
anayasa dışı koşulları kabul etmeyip, meclis çalışmalarına
katılmalarının anayasal hakları olduğunu ve Meclise geleceklerini
belirttiler.


Klerides ise onlara şu yanıtı verdi:
"Eğer gelirseniz, sizi, fiziki güç kullanarak içeriye sokmam".

Ertesi gün yayınlanan Rum gazeteleri Türk Milletvekillerinin "Meclisten
Kovulduklarını" ilan ediyorlardı. Türk Milletvekilleri ve Cemaat
Meclisi üyeleri bu durum üzerine Lefkoşa'nın Türk bölgesinde kendi
aralarında toplanarak 24 Temmuz 1965'de ikinci bir YASAMA MECLİSİ
meydana getirdiler ve Türk Cumhurbaşkan Muavini ile Türk
Milletvekillerinin görev sürelerini uzatan ayrı bir yasa yaptılar.

Bu yasa 26 Temmuz tarihinde Dr. Fazıl Küçük tarafından imzalanarak,
basılan bir RESMİ GAZETE'de yayınlandı ve yurürlüğe kondu. "1" no'lu
Resmi Gazete işte bu kararın yer aldığı gazetedir ve Kıbrıs'ta resmen
iki ayrı yasama meclisinin kurulduğu tarihi anlatır. Rumlar ise 23
Temmuz 1965'de öngördükleri değişiklikleri kendi aralarında onaylayıp
ayrı bir Resmi Gazete'de yayınlamışlardı. Rumların bu tutumu Türkiye,
İngiltere ve BM Güvenlik Konseyi tarafından tanınmayarak kınandı.
Türkiye ve İngiltere Makarios'a birer sert nota verdiler, ama o
bildiğini okumaya ve yarattığı emrivakileri kalıcı hale getirmeye devam
etti. Bir anlamda Kıbrıs'ın ilk resmi bölünmesi böyle olmuştur. 1963'de
başlayan fiili bölünme 1965'de Rumların zorlaması ile resmi bir
bölünmeye dönmüttü.

Ne yazık ki ilk günler Makarios'un bu emrivakilerini tanımayan ülkeler,
zaman içinde sessizce tanımaya ve bir Rum devletine dönüşen Makarios'un
gayrı meşru yönetimini, Türk-Rum ortaklığına dayanan meşru yönetimmiş
gibi tüm Kıbrıs'ın yasal hükümeti olarak kabul etmeye başladılar. Oysa o
yönetimin, anayasanın öngördüğü Türk-Rum ortaklık devleti ile uzaktan
yakından ilgisi olmadığı, Türklerin gasbedilmiş devletin hiçbir
organında temsil edilmedikleri, o devletin Türk halkının iradesini
hiçbir şekilde yansıtmadığı ve tam bir DARBE yönetimi olduğu çok açıktı.
Dünyanın kendi çıkarları gereği bunu görmek istememesi, Kıbrıs'ın
bölünmesinin ve 35 yıldır kangren haline gelmesinin başlıca nedenidir.





Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Geçitkale Boğaziçi saldırıları ve bu saldırıların sonuçları nedir?

AKEL ve Rum Meclisi'nin
aldığı bu kararlardan hemen sonra 15 Kasım 1967'de Grivas
liderliğindeki Rum-Yunan ordusu Geçitkale ve Boğaziçi köylerine
saldırdı... Aslında, Rum Meclisi'nin Enosis kararından 4.5 ay sonra
gerçekleştirilen bu saldırının bir amacının da, ileride planlanan
Enosis hareketine karşı, Türkiye'nin mukavemetini ölçmek olduğu ileri
sürülebilir...

15 Kasım 1967 tarihinde bu iki köye saldıran binlerce Rum-Yunan askeri,
sert bir çarpışmadan sonra köylere girmeyi başardı. BM Barış Gücü
askerlerinin gözleri önünde 28 kişiyi öldüren, yaşlı bir ihtiyarı canlı
canlı üzerine benzin dökerek yakan, köyleri yağmalayan ve tüm köylüleri
esir alan Rum-Yunan Kuvvetleri Türkiye'nin çok sert tepkisi ile
karşılaştı. Türkiye derhal Trakya, Ege ve Mersin bölgelerine asker
kaydırmaya başladı. Türk donanması Kıbrıs'a gelmek üzere denize açıldı.
Türk savaş uçakları işgal edilen köyler üzerinde ihtar uçuşları yapmaya
başladı. Bu arada 17 Kasım'da toplanan TBMM, köylerin boşaltılmaması,
ve Yunan askerlerinin, geri çekilmemesi halinde adaya müdahale ve
gerekirse Yunanistan'la savaş kararı aldı... ABD, İngiltere ve Kanada
her zaman olduğu gibi yine devreye girerek Türk müdahalesini önlemeye
çalıştı. ABD Cyrus Vance'i barış girişimleri için adaya gönderdi. 24
Kasım'da toplanan NATO Bakanlar Kurulu, iki üyesinin savaşmaması için,
konuyu görüştü, NATO Genel Sekreteri Manlio Brasio temaslar yapmakla
görevlendirildi. Sonuçta, Türk müdahalesini önlemek için Türkiye'nin
istediği koşullar kabul edildi.

Buna göre Grivas adadan ayrıldı, Yunanistan'ın gizlice adaya soktuğu
askerlerden 12 bini geri çekildi, sürgünde olan Denktaş'ın adaya
dönmesine izin verildi, işgal edilen köyler boşaltıldı ve esirler
serbest bırakıldı, Türk bölgelerine uygulanan kuşatmalar gevşetildi.
Türk bölgelerini korumak için UNFICYP'in yetkileri ve sayısı artırıldı.
Bu arada işgal edilen köylerin halkı tazmin edilecek, RMMO dağıtılacak,
toplumlararası görüşmeler başlayacaktı. Ne var ki, ne tazminatlar
ödendi, ne de RMMO dağıtıldı. Böylece tehlike geçtikten sonra Rumların
anlaşmalara uymadığı bir kez daha ortaya çıktı.





Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Genel Komite ve Geçici Türk Yönetimi nedir?

Kıbrıs Türk Halkı
kurucusu olduğu Cumhuriyetten dışlanınca devletsiz kaldı. Hiçbir halkın
devletsiz, yönetimsiz, bir kabile gibi yaşayarak varlığını sürdürmesi
olası değildi... Bu nedenle 1964 yılı Ocak ayının ilk günlerinde yönetim
işini yüklenecek GENEL KOMİTE adlı bir organ oluşturuldu. Bu organda
(diğer bölgeler kuşatma altında olduğu için) sadece Lefkoşa'da bulunan
eski Kıbrıs Cumhuriyeti Temsilciler Meclisi ve Bakanlar Kurulu üyeleri
ile Anayasa Mahkemesi üyesi Necati Ertekün ve Hakim Mehmet Zekâ Bey
bulunmaktaydı. Komitenin başkanı ise Cumhurbaşkan Muavini Dr. Fazıl
Küçük'tü. Bu Komite, 1967 yılına kadar Türk Halkı adına zorunlu yasama
ve yürütme görevlerini yerine getirdi. Ama artık değişen koşullar yeni
ve daha kapsamlı bir örgütlenmeyi dayatıyordu.

Geçitkale saldırılarından sonra sağlanan diplomatik zafer bu amaçla
uygun koşulları yaratmıştı. Nitekim bu saldırılardan 1.5 ay sonra 28
Aralık 1967'de Geçici Türk Yönetimi ilan edildi. Geçici Türk Yönetimi,
Cumhurbaşkan Muavini ile üç Cumhuriyet Milletvekilini, Cemaat Meclisi
Başkanı ile icra heyetinin belirli sayıdaki üyesini, Mücahit Teşkilatını
ve Maliye'den tarafsız bir maliyeciyi ihtiva edecek şekilde organize
edildi. Buna göre G. T. Y. Başkanlığına Dr. Küçük , yardımcılığına da
Cemaat Meclisi Başkanı Denktaş getirildi. Temsilciler Meclisi ile Cemaat
Meclisi üyeleri de Türk Yönetimi Meclisi olarak görevlendirildi.
Başbakan ve yardımcısı dışında 11 kişilik Yürütme Kurulu, Bakanlar
Kurulu olarak göreve başladı. Hemen ardından, 4 yıllık sürgünden sonra
13 Nisan 1968'de Denktat adaya döndü.

Geçici Türk yönetimi bir süre devam ettikten sonra, ismindeki "geçici"
ifadesi düşürülerek adı "Kıbrıs Türk Yönetimi"ne dönüştürüldü. Bu arada
1973 yılında seçimler yapılarak yönetim yenilendi. Cumhurbaşkan
Muavinliğini ve Türk Yönetimi Başkanlığını Rauf Denktaş tek aday olarak
üstlendi. Bu yönetim biçimi, Otonom Türk Yönetiminin ilan edildiği 1974
yılına kadar devam etti.




Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



"EOKA B" nedir?

1968 yılı içinde
başlayan toplumlararası görüşmeler sürerken, Kıbrıs Rum Toplumu içinde
iki esas görüşün belirginleştiği gözlenir... Bu görütmelerden biri, ani
bir askeri harekatla Kıbrıs Türk direnişinin kısa yoldan kırılarak
Enosisin ilan edilmesini; diğeri de uzun vadeli bir program çerçevesinde
ekonomik ve siyasi baskılarla Türk direnişinin kırılarak, Enosise
ulaşılmasını öngörmekteydi... Bu görüşlerden birincisini eski EOKA'cılar
ve Cunta yanlısı güçler, diğerini de askeri bir harekatın Türk
müdahalesi ile başarısızlığa mahkum olacağını iyi kavrayan Makarios
savunmakta idi... Nitekim Makarios Türkler üzerinde ekonomik baskıyı
ağırlaştırırken, adadan göç etmek isteyen Türklere her türlü kolaylığı
sağlıyor, bir yandan da süren Toplumlararası görüşmeleri uzatarak,
Türklere otonomi verilmesini dahi kabule yanaşmıyordu...

Enosis konusunda askeri kısa yolu tercih edenler EOKA'yı canlandırarak
"EOKA B" adlı Cunta destekli ve Yunanistan tarafından yönetilen gizli
bir örgüt kurdular. Gizli örgüt adada bulunan ve RMMO'yu yöneten Yunanlı
subayların yönetimindeydi. İlk etkili eylem olarak 1970 yılı Mart ayı
başlarında Makarios'un bindiği helikoptere ateş edildi. Helikopter
zorunlu iniş yaptı, Makarios kurtuldu. Bunun üzerine 11 eski EOKA'cı
tutuklandı, İçişleri eski Bakanı Yorgacis bu olaydan sonra şüpheli
şekilde öldürüldü...

Bunun ardından 28 Ağustos 1971'de Grivas gizlice adaya döndü ve EOKA
B'nin başına geçti. RMMO kamplarından silah çalmalar, sabotajlar
başladı. Kilisenin Sen-Sinod Meclisi üyesi 3 papaz, Makarios'a karşı
cephe aldı, Grivas, Enosis demeçleri vermeye başladı. Makarios 21 Şubat
1971 'de Grivas'a bir mektup yazarak işbirligi yapmalarını istedi.
Grivas ise bunu reddetti. 29 Ekim 1971'de bir başka açıklama yapan
Makarios, "bütün Yunan hükümetlerinin rızası bulunduğu taktirde, Enosisi
ilan etmekte tereddüt etmeyeceğini, fakat bu tür bir girişimin
başarısına ve başarısızlığına yol açacak çeşitli faktörler makul olarak
değerlendirildikten sonra bunun olanaksız olduğunu" belirtti.
Makarios'u devirip kısa yoldan Enosis'e ulaşmayı isteyen EOKA B ise,
sabotaj eylemlerini yoğunlaştırdı.

Bu arada şiddet ve terör olayları artarken, 31 Ocak 1973'de yeni bir
açıklama yapan Makarios, EOKA B'nin eylemlerini" Enosis'in mezar
kazıcıları" olarak niteliyordu.




Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



15 Temmuz 1974 Darbesi nasıl gerçekleşmiştir? Makarios gerçekten Enosis'e karşı mıydı?

Yunanlı subayların
yönetimindeki Rum Milli Muhafız Ordusunun lojistik desteği ile her geçen
gün artan şiddet olayları karşısında Makarios kendisine bağlı
kişilerden bir yedek polis birliği oluşturdu. Bu birliklerle EOKA B
elemanları arasında şiddetli çarpışmalar meydana gelmeye başladı. Bu
gelişmeler olurken Makarios da hazırladığı bir mektubu 2 Temmuz 1974
tarihinde Yunan cuntasına gönderdi. Makarios, 10 Temmuz 1974'de Yunan
Cuntasını, EOKA B ile işbirliği yapmak, kendisini devirmek için komplo
düzenlemek, EOKA B'ye silah ve para desteği sağlamak ve RMMO'da görevli
subayları EOKA B'yi yönetmek için görevlendirmekle suçlayarak,
Kıbrıs'ta görevli 650 Yunan subayının geri çekilmesini istiyordu...
Cuntanın bu mektuba yanıtı, 15 Temmuz 1974'de yapılan darbe oldu...

Yunanlı subayların komutasında harekete geçen RMMO ve EOKA B,
Makarios'un sarayını top ateşine tutarak ele geçiriyor, Polis
karakolları ile yedek polis birliklerine karşı tankların desteğinde
saldırılara girişiyor ve kendilerine karşı koyarak Makarios'u
destekleyen AKEL ve EDEK partisi yanlılarını katledip, iktidara el
koyuyordu... 2000 civarında Rum bu iç savaş sırasında ölürken, birçok
yaralı Rumun da Cuntacılar tarafından diri diri toprağa gömüldüğü,
bizzat onları gömen Papaz Papatsestos tarafından TANEA gazetesinde
açıklanmştır. Darbe başarıya ulaştıktan sonra Türk kasabı olarak bilinen
Nikos Samson Cumhurbaşkanlığına getiriliyor ve EOKA B yanlılarından
oluşan yeni bir hükümet kuruluyordu. Bu arada önce Baf'a, sonradan
İngiliz üslerine ve daha sonra Malta'ya kaçan Makarios, İngiltere'ye
gidip görüşmeler yapıyor, oradan da BM'e giderek yaptığı konuşmalarla
derbeden Cuntayı sorumlu tutuyordu.

Makarios'un o kritik anlarda bile Enosisi düşlediğinin en önemli kanıtı
Cuntaya gönderdiği 2 Temmuz 1974 tarihli mektuptur. Bu mektupta şöyle
diyordu: "Kıbrıs'taki devlet temellerini yıkma çabasında Yunanistan
hükümetlerinin çabaları büyüktür. Kıbrıs devleti ancak ENOSİS durumunda
dağılmalıdır". Bu satırlar Makarios'un Enosisciliğinin ve Yunan Cuntası
ile aralarında sadece taktik farklılıkları olduğunun en güzel
kanıtıdır.

Darbeden iki hafta önce bile Enosis'ten söz eden Makarios nasıl bağımsızlıkçı olarak nitelenebilir?













Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Makarios, cuntaya gönderdiği 2 Temmuz 1974 tarihli mektupta ne diyordu?



Makarios'un Yunan Cuntası ile çatışmasının en kızgın anında Cuntaya gönderdiği mektup şöyleydi:
Sayın Yunanistan Cumhurbaşkanı
Fedon Gizikis'e
Atina
Lefkoþa, 2 Temmuz 1974.

Sayın Başkan,

Büyük bir üzüntüyle sorumluluğu Yunanistan Hükümetine ait olduğuna
inandığım Kıbrıs'taki bazı kabul edilmez durum ve olayları gözler önüne
sermek zorundayım. General Grivas'ın Kıbrıs'a kaçak olarak gitmesinin,
Atina'daki bazı çevrelerin desteği ve daveti üzerine gerçekleştiğine
dair söylenti ve kanıtlar var. Ne var ki ilk geldiği günden itibaren,
Milli Muhafız Kuvvetlerinde görev yapan Yunanlı subaylarla görüşüp,
onların da desteğiyle sözde Enosis için savaşarak, yasa dışı bir örgüt
kurmak için faaliyete geçtiği kesindir. Ve Kıbrıs için birçok kötülüğün
kaynağı olan, "EOKA-B" cinayet şebekesini kurdu. Yurtseverlik örtüsü
altında ve Enosis sloganlarıyla, siyasal ve bir sürü başka cinayet
işleyen bu örgütün faaliyeti bellidir. Yunanlı subaylar tarafından
meydana getirilen ve denetlenen Milli Muhafız Ordusu içindeki
"EOKA-B"nin üyeleri kendi kendilerine, övücü, "Enosis taraftarları" ve
"Enosis Cephesi" adlarını da aldılar.

Birçok kere, yasadışı ve ulusal çıkarlarımıza zararlı, iç cephede
bölünmelere ve uyumsuzluklara yol açıp, Kıbrıs Hellenizmini iç savaşla
karşı karşıya getiren, bir örgütün neden Yunanlı subaylar tarafından
desteklendiğini kendi kendime sormuşumdur. Ve ayni şekilde, birçok kez,
bu desteğin ne oranda Yunan Hükümeti tarafından onaylandığını yine
kendi kendime sormuşumdur. Bu sorularıma mantıklı bir cevap bulabilmek
için, değişik fikir ve varsayımları gözden geçirdim. Ne var ki hiçbir
cevap mantıklı bir temele dayanmıyordu. İnkar edilemeyecek tek olaysa,
Yunan subayları tarafından "EOKA-B"ye sağlanan destektir. Ada'nın
değişik bölgelerindeki ordugahlar çevrelerindeki bölgelerde, Grivas ile
"EOKA-B"nin lehine propaganda yapılıyor. Belli ve inkar edilmez bir
başka olaysa,"EOKA-B" nin canice faaliyetini destekleyen Kıbrıs'taki
Yunan basınının, Atina'dan mali yardım gördüğü ve izleyeceği çizginin
Yunan istihbarat Teşkilatı (KİP) VE 2. Genelkurmay bürosu tarafından
saptandığıdır.

Yunan hükümetine, bazı subayların tutum ve davranışlarından dolayı
şikayette bulunduğum her seferinde, bana bunların Kıbrıs'tan geri
çağrılmaları için isimleriyle ve işledikleri suçları belirterek, ihbar
etmemi istedikleri doğrudur. Bunu yalnız bir sefer yaptım. Böyle bir
harekette bulunmak benim için üzücüdür. Ne var ki kötülükler böyle bir
muamele karşısında düzelmiyor. Önemli olan kötülüğün sonuçlarını
düzeltmek değil, kötülüğün kökünü sökmektir.

Sayın Başkan, kötülüğün kökünün çok derin olduğunu ve Atina'ya kadar
vardığını söylemekle üzüntü duyuyorum. Kıbrıs Hellenizminin, acı
meyvelerini bugün tatmakta olduğu, kötülük ağacının, gelişmesini
sağlayan bakımı Atina'da yapılıyor. Daha da açık olmak için
Yunanistan'daki üyelerin, "EOKA-B" tedhiş örgütünün hareketlerini
destekleyip yönelttiklerini söylüyorum. Milli Muhafız Kuvvetlerinde
görevli Yunanlı subayların da yasadışı, komplo ve başka kabul edilmez
durumlara karışmaları böylece açıklanıyor. Askeri rejimin suçluluğunu,
"EOKA-B" yöneticilerinin üstünde bulunan belgeler ispatlıyor. Milli
Merkez tarafından, bu örgütün bakımı için bol miktarda para
yollanıyordu. Grivas'ın ölümünden ve onunla beraber Ada'ya gelen
kumandan Karasu'nun geri çağrılışından sonra, başkanlık için emirler
veriliyordu, yani genel olarak herşey Atina'dan yönetiliyordu. Bu
belgelerin gerçekliği tartışma konusu yapılmaz; çünkü bunlar tarafından
daktiloya alınmış olan yazılarda bile, elle yapılmış düzeltmeler var ve
yazanın yazma stili de bellidir. Belirtici olarak böyle bir belgeyi
buraya ekliyorum.

Her Yunan hükümetiyle işbirliği yapmanın hem ülkem hem de benim için
milli bir görev olduğunu birçok kere açıklamışımdır. Milli çıkar, Atina
ile Lefkoşa'nın barışcıl ve sıkı işbirliğini şart koşuyor.
Yunanistan'da hangi hükümet olursa olsun, benim için anavatanın
hükümeti olduğundan onunla işbirliği yapmam gerekiyor. Askeri rejimlere
karşı özel bir sempatim olduğu söylenemez, özellikle bu durumda bile
işbirliği konusundaki ilkemden caymadım.

Sayın Başkan, Yunanistan hükümetinin adamlarının bana karşı devamlı
komplo hazırlamalarının ve daha kötüsü, Kıbrıs Hellenizmini bir iç savaş
aracılığıyla yıkıma itmelerinin, beni ne kadar üzdüğünü umarım
anlıyorsunuzdur. Atina'dan uzanan ve benim varlığımı ortadan kaldırmayı
amaçlayan eli, birçok kereler görüp hissetmişimdir.

Ne var ki Milli çıkarlar uğruna sessizliğimi gene korudum. Kıbrıs
Killisesinde büyük bunalımlara yol açıp, sonra da görevlendirilen üç
Piskopos'a hakim olan kurnaz kötü niyetin de doğum yeri yine Atina'dır.
Bu konuda hiç bir açıklamada bulunmadım. Yalnızca bütün bunlar niye
diye düşünüyorum. Ve eğer bunun Kıbrıs'ta sürmekte olan dramdan tek acı
çeken ben olsaydım, Yunan hükümetlerinin rolü ve sorumluluğu konusunda
yine susacaktım. Ama bundan tüm Kıbrıs Hellenizmi etkilediği zaman ve
Atina'nın emri üzerine Milli Muhafız kuvvetlerinde görevli Yunan
subayları, "EOKA-B"yi, siyasal cinayetleri ve genel olarak Devlet'in
dağılmasını da içeren, canice siyasetinde destekledikleri zaman
sessizliğe ve saklanmalara yer yoktur.

Kıbrıs'taki devlet temellerini yıkma çabalarında Yunanistan hükümetinin
sorumluluğu büyüktür. Kıbrıs devleti ancak Enosis durumunda
dağılmalıdır. Yunanistan Hükümeti, Milli Muhafız sorununa karşı
takındığı tutumla, Kıbrıs Devleti'nin üstüne bir siyaset uyguladı.
Birkaç ay önce, Milli Muhafız Kuvvetlerinin Genel Kurmay'ı özel
okullarda eğitilip daha sonra askerlikleri süresince subay yapılması
düşünülen yedek subay adayları listesini Kıbrıs Cumhuriyeti'nin onayına
sunmuştur. Bakanlar Kurulu, listede yeralan 57 adayı onaylamadı. Genel
Kurmay bu durumdan bir yazı ile haberdar edildi. Buna rağmen, Atina'nın
talimatı üzerine Genel Kurmay, kanunun kendisine verdiği Milli
Muhafız'daki tüm subayları atama yetkisine dayanarak, Bakanlar Kurulunun
bu kararına hiç bir önem vermedi. Keyfi ve bağışık bir tutum takınan
Genel Kurmay, Kıbrıs Hükümetinin kararına aldırmadan ve yasaları
çiğneyerek, onaylanmayan adayları subay okuluna kaydetti. Yunan
hükümetine bağlı olan Milli Muhafız Kuvvetleri Genel Kurmay'nın bu
tutumunu tamamen kabul edilmez sayıyorum. Milli Muhafız Kıbrıs
Devleti'nin bir organıdır ve Atina değil, Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından
denetlenmelidir. Yunanistan-Kıbrıs birleşik savunma bölgesi teorisinin
duygusal yönü var. Ne var ki gerçekte durum değişiktir. Milli Muhafız
Kuvvetleri bugünkü yapısı ve üyelerinin niteliği yüzünden amacından
sapmış yasadışı hareketlerde bulunan kişilerle, Devlet'e karşı
komploların hazırlandığı merkez ve "EOKA-B"yi destekleyen kaynak haline
gelmiştir.

Bu konuda, son zamanlarda artmış olan, "EOKA-B"nin tedhiş faaliyetleri
süresince, Milli Muhafız Kuvvetlerine ait araçların, silahlarla birlikte
tutuklanması sözkonusu olan kişileri güvenlik içinde taşıdıklarını
söylemem yeter herhalde. Milli Muhafız Kuvvetleri'nin bu sapmasndan da
Yunanlı subaylar sorumludur. Bunlardan bazıları "EOKA-B" faaliyetine
tepeden tırnağa kadar karışmış durumdalar. Tabii ki bundan da Milli
Merkez'in sorumluluğu olmadığı söylenemez.


Nerde isitsem Adini Gözlerim Gezir Seniiiii


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.ay-maral-can.tr.gg
MaRaLCaN
Admin


Üyelik tarihi : 27/03/10

Mesaj Sayısı : 6713

Rep Gücü : 18340

Rep Puani : 218


MesajKonu: Geri: Yavru Vatan Kıbrıs Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler   Cuma Nis. 01, 2011 11:58 pm

Yunan hükümetinin bir
işareti üzerine bu üzücü durum sona erebilirdi."EOKA-B" belgelerinde
kanıtladığı gibi bakımı ve gücü için gerekli olanakları Atina'dan
sağladığından, Milli Merkez şiddetin sona erdirilmesi için emir
verebilirdi. Ne var ki Yunan hükümeti böyle bir harekette
bulunmamıştır. Bu kabul edilmez durumun bir başka işareti olarak da,
son zamanlarda Atina'da kilise ve Kıbrıs Büyükelçiliği de dahil olmak
üzere başka binaların duvarlarında, benim aleyhime ve "EOKA-B"nin
lehine yazıların yeralması gösterilebilir. Suçluları tanımasına rağmen
Yunan hükümeti, bunların yakalanıp cezalandırılması için hiç bir gayret
sarf etmemiştir. Böylelikle "EOKA-B" lehine yapılan propagandaya da
göz yummuş oluyordu.

Söyleyecek çok şeyim var Sayın Başkan, ama sanıyorum ki sözü daha fazla
uzatmaya lüzum yok. Sözlerimi bitirirken de, düştüğü durumdan dolayı,
Kıbrıs halkının ona olan güveni yitirdiği Milli Muhafız Kuvvetlerini
yeni temeller üstünde yeniden düzenleyeceğimi bildirmek istiyorum.
Askerlik süresinin tavanını azaltıp, ulusal bir tehlike karşısında
görevini yerine getiremeyecek duruma getirdiğimi belirtebilirsiniz.

Burada açıklamak istemediğim nedenlerden dolayı bu görüşe katılmıyorum.
Ayrıca Milli Güvenlik Muhafız Kuvvetlerinde görev yapan Yunanlı
subayların geri çağrılmalarını rica ediyorum. Bu subayların Milli
Muhafız Kuvvetlerinde kalıp, onları yönetmeye devam etmeleri halinde
Lefkoşa-Atina ilişkileri zarar görebilir. Bununla beraber eğer, Kıbrıs
Silahlı Kuvvetlerinin yeniden düzenlenmesinde görev almak üzere Kıbrıs'a
eğitici subay ve askeri danışman gönderirseniz mutluluk duyacağım.
Umarım bu arada, Atina, tarafından "EOKA-B" faaliyetine son vermek için
gerekli emirler verilmiştir, çünkü, eğer bu örgüt kesin şekilde
dağılmazsa yeni bir şiddet ve cinayet dalgası görülebilir.

Sayın Başkan, Kıbrıs'ta uzun zamandan beri sürmekte olan içleracısı
durumu belirlemek için birçok üzücü şeyi içten kelimelerle anlatmak
zorunda kaldığım için üzgünüm. Ne var ki, her zaman göz ününde
bulundurduğum ulusal çıkarlar, böyle bir şey zorunlu kılıyordu.

Yunanistan hükümeti ile işbirliğimi kesmek niyetinde değilim. Ne var ki,
benim Yunanistan'ın Kıbrıs'a atadığı vali değil, Hellenizmin büyük bir
bölümünün seçtiği önder olduğum anlaşılmalı. Ulusal Merkezin bana
karşı tavrı buna göre ayarlanmalıdır.

Bu mektubun içeriği gizli değildir.

İçten dileklerle






Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Makarios'un 19 Temmuz tarihli konuşması nedir?





Makarios, darbecilerin
elinden kurtulduktan sonra durumu görütmek üzere toplanan BM Güvenlik
Konseyi'nde konutmak üzere ABD'ye gider. 19 Temmuz 1974'de toplanan
Güvenlik Konseyi'nde konuşan Makarios, EOKA B'yi terörist bir örgüt
olarak niteleyerek, bu örgütü Yunanistan'ın yönettiğini açıklıyor ve
garantör bir ülke olan Yunanistan'ın Kıbrıs'ta darbe yaptırarak adayı
işgale yeltendiğini vurguluyordu.

Makarios konuşmasında şöyle diyordu:
"... Darbe, Yunanistan'daki askeri rejim tarafından planlanmış ve RMMO
yönetimindeki Yunanlı subaylar tarafından gerçekleştirilmiştir".

"... Yunan askeri rejimi Kıbrıs'ın bağımsızlığını acımasızca
katletmiştir. Kıbrıs halkının demokratik haklarını ve bağımsızlığı ile
egemenliğini çiğneyerek, kendi diktatörlük sistemini Kıbrıs'a
yaymıştır..."

"... Kesinlikle biliyorum ki, yasadışı EOKA-B'nin kökleri
Yunanistan'dadır ve en büyük destekçisi de, kaynağı da
Yunanistan'dır..."

"... RMMO kamplarında bu yasadışı örgütün propagandasını yapan Yunanlı
Subaylar, devletin bir organı olan RMMO'yu yıkıcılığın bir aracı haline
getirmişlerdir..."

"... Birkaç gün önce Kıbrıs polisinin eline geçen belgeler, EOKA-B'nin
Yunan cuntasının bir uzantısı olduğunu kanıtlamıştır. Eylemleri için
gerekli para ve ayrıntılı direktifler doğrudan doğruya Atina'dan
gelmekteydi..."

"... General Gizikis'ten RMMO'daki Yunanlı subayları geri çekmesini
istedim ve RMMO'nun sayısını azaltarak, bu orduyu devletin bir kuruluşu
yapma niyetimi ona bildirdim. İzlenimim, Atina rejiminin, ordunun
mevcudunun azaltılması ve Yunanlı subayların geri çekilmesi lehine
olmadığıydı. Nitekim Yunan elçisi, Atina'dan aldığı talimat
doğrultusunda bana bunu bildirdi ve böyle bir durumun Kıbrıs'ın Türkiye
karşısındaki savunmasını zayıflatacağını söyledi... Mantıki gibi
görünen bu gerekçenin arkasında başka hesaplar ve menfaatler gizli
olduğunu biliyordum. Kendilerine Türkiye'den gelecek tehdidin
kendilerinin yarattığı tehdidin yanında hiç olduğunu bildirdim ve kısa
süre sonra bu konularında haklı olduğum kanıtlandı..."

"... Şu anda Yunan askeri rejimi tarafından yaratılan durumun
ayrıntılarını bilmiyorum fakat, korkarım ki mal ve can kaybı çok
ağırdır..."

"... Darbe, dışarıda yapılan çok açık bir işgal olayıdır ve aşikar bir
şekilde Kıbrıs'ın bağımsızlığı ile egemenliğini çiğnemiştir. Bu darbe
RMMO'daki Yunanlı subayların ve personelinin işidir. İttifak Anlaşması
çerçevesinde Kıbrıs'ta bulunan 950 kişilik Yunan kontenjanının da
Kıbrıs'a karşı girişilen bu saldırıda belirleyici bir rol oynadığının
özellikle altını çizmek isterim... Operasyonları yöneten Yunanlı
subayların EOKA-B terör örgütü üyeleri tarafından da desteklendiği ve
bunların RMMO silahları ile teçhiz edildikleri bir gerçektir..."

"... Eğer çarpışmalarda Yunanlı subaylar yer almasaydı, cesetleri
Yunanistan'a götürülüp gömülenler kimlerdi?... Eğer Yunanlı subaylar
darbeyi yönetmeseydi, Yunanistan'dan gece karanlığında gelen uçakların
sivil elbiseler içinde getirdikleri personel ve geri götürdükleri ölü ve
yaralı kişiler nasıl izah edilecektir? Darbenin Yunan Cuntası
tarafından organize edildiğine ve RMMO'daki Yunanlı subaylarla adadaki
Yunan Kontenjanı tarafından gerçekleştirildiğine dair en ufak bir şüphe
yoktur ve bu gerçek zaten dünya basınında da açıklıkla vurgulanmıştır.
Darbe, çok kanlı olmuş ve çok büyük miktarda insan hayatına mal
olmuştur..."

"... Darbe, Cumhuriyetin bağımsızlık ve egemenliğini ayaklar altına alan
bir işgal olayıdır. Ve, bu işgal, Yunan subayları adada durdukça devam
edecektir... Normal anayasal düzene dönülmemesi ve demokratik
özgürlüklerin yeniden tesis edilmemesi halinde, bu işgalin sonuçları çok
acı olacaktır. Yunan Cuntası dünya kamuoyunu yanıltmak amacıyle
RMMO'daki Yunanlı subaylarındeğiştirileceğini açıklamıştır. Fakat konu
onların değiştirilmesi değil, geri çekilmesidir. Yunanlı subayların geri
çekileceği yönündeki açıklama,bunların darbeyi gerçekleştirmiş
olduğunun da kabulu demektir. Ancak bu subaylar darbeyi kendi
insiyatifleri ile değil, Atina'dan aldıkları talimatlar doğrultusunda
gerçekleştirmişlerdir. Yerlerine gelecek olanlar da Atina'daki rejimin
talimatlarını uygulayacaklardır. Böylece RMMO, daima Yunan askeri
rejiminin bir aracı olacaktır. Eminim ki BM Güvenlik Konseyi üyeleri bu
tuzağı anlamışlardır..." "... Görüşmelerin şimdiye kadar tatmin edici
olduğunu söyleyemem. Fakat ATİNA REJİMİNİN iki yüzlü politikası
nedeniyle nasıl ilerleme sağlanabilirdi? Görüşmeler, bütün tarafların
üzerinde anlaştığı şekilde bağımsızlık temeli üzerinde sürdürülmekteydi.
Atina rejimi, bu konuda hem fikir olduğunu belirtmiş ve Yunan
Dışişleri Bakanlığı da Yunanistan'ın bu konudaki politikasının açık
olduğunu vurgulamıştı... Eğer gerçek buysaydı, Yunan askeri rejimi,
amacı adanın Yunanistan'la birleştirilmesi ( ENOSİS) olduğunu açıklayan
ve üyeleri kendilerini Enosisci, ilhakçı olarak tanımlayan EOKA-B
terör örgütünü niye yaratmış ve desteklemiştir?"

"... RMMO kamplarında görevli Yunanlı komutanlar, sürekli olarak
Enosis'in gerçekleştirilmesinin mümkün olduğunu ve benim tarafımdan
hasıraltı edildiğini söyleyerek, bana saldırmışlardır. Kendilerine
bunları ve Yunanistan'ın bağımsızlığı desteklediği yolundaki
açıklamalarını anımsattığımda, bana diplomatların sözlerine fazla önem
vermememi" söylediler. Bu koşullar altında görüşmelerin olumlu bir
sonuca ulaşması olası mıydı? Yunanistan'ın bu iki yüzlü politikası
görüşmelerin önündeki en büyük engeldi..."

"Yunan Cuntasının bu darbesi, görüşmelerin ilerlemesi için en büyük
engeldir. Daha da ötesi, bu durumun kısa bir süre devamı dahi sürekli
bir huzursuzluk kaynağı olacak ve tamiri güç derin yaralar açacaktır.
Güvenlik Konseyi üyelerine çağrıda bulunarak, Atina tarafından yaratılan
darbenin son derece olumsuz sonuçlarına ve yaratılan anormal duruma
son vermesini ve bütün yolları deneyerek anayasal düzeni ve demokratik
hakları daha fazla gecikmeden yeniden tesis etmesini istiyorum. Bu,
Kıbrıs Rumlarının bir iç meselesi değildir. Kıbrıslı Türkler de olumsuz
şekilde etkilenmiştir. Yunan Cuntasının darbesi bir işgaldir ve bunun
sonuçlarından Kıbrıs'ın bütün halkı, Tükler ve Rumlar acı çekmektedir.
Adada bulunan BM Barış gücü,bu askeri darbe koşullarında barışı koruma
görevinde etkili olmaz. Güvenlik Konseyi, Yunanistan'daki askeri rejime,
RMMO'da hizmet yapan Yunanlı subayları geri çekmesi çağrısında
bulunmalı ve onların Kıbrıs'ta süren işgallerine son vermelidir... BM
Güvenlik Konseyi'nin bu yönde alacağı bir kararın, işgalin sona
erdirilmesi ve ihlal edilen bağımsızlığın ve Kıbrıs Halkının demokratik
haklarının yeniden tesis edilmesini sağlayacağı konusunda hiçbir şüphem
yoktur..."




Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



Türk Barış Harekatı'nın nedeni neydi?

Makarios'un Cuntaya
gönderdiği mektup ve darbenin bizzat Yunanlı Subaylar tarafından
yönetilmesi, adanın bir yabancı ülke tarafından işgal edildiğinin bir
kanıtıydı... Kaldı ki Makarios, 19 Temmuz 1974'de Güvenlik Konseyi'nde
yaptığı konuşmada bunu açıklıkla ortaya koymuştu. Adanın kısa sürede
fiilen Yunanistan'a bağlanacağı da açıktı.

Nitekim, bir Yunan subayları grubunun Atina'da Ajans France Press'e
verdiği belgeye göre, darbenin amacı "bir yıllık süre içinde yapılacak
halkoylamasından sonra, Kıbrıs'ın Yunanistan'la birleştirilmesiydi..."
Zaten daha önce de EOKA-B'nin amacının "adanın Yunanistan'a ilhakı
olduğu" defalarca açıklanmıştı... İç politikada sıkışmış durumda olan
Yunan Cuntası ise, dış politikada ulusal bir heyecan yaratarak,
asırlardır süren Kıbrıs'ın ilhakı mücadelesini sonuçlandırmak, adayı
Yunanistan'a bağlamak, böylece Ulusal Kahraman olmak ve dikkatleri dışa
çekmek niyetindeydi... Türkiye, bunları yakından izlemekteydi...

Nitekim, daha sonra Samson'un yayınlanan anılarında da belirtildiği gibi
Türk müdahalesinin gerçekleştiği sıralarda, Yunanistan'dan beklediği
yardımın gelmesi halinde, Yunan Devlet Başkanı Gizikis'le vardığı
anlaşma uyarınca Samson, ENOSİS için hazırladığı mesajı radyodan, okuyup
"ilhakın gerçekleştiğini" duyuracaktı.

Bu mesajda şöyle deniyordu:
"Kıbrıs Yunan Halkı Tanrı, insanlık ve Kıbrıs Hellenizmin özgürlük için
yaptığı fedakarlıklar adına, Kıbrıs'ın birleştiğini ilan ediyorum.
Halkımızın oldum olası var olan isteği ve ülküleri bu an için haklılığa
kavuşmuş bulunuyor. Yaşasın Birleşmiş Ulus".

İşte, Türk Barış Harekatı, adanın Yunanistan'a ilhakını, Türklerin
ilhaka karşı çıktıkları için yok edilmesini önlemeyi ve Kıbrıs'ın
bağımsızlığını koruyup, adada her iki halk için geçerli olacak barışı
gerçekleştirmeyi amaçlamaktaydı.









Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler



20 Temmuz Barış Harekatı'nın gelişimi nasıl olmuştur?

Türkiye Başbakanı Bülent
Ecevit, adadaki Yunan işgalini önlemek amacı ile müdahaleye karar
verdikten sonra, diğer bir garantör devlet olarak İngiltere ile birlikte
müdahale etmek amacıyla görüşme yapmak için, 16 Temmuz 1974'de
İngiltere'ye gitti. Yapılan görüşmeler sonucu İngiltere'nin ortak
müdahaleye yanaşmayacağını anladı. Ecevit, 17 Temmuz tarihinde yapılan
görüşmede Başbakan Harold Wilson ve Dışişleri Bakanı Callaghan'dan hiç
olmazsa daha az kan dökülmesi için İngiliz üs bölgelerinden çıkartma
yapma izni istedi. Bu teklif de reddedildi. Bu durum üzerine Türk
birlikleri 20 Temmuz sabahı Girne bölgesinde Pladini Plajı, (Yavuz
Çıkarma Plajı) denen bölgede adaya çıktı. Aynı anda da Türk Hava
Kuvvetlerine mensup uçak ve helikopterler Boğaz ve Ortaköy bölgelerine
indirme harekatı başlattı.

Bu arada Türk halkının yaşadığı ve Türk mücahitlerinin savunduğu
bölgelere saldırıya geçen Rum birlikleri, bir çok küçük Türk köyünü
yakıp yıkıyor, sivil halkı esir alıyordu. Mağusa ve Lefkoşa hariç olmak
üzere, birçok büyük kasaba da Rum-Yunan birliklerinin eline geçmiş
bulunmaktaydı. Bu arada özellikle Boğaz, St. Hilarion, Lefkoşa, Ortaköy
ve çıkarma bölgesinde yoğun çarpışmalar, sürmekteydi. Harekatın ilk
gecesi Türk Alayına doğru saldırıya geçen Yunan alayı ile yapılan göğüs
göğüse çarpışmalar, Türk Alayının üstün mukavemeti ile karşılaşıyor ve
başarısızlıkla sonuçlanıyordu.

Kıbrıs'ta çarpışmalar sürerken 20 Temmuz günü toplanan BM Güvenlik
Konseyi, 353 sayılı kararı alarak, yabancı askerlerin derhal adadan
çekilmesini istiyordu. 22 Temmuz tarihinde yeniden toplanan Güvenlik
Konseyi, bu kez de 354 sayılı kararı alıyor ve aynı talebi
tekrarlıyordu. Türkiye, 22 Temmuz'da saat 17'den itibaren bu karara
uyarak ateş kesi kabul etti. Bu süre içinde Girne-Lefkoşa Hattı
birleştirilmişti.

Kıbrıs'ta ateş-kes sağlanması ile birlikte Yunan hükümeti istifa etmiş,
Karamanlis Fransa'dan Atina'ya dönerek bir ulusal birlik hükümeti
kurmuş, Kıbrıs'ta ise Samson çekilerek yerine eski Temsilciler Meclisi
Başkanı Glafkos Klerides geçmişti. Bunun ardından Cenevre'de Cenevre
görüşmeleri başlamıştı


1. Ve 2. Cenevre görüşmeleri nedir? 2. Barış Harekatı nasıl gerçekleşmiştir?

Ateş-kesin sağlanmasından sonra 25-30 Temmuz tarihleri arasında 1.
Cenevre görüşmeleri yapıldı. Konferansa; Türkiye, Yunanistan ve
İngiltere, Dışişleri Bakanları düzeyinde katıldılar. ABD, Sovyetler ve
BM de gözlemci bulundurdular. 31 Temmuz günü 1. Cenevre Anlaşması
imzalanmıştır. Kıbrıs'ın bağımsızlığının teminatçısı olan üç ülkenin
imzaladığı anlaşmaya göre, adada iki otonom yönetimin varlığı kabul
edilmiştir. Kıbrıs Rumları ve Türk Birlikleri arasında BM örgütü
tarafından bir güvenlik bölgesi oluşturulmuştur. Rumlar işgal ettikleri
bölgelerden çekileceklerdir. Karma köylerin güvenliğini BM Barış Gücü
sağlayacaktır.

1. Cenevre görüşmeleri sırasında Türkiye'yi; Dışişleri Bakanı Turan
Güneş, Yunanistan'ı; Dışişleri Bakanı Mavros, İngiltere'yi; Dışişleri
Bakanı Callaghan, Kıbrıs Türklerini Denktaş ve Rum tarafını da Klerides
temsil etmişti.

1. Cenevre anlaşmasından sonra Rum tarafının samimiyetsizliği bir kez
daha ortaya çıktı. Çünkü anlaşmanın amir hükümlerine karşın, daha önce
Rumlar tarafından işgal edilen Türk yerleşim yerleri boşaltılmamış, BM'e
teslim edilmemiş, esirler serbest bırakılmamıştı. Bu arada karma
köylerde bulunan RMMO askerleri de geri çekilmemişti.

2. Cenevre görüşmeleri bu koşullar altında 8 Ağustos 1974'de
başlamıştır. Konferansın başında Türk tarafı, 1. Cenevre anlaşmasının
uygulanması için kesin bir tarih saptanmasını istemiştir. Ne var ki Rum
tarafı konuyu uzatarak zaman kazanmak eğilimi içindeydi. Bu süre içinde
de adadaki askeri gücünü artırmak ve dünya kamuoyunu aleyhimize
çevirmek için büyük bir çaba harcıyordu.

Türk tarafı son önerilerini 12 Ağustos günü sundu. Rum tarafı yine
oyalama taktiğine başvurunca, görüşmeler 13 Ağustos tarihinde kesildi.
14 Ağustos sabahı ise 2. Barış Harekatı başladı. Harekat, Doğu'da Mağusa
ve Batı'da da Lefke'ye kadar ulaşılarak bu bölgelerin ve işgal edilen
Türk köylerinin kurtarılmasını amaçlıyordu. Türkiye, 16 Ağustos
tarihinde belirlenen hedeflerine ulaşarak ateş-kes kararına uydu. Bu
süre içinde Güvenlik Konseyi 357, 358, 359, ve 360 sayılı kararları
alarak, ateş-kes sağlanması ve görüşmelere başlanması çağrısı yapıyordu.
Bu sırada Türk ordusunun ulaşamadığı bölgelerde bulunan Türklerin tümü
esir alınıyor, yeni toplu katliamlar yapılıyordu... Kurtarılan
bölgelerde ise adeta bir bayram sevinci yaşanıyordu...


Alinti


Nerde isitsem Adini Gözlerim Gezir Seniiiii


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.ay-maral-can.tr.gg
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Yavru Vatan Kıbrıs Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler   Bugün 12:46 am

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Yavru Vatan Kıbrıs Kıbrıs'la İlgili Bütün Belgeler, Bütün Gerçekler
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Abartisiz Atis Serbest-
Buraya geçin: